Her şeyi değiştiren program
1976’nın son günlerinde punk hareketi hala yeraltından yükselen öfkeli bir dalga olarak görülürken, Londra merkezli televizyon programı Today, Thames Television ekranlarında tarihe geçecek bir ana ev sahipliği yaptı. Aslında programın gerçek konuğu Sex Pistols değildi. Planlanan konuk, o sırada Hollanda’da olan Queen grubuydu. Ancak Queen’in programa gelememesi Sex Pistols’ın ve punk müziğin kaderini değiştirdi. Boşluğu doldurmak için çağrılan Sex Pistols üyeleri, sunucu Bill Grundy ile canlı yayında alkolün ve karşılıklı kışkırtmaların etkisiyle hızla kontrolden çıkan bir sohbetin tarafları oldular. Grundy’nin grup üyelerine yönelik küçümseyici tavrı ve özellikle Steve Jones’u provoke eden sözleri sonrası yayında küfürler havada uçuştu. İngiliz televizyonu için o dönem neredeyse düşünülemez olan bu anlar ertesi sabah gazetelerin manşetlerine taşındı. Olay, Britanya’nın muhafazakar kesimlerinde gruba yönelik büyük bir nefret dalgası yarattı. Konser iptalleri, medya boykotları ve ahlaki çöküş tartışmaları başladı. Diğer yandan ise punk kültürü ilk kez ulusal ölçekte görünür hale geldi. Sex Pistols bir gecede yalnızca tartışmalı bir grup değil, genç kuşağın sisteme duyduğu öfkenin sembolü haline dönüştü. Televizyondaki birkaç dakikalık kaos, grubun etrafında hem korku hem de merak yaratarak İngiliz müzik tarihinin en büyük medya patlamalarından birini doğurdu.

Tanrı anarşiyi korusun
“Never Mind the Bollocks, Here’s the Sex Pistols” yayınlandığında ‘Anarchy in the U.K.’ ve ‘God Save the Queen’ çoktan Britanya kamuoyunda birer kültürel sarsıntıya dönüşmüştü. Özellikle ‘God Save the Queen’, 1977’deki Silver Jubilee of Elizabeth II döneminde yayınlanarak monarşiyi hedef alan sözleri nedeniyle büyük tepki çekti. Bazı radyo istasyonları şarkıyı çalmayı reddetti, büyük mağaza zincirleri albümü satmaktan kaçındı ve grup sürekli iptal edilen konserlerle karşı karşıya kaldı. Buna rağmen Sex Pistols geri çekilmek yerine tartışmanın merkezinde kalmayı seçti. Dönemin işsizlik, sınıf çatışması, gençlik öfkesi ve resmi kurumlara duyulan güvensizliğinin belgesine dönüştü. ‘Holidays in the Sun’ın soğuk savaş paranoyasını andıran atmosferi, ‘Bodies’in rahatsız ediciliği merkeze alan anlatımı ve ‘Pretty Vacant’ın alaycı tavrı, albümün yalnızca provokasyondan ibaret olmadığını gösterdi. Sex Pistols, Britanya’nın güneş batmayan bir kaos imparatorluğu olduğunu söyledi. Albüm boyunca duyulan sert gitar tonları, yüksek tempo ve Johnny Rotten’ın saldırgan vokali, punk’ın müzikal sınırlarını ana akıma taşıyan temel unsurlardan biri haline geldi.

Bu dönemde grubun en dikkat çekici hamlelerinden biri bas gitarda oldu. Grubun orijinal basçısı Glen Matlock ayrıldıktan sonra gruba dahil edilen Sid Vicious, bas gitar çalmayı bilmiyordu. Motörhead’in efsanevi frontman’i Lemmy, Sid Vicious’un Sex Pistols’a bas gitarist olarak girdiğini öğrenince ‘sen gitarı tutmayı bile bilmiyorsun, nasıl çalacaksın’ demişti. Ancak Sex Pistols’ın tercihi işitsel nedenler taşımıyordu. Sid Vicious’ın görünüşü ve ‘geleceksizliği’, her şeyiyle Sex Pistols’tı. Hatta “Never Mind the Bollocks” kayıtlarında duyulan bas gitarların büyük kısmı, grubun eski üyesi Glen Matlock tarafından çalındı. Matlock’un ayrılıktan önce kaydettiği bölümler albümde korunurken, bazı ek bas kayıtlarında gitarist Steve Jones da devreye girdi. Sid Vicious ise sağlık sorunları ve elindeki sakatlıklar nedeniyle kayıt sürecine oldukça sınırlı katkı verebildi. albümde ona ait olduğu kabul edilen bölümler büyük ölçüde ‘Bodies’teki partisyonlardı. Dağınık görünümü, saldırgan sahne varlığı ve medyanın dikkatini üzerine çeken karakteri sayesinde punk müziğin yüzlerinden birine dönüşen Sid, sesin değil imajın taşıyıcısı oldu. Buna karşılık yapımcı Chris Thomas ve mühendis Bill Price, Matlock ve Jones’un çaldığı bölümleri güçlü bir prodüksiyonla birleştirerek albümün kaotik ruhunu teknik olarak sağlam bir zemine oturttu. Böylece “Never Mind the Bollocks”, türün pusula albümlerinden biri haline geldi
İkon
Sex Pistols’ın etkisi yalnızca punk müziğin sınırlarıyla sınırlı kalmadı. Grup, popüler kültürden modaya kadar uzanan geniş bir alanda kalıcı izler bıraktı. Grubun görsel kimliğinin merkezinde, menajer Malcolm McLaren ile tasarımcı Vivienne Westwood tarafından Londra’daki SEX mağazası yer alıyordu. Deri parçalar, zincirler, yırtık tişörtler, safety pin’ler ve politik sloganlarla süslenen kıyafetler başlangıçta şok etkisi yaratmak için tasarlanmıştı ancak zamanla punk modasının temel dili haline geldi. Müzikal tarafta ise Sex Pistols’ın “herkes grup kurabilir” anlayışı, sonraki yıllarda ortaya çıkan sayısız punk, post-punk ve alternatif grubun yolunu açtı. The Clash, Buzzcocks ve daha sonraki kuşaklarda Green Day ile Nirvana gibi büyük isimler bu mirasın farklı yönlerini taşıdı. Popüler kültürdeki etkileri ise 2020’lerde yeniden görünür hale geldi. Yönetmen Danny Boyle tarafından hazırlanan “Pistol” dizisi, grubun yükselişini ve kaotik iç dinamiklerini özellikle Lonely Boy: Tales from a Sex Pistol kitabı temel alınarak yeniden anlattı. Böylece Sex Pistols yalnızca birkaç sene aktif kalmış bir grup olmasın rağmen yarım asır geçse de hem sahnede hem de popüler kültürde var olmaya devam etti.
Puan: 10/10
Tür: Punk
Yayın: 1977
Süre: 38 dakika
Label: Virgin


