Almanya’nın darkwave/post punk devi Pink Turns Blue, tür içinde özel bir yere sahip. 80’li yılların ortalarında müzikal yolculuğuna başlayan grup, 40 yıldır azimle üretmeye devam ediyor.
Bu yıl “Black Swan” adında yeni bir albüm yayımlayan Pink Turns Blue, yeni albümünün dünya turnesi kapsamında 22 Kasım Cumartesi gecesi İstanbul’da yeniden sahne alacak. Konser öncesinde grubun vokali, söz yazarı ve ilk albümü “If Two Worlds Kiss”ten beri kadroda olan tek ismi Mic Jogwer ile bir röportaj gerçekleştirdik.
Açıkçası She Past Away’e kadar uzanan bu röportaj ve verdiği içten yanıtlar için Mic Jogwer’e teşekkür ederim. Keyifli okumalar!
1- Selamlar, nasılsın? Pink Turns Blue benim için özel bir grup ve seninle röportaj yapmak büyük bir zevk. Bir yıl sonra Türkiye’ye tekrar geliyorsunuz, neler hissediyorsun?
Mic Jogwer: Merhaba, bizi ağırladığınız ve desteklediğiniz için çok teşekkür ederiz. Evet, 2024’ün Mart ayında İstanbul’da bir konser verme şansına sahip olduk. Bu konser 2021’de çıkardığımız “Tainted” albümü için yaptığımız turnenin son konserlerinden biriydi. İstanbul’daki konser gerçekten çok güzel geçti ve biz de çok keyif aldık.

Ayrıca bizimle ilgilenen tur rehberinin yaklaşımı da harikaydı. İstanbul’daki tarihi yerleri, pazarları ve hatta bir camiyi gezdirmek için gösterdiği nezaket bizim için büyük bir şanstı. Hayatımda ilk kez bir camiye girdim ve çok etkilendim. Atmosferi ve tasarımı çok beğendim. Çok huzurlu hissettim. Çoğu kilisedeki altın süslemeler ve ihtişam yoktu. Doğrusu iki kıtaya yayılan İstanbul’un ruhunu çok sevdim. Tekrar görüşmek için sabırsızlanıyoruz.
2- Bunu duyduğuma çok mutlu oldum. Bu arada 1985’te kurulan bir grup olarak bu yıl 40. yılınızı da kutluyorsunuz ve darkwave/post-punk türleri içinde önemli bir yerdesiniz. Geriye dönüp baktığında, müzikal yolculuğunuzu nasıl görüyorsun?
Mic Jogwer: Aslına bakılırsa kuruluşumuzu bir kayıt stüdyosuna girmeye karar verdiğimiz, küçük bir plak şirketi kurduğumuz ve ilk albümümüz “If Two Worlds Kiss”i çıkardığımız 1987 olarak kabul ediyoruz.
Ondan öncesi biraz karmaşıktı. Değişen üyeler ve farklı denemeler ile geçti. Yine de haklısınız tabii, neredeyse 40 yıldır buradayız. Fakat 80’lerin sonunda goth rock, darkwave ya da post-punk diye bir şey yoktu. Punk rock’tan synth pop’a kadar uzanan new wave vardı. Komik saçlar, komik kıyafetler, komik davranışlar…
Bizi harekete geçiren şey ise punk’tan gelen kolaylık ile 80’lerin pop’undan gelen melodinin birleşimiydi. Açıkçası punk müziğin sağladığı kolaylık herkesin müzik yapabileceğini ve beceriye çok gerek olmadığını gösterdi. Yaratıcı olmanız ve doğru bir mesajınızın olması yeterliydi. Sadece bir veya iki akor çalıp, bunun üzerine basit bir klavye melodisi ekleyip, duygularımızı yansıtabiliyorduk. İnsanlar sizinle bağ kurabiliyordu. Çok deneysel, özgür ve vahşi bir şeydi.
If Two Worlds Kiss albümünde yer alan “Walking on both Sides” şarkımız ise radyolarda hit oldu. Bizim gibi insanlar için bir marş haline geldi. Bu sayede TV’ye çıktık ve sahnenin kahramanları olduk. Bunun yanına “Your Master is calling” veya “Michelle” gibi başka hitler de ekleyebildik. Bu da bizi başka br seviyeye ve kulüplere taşıdı.

90’ların başında ise sahne değişti. Hip-hop, techno ve grunge gibi diğer türler yeni nesli ele geçirdi. Bizim müziğimiz ise daha niş bir hale geldi. Açıkçası 1991’de Londra’ya taşındık ve orada gelişmeye çalıştık ama başaramadık. Bir yandan da köklerimize bağlı kalmayarak özgünlüğümüzü kaybettik. Öte yandan goth stilini ve klişelerini koruyan gruplar sahnelere yeniden hakim olmaya başladı. Biz ise vazgeçtik.
3- Bu yıl “Black Swan” adında yeni bir albüm yayımladınız. Bence bu yılın en iyi albümlerinden biri. Ayrıca “Black Swan” metaforik olarak imkansızlığı simgeliyor ve bu albümdeki şarkı sözleri de daha çok günümüz siyasetiyle ilgili. Günümüz dünyasını nasıl yorumluyorsun?
Mic Jogwer: Teşekkürler! Evet, Black Swan bir yandan da iktidarı elinde bulunduran ve her zaman kazanan insanları temsil ediyor. Bu insanlar için krizler, salgınlar, savaşlar, kıtlıklar önemli değildir. Başkalarını, özellikle de yoksulları, göçmenleri, uyumsuzları, “anormal” olanları suçlayabildikleri için iktidarda kalırlar.

Evet, biz anormaliz. Hiçbir zaman siyah ya da beyazın bir parçası olduğumuzu da hissetmedik. Bu dünyayı iyilik ve adalet adına geri kazanmak için cesarete ve inanca ihtiyacımız var. Asla vazgeçmeyeceğiz, asla.
4- Black Swan albümündeki sound bir önceki albümünüz Tainted’a da yakın. Hatta bu albümlerde azimli ve umutlu olmaya dair ortak bir duygu var. Bununla ilgili ne söylemek istersin?
Mic Jogwer: Aslında “Tainted” albümü dünyayı sarsan COVID salgını esnasında kaydedildi ve 2021’de yayımlandı. Dolayısıyla o albümdeki ruh hali biraz daha farklıydı. Tüm dünya şoktaydı. Daha yalnız ve kopuk hissettiğimiz bir dönemdi. Dünyadaki birçok sorun da bizi ezip geçecek gibi hissediyorduk. Dünya gerçek anlamda enfekte olmuştu ve bozulmuştu.
Tabii sonra her şey daha da kötüleşti. Ülkeler Paris Anlaşması’ndan çekildi, iklim krizi daha da büyüdü. Öte yandan toplumlar arasındaki bölünmeler keskinleşti ve siyasi iklim daha agresif hale geldi.
5- Almanya gerçek anlamda bir gothic rock ülkesi. Gothic rock/post punk gibi türler Almanya’da çok popüler. Başkent Berlin de multikültürel anlamda çok zengin bir yer. Bunu tarihsel perspektiften nasıl değerlendiriyorsun ve bu durum şarkı yazarlığını nasıl etkiliyor?
Mic Jogwer: Açıkçası biz kendimizi Almanya odaklı bir grup olarak görmüyoruz. Bunun en büyük nedeni de Slovenya ve İngiltere gibi farklı ülkelerde uzun yıllar yaşamış olmamız. Zaten dinleyicilerimizin çok büyük bir kısmı da Almanya dışından. ABD, İngiltere, Polonya, Fransa, İspanya ve hatta Türkiye gibi ülkelerde daha çok dinleniyoruz.
Berlin konusunda ise haklısınız. Berlin’de yaşamak, etrafınızda birçok uluslararası insan olması anlamına geliyor. Türkler, Araplar, Amerikalılar, İspanyollar, Fransızlar, ne ararsanız var. Mesela bizim bas gitaristimiz İtalyan, eski davulcumuz da İngilizdi.
1990’dan beri grup üyeleriyle, plak şirketleriyle, organizatörlerle ve hayranlarımızla iletişim dilimiz İngilizce. Bu yüzden Berlin’i çok kültürlü bir şehir olarak seviyoruz ama Almanlık kısmıyla bir bağlantımız yok. Vergilerimizi ödemek dışında tabii. 🙂
6- Bir yandan da dünya geneline baktığımızda aşırı sağ ideolojilerin yükselişte olduğunu görüyoruz. Almanya’da da benzer bir durum söz konusu. Fakat Almanya hâlâ çok sayıda göçmen alıyor. Birçok Türk arkadaşım da hâlâ Almanya’ya taşınmak istiyor. Bir müzisyen olarak bu ekonomik ve siyasi ortamı nasıl değerlendiriyorsun?
Mic Jogwer: 1950 ile 1990 yılları arasında zenginleşen birçok ülke, değişen dünya ile ilgili sorunlar yaşıyor. Otomasyon, küreselleşme, yaşlı nüfus bunların başında geliyor. Ayrıca Çin ve Hindistan gibi ülkeler de Batı ile arayı kapattı. Bu durum da eski sanayi ülkeleri üzerinde büyük bir baskı yaratıyor.
Ne yazık ki insanlar gerçekleri kabul etmek yerine yalanlara inanmayı tercih ediyor ve popülist siyasetçilere oy veriyor. Zaten bu popülist siyasetin amacı da günah keçileri yaratmak üzerine. Göçmenler, marjinal kesimler ve sol gruplar günah keçileri olarak gösteriliyor.
Almanya tarafında ise Almanya genç nüfusu olmayan ülkelerden biri. Bu nedenle yurt dışından mümkün olduğunca genç insanı çekmek zorunda. Tabii kültürel geçmiş ne kadar çeşitli olursa, toplum da o kadar güçlü olur diye düşünüyorum.
O yüzden Almanya’nın göçmenlere karşı daha misafirperver ve daha destekleyici olması gerektiğine inanıyorum. Öte yandan Almanca kolay bir dil değil, dile dair bir bariyer var. Almanlar da çoğunlukla kibirli ve kayıtsız.
Fakat popülist siyasetçilerin kolay çözümlerine değil, sağduyulu olmaya ihtiyacımız var. Umuyorum ki insanlar zihinlerini ve kalplerini gerçeklere açacaklar.
7- Sana bunu sormazsam olmaz. Türkiye’den çıkmış dünyaca ünlü bir darkwave/post-punk grubumuz var, She Past Away. She Past Away’i takip ediyor musun ve müzikleri hakkında ne düşünüyorsun? 🙂
Mic Jogwer: Elbette. 2000-2010 arasında yeni bir nesil ortaya çıktı ve melankolik pop ile karanlık temaları kendilerine özgü şekilde yeniden canlandırdı. Otantik bir imza attılar. Özellikle She Past Away, Lebanon Hanover ve Soviet Soviet, yaratıcı, taze ve harika yaklaşımlarıyla bizi etkiledi.

Açıkçası bu isimler bizi yeni şarkılar yazmaya, yeni albümler çıkarmaya ve taze bir başlangıç yapmaya çok motive etti. Ayrıca bu yeni kuşak sound’umuzu güncellememizi de sağladı. Sonra birkaç festivalde birlikte çaldık ve genç kahramanlarımızla tanıştık. Onların da bizim müziğimize karşı aynı duyguları beslediğini öğrendik. Biz onların harika şarkılarına hayrandık, onlar da bizim 80’lerden beri devam eden yolculuğumuza hayrandı. Böylece kısa sürede arkadaş olduk. 🙂
8- Son olarak, Türkiye’deki hayranlarınıza ne söylemek istersin? Konserde farklı bir şarkı seçimi olacak mı?
Mic Jogwer: Geçen yıl konserimize gelen herkesle yeniden buluşmayı umuyoruz. Ayrıca yeni dostlar edinmeyi de istiyoruz. Black Swan albümünden 5 şarkı, Tainted albümünden 4 şarkı çalacağız. Tabii geçmişimizin en sevilen şarkılarını da çalacağız. Röportaj için de tekrar teşekkürler, görüşmek üzere!


