“Türk Kadınlarına Bayılıyorum. Bana Olan Yaklaşımları Gerçekten Harika. Beni İlk Günden Beri Kucaklıyorlar ve Bunun İçin Minnettarım. Bence Çok İlerici Bir Tavır Sergiliyorlar.”
Laura Pergolizzi ya da bilinen sahne adıyla LP; queer kimliği ve karakteristik, geniş ses aralığı ile tüm dünyada tanınan bir müzisyen. Aslen İtalyan kökenli olan ve New York’ta doğan LP, şarkıcı ve söz yazarı olarak müzik dünyasında farklı bir yere sahip. Lost on You, When We’re High, Girls Go Wild ve Other People gibi hit’leri yanı sıra Rihanna, Christina Aguilera ve Cher gibi pop yıldızlarına verdiği şarkılarla tanınan LP, Türkiye’de de çok seviliyor.
Güçlü kafa sesi, falsetto’ları ve ıslık tekniği ile lirik bir soprano olan LP, önümüzdeki eylülde yayınlanacak yeni albümü “Room 12” öncesi Türkiye’de 3 şehirlik bir turneye çıkıyor. 11 Ağustos’ta Ankara’da, 12 Ağustos’ta İzmir’de ve 14 Ağustos’ta İstanbul’da sahne almaya hazırlanan LP ile yeni albümünü, queer kimliğini, günümüz pop müziğini, Türk kadınları ile arasındaki bağı ve New York’un sosyalist belediye başkanı Zohran Mamdani’yi konuştuk. Keyifli okumalar, gerçekten çok tatlı bir insan! 🙂
Öncelikle merhaba, nasılsın? Yarattığın kimliğinle ve alternatif bir ses olarak çok sevdiğim bir isimsin, o yüzden seninle röportaj yapmanın tadı başka. Temmuz ayında Avrupa turnesinde olacaksın ve ağustosta da Türkiye’de 3 konser vereceksin. Hazırlıklar nasıl gidiyor?
LP: Merhaba, teşekkür ederim. Çok iyiyim, sen nasılsın? Evet, temmuzda Avrupa’da arka arkaya birçok konser vereceğim, birçok yerde sahne alacağım. Bunun için heyecanlıyım, harika rotalar beni bekliyor. Dinleyicilerimle tekrar bir araya geleceğiz.
Hazırlıklar harika gidiyor. Yeni şarkılarımı çalacağım için de farklı bir heyecan duyuyorum, hatta bunun için sabırsızlanıyorum. O nedenle şu an her şey çok keyifli devam ediyor, umarım turne boyunca bir aksilik yaşamayız.
Türkiye’ye yeniden uğrayacak olman da şahane. Burada gerçekten çok seviliyorsun ve 3 ayrı şehirde konser vereceksin. Sanırım bu turneyle birlikte Türkiye’ye de 5. kez geliyorsun. Türkiye ile kurduğun bağı nasıl görüyorsun ve buradaki takipçilerinle olan ilişkini nasıl değerlendiriyorsun?
LP: Doğrusunu söylemek gerekirse Türkiye’deki dinleyicimlerle en başından beri kurduğumuz sıkı bir bağ var. Bunu orada verdiğim ilk konserden bu yana derinden hissediyorum. Bu bağın giderek güçlenmesi de çok güzel.
Ancak Türkiye ya da İstanbul ile ilgili hissettiklerim sadece bunlarla sınırlı değil. Türkiye gerçekten çok güzel, çok çekici bir ülke. Antik kültürün, tarihin yanı sıra modern ve ilerici bir ruha sahipsiniz. Bu kültürel birleşim fazlasıyla hayranlık duyduğum bir şey.
Bana gösterilen sevgiye ve ilgiye de her zaman hayran kaldım, bunun için çok minnettarım.

Bu arada yeni albümün “Room 12” önümüzdeki eylülde yayınlanacak, bunun için de tebrikler. Yeni albümden “Shelly” ve “Love is All I Have” isimli 2 single yayınlandı. Yayınlanan şarkılar senin romantik, duygusal pop rock ya da indie pop tarzını yansıtıyor. Yeni albümünden ne beklemeliyiz, farklı denemeler var mı?
LP: Evet, teşekkür ederim. Yeni albümüm için de ayrıca heyecanlıyım, gelecek tepkileri çok merak ediyorum. Bir önceki albümüm “Love Lines”dan bu yana yaklaşık 3 yıl geçti. O yüzden “Room 12″nin nasıl karşılanacağını hevesle bekliyorum.
Açıkçası her albümde farklı atmosferler kurmaya çalışıyorum. Bununla birlikte sesimi sınamayı seviyorum ve farklı yönlerini keşfetmeye çalışıyorum. Yazdığım sözler, şarkılar ve repertuar bunun üzerine kurulu oluyor ama dengeyi de bulmaya çabalıyorum. O yüzden farklı denemeler de var ama tamamıyla deneysel diyemem, LOL! 🙂
Peki, yeni albümün kayıt süreci nasıldı? Bunu bir önceki albümün Love Lines ile karşılaştırırsan aradaki farklar neler ve Room 12 neyi simgeliyor?
LP: Açıkçası bu albümün yapım süreci biraz daha farklıydı. Room 12 albümünü yazarken ve kaydederken daha çok evdeydim. Daha çok kendi başımaydım ve daha sakin bir dönemimdeydim. Turne koşturmacası yoktu. Albümü bitirip yeni bir turneye çıkmak gibi bir kaygım da yoktu.
Bu durumun başlı başına birçok şeyi değiştirdiğini düşünmüyorum ama süreç her zamankinden biraz da ağır ilerledi. Albüm sürecinde farklı kişilerle, farklı prodüktörle tanıştım, vakit geçirdi. Bir şeyleri aceleyle yapmak istemedim. Kendimi biraz daha rahat hissetmek istedim. Hayatın tadını çıkarmak için de daha fazla zamanım oldu.
Bir önceki albümüm Love Lines pandemi sırasında bağ kurduğum arkadaş grubumun etrafında şekillendi ve üretim süreci daha kolektifti. Birlikte haftalarca çeşitli stüdyolara kapandık, uzun saatler geçirdik ve bir grup gibi çalışarak albümü kaydettik. Bundan da büyük bir keyif aldık, gerçekten çok eğlenceliydi!
Yeni albümümü ise başkaları için şarkılar yazdığım gibi yaptım. O yüzden “Room 12”, deneyimlerimiz ve yolculuğumuz içinde kendimize kurduğumuz geçici yuvaların hissettirdiği duyguları yansıtıyor. Benim için bu yuvalar ve odalar duygularımı, anılarımı bölümlere ayırıyor. Böylece istediğim zaman onlara ulaşabiliyorum.
Sen bir yandan da Rihanna, Christina Aguilera ve Cher gibi pop yıldızları için şarkılar yazmış birisin. Kısa bir süre önce Metallica’dan Kirk Hammett, günümüz pop müziğindeki şarkı yazımının berbat olduğunu söylemişti. Günümüz pop müziğine, yeni nesil pop yıldızlarına ve müzik endüstrisine nasıl bakıyorsun?
LP: Bir şey söyleyeyim mi, ben bayılıyorum! Zaman akıp gidiyor dostum! Bence yeni akımları, yeni müzisyenleri ve yapılmaya çalışılan farklı işleri eleştirmek çok dar görüşlü bir davranış. Dinleyici kitleleri ve beklentiler değişiyor. Burada çok farklı bir şey dönüyor, neyi karşılaştırıyorsun ki?
İnsanların birçoğu mevcut sisteme ve endüstrinin değişen şartlarına uyum sağlamaya çalışıyor. Onlardan ne yapmalarını bekliyorsun ki? Doğrusunu söylemem gerekirse bu kadar yaygara koparılmasını anlamıyorum ama elbette herkesin kendi görüşünü söyleme hakkı var. Sabrina Carpenter, Bad Bunny, Djo, Chappel Roan gibi sanatçıları çok seviyorum. Geçmişe dair bir özlemim yok, müziğe ve sanatın diğer alanlarına da nostaljik bir yerden bakmıyorum. İstediğimiz zaman o müzikleri dinleyebiliyoruz zaten.

Öte yandan senin müziğin fazlasıyla kendine özgü. Karakteristik bir lirik sopranosun ve çok geniş bir ses aralığına sahipsin. Hatta kariyerinin başlarında klasik rock da yapıyordun. Gelecekte daha sert veya klasik rock ağırlıklı albümler çıkarma planın var mı? 🙂
LP: Teşekkür ederim, sesimi farklı biçimlerde ve kulvarlarda kullanmayı seviyorum ama bunu özellikle amaçlamıyorum. Daha çok aklıma gelen yeni fikirlerle ve süreç içerisinde gelişiyor. İleride tamamıyla klasik ya da hard rock ağırlıklı bir albümüm yapar mıyım, emin değilim. Fikirlerim o yönde gelişirse, hissedersem yaparım ama planladığım ya da üzerine düşündüğüm bir şey değil.
Sırada “Best in Life” isimli bir şarkım var, o yayınlanacak. O şarkıda benim de sevdiğim, etkilendiğim, çalmaktan ve söylemekten hoşlandığım bir rock havası mevcut. Belki zaman içinde o tarzda daha çok şarkı yaparım. 🙂
Ayrıca sen queer kimliğe sahip, LGBTQ+ haklarına da önem veren bir sanatçısın. Üstelik İtalyan kökenli bir New Yorklusun. New York’un yeni sosyalist belediye başkanı Zohran Mamdani ve Trump’ın Amerikası hakkında ne düşünüyorsun?
LP: Evet, kendi bedenlerimize dair karar verme hakkına sahibiz. Bu konuda açık fikirli olmalıyız ve insanların yönelimlerine, kimlikliklerine saygı duymalıyız. LGBTQ+ bireylerin toplumdaki görünürlüğünün artmasını ve eşit hak mücadelesini de şiddetle savunmalıyız.
Bu yönden Zohran Mamdani’yi de çok seviyorum. Gerçekten önemli olan konulara eğiliyor, bunlar için mücadele ediyor ve haklarımızı savunuyor. Toplumsal açıdan %1’lik kesimi temsil etmiyor. Toplumun çoğunluğunu oluşturan insanların sorunlarını çözmeye çalışıyor, sıradan insanların günlük hayattaki problemleri ile uğraşıyor.
Trump’ın Amerikası ile ilgili de söyleyebileceğim pek bir şey yok. Komik olmayan bir şaka, gerçek olduğuna inanmak istemiyorum ama maalesef gerçek.
Son olarak sana şunu sormak istiyorum, Türk kadınları hakkında ne düşünüyorsun ve Türkiye’deki hayranlarına ne söylemek istersin? Röportaj için de çok teşekkür ederim. Konserde görüşmek üzere, sevgiler.
LP: Türk kadınlarına bayılıyorum. Bana olan yaklaşımları, tavırları gerçekten harika. Beni ilk günden beri kucaklıyorlar ve bunun için çok minnettarım. Bugüne kadarki deneyimim hep iyi hissettirdi. Bence çok ilerici bir yaklaşım sergiliyorlar. Buradan hepsine teşekkür etmek istiyorum.
Ayrıca Türkiye’deki konserlerimde giderek daha fazla erkek yoğunluğu görmeye başladım, bu da hoşuma gidiyor. Müziğimi daha fazla erkeğe tanıtma ve ulaştırma konusunda bana destek olduklarını düşünüyorum. Türkiye’de her zaman nezaket ve sıcaklıkla karşılandım, kendimi olduğum gibi hissedebiliyorum. Görüşmek üzere, ben teşekkür ederim. 🙂
ORÇUN ONAT DEMİRÖZ


