Mizantrop Albümünde Daha Farklı ve Yenilikçi Bir Sound da Ortaya Çıktı. Minimal, Karanlık ve Atmosferi Güçlü Bir Albüm Oldu.
Açıkçası She Past Away’in bendeki yeri çok ayrı. İlk albümleri Belirdi Gece’den ve ilk hit’leri Kasvetli Kutlama’dan bu yana aldıkları yolu ilgiyle takip ediyorum ama bunun yanı sıra yurt dışında başardıkları dolayısıyla da çok seviyorum. Post punk / darkwave türünde çıktıkları küresel zirve gerçekten gurur verici. Elbette bu başarının ardında da büyük bir emek, harika bir vizyon ve kararlılık var.
She Past Away uzun süredir dünyanın her yerinde turlayan, konserler veren ve tür müziğinde örnek olarak gösterilen bir marka. Yeni albümleri Mizantrop da 7 yıllık uzun bir bekleyişin ardından geldi. Fırsat bu fırsat dedim ve yeni albümün şerefine She Past Away’in kurucusu ve vokali Volkan Caner’e ulaştım. Volkan ile hem geçmişe uzandık, doom/death metal köklerine kadar indik hem de yeni albüme dair konuştuk. Verdiği şahane cevaplar için de ayrıca teşekkürler, keyifli okumalar!
Öncelikle merhaba Volkan, nasılsın? Yeni albüm “Mizantrop” uzun bir bekleyişin ardından geldi, hayırlı olsun. Siz de turnedeydiniz, şu an keyifler nasıl, biraz rahatladınız mı?
Volkan Caner: Merhaba Orçun, keyifler yerinde, teşekkürler. Portekiz, Brezilya, Meksika ve ABD’yi kapsayan 9 konserlik bir turnedeydik. Yolculuk kısmı yorucu olsa da tüm konserler oldukça güzel ve coşkulu geçti. Nisan ayı ve sonrasında konserler açısından tekrar yoğun bir döneme gireceğiz. Yeni albümün nihayet yayımlanmasıyla birlikte de biraz rahatlamış durumdayız.

Yeni albüm yayılamdığından beri gerçekten içinden çıkamıyorum, esir alınmış gibiyim. Biraz süreçten bahsedelim istersen, Disko Anksiyete’nin üzerinden 7 yıl geçti. Arada remix ve seçki albümü de yayımlandı. Yeni albümün yazım süreci nasıldı, bu kadar beklemek ve albümün demlenmesi özellikle aldığınız bir karar mıydı?
Volkan Caner: Güzel yorumun için teşekkürler. Disko Anksiyete’yi yayımladık ve hemen ardından pandemi dönemi başladı. Pandemi zamanı eve kapandığımızda birçok yeni şarkı yazma fırsatımız oldu ama bunları hemen yayımlamak istemedik.
Sonrasında farklı denemeler, versiyonlar derken konser ve turneler yeniden başladı. İçimize tam olarak sinen bir şey olmasını istediğimizden ötürü aceleci davranmak istemedik. Önemli olanın fazlaca albüm ve şarkı yayımlamak değil, içimize sinen kalıcı işler ortaya koyabilmek olduğunu düşünüyoruz.
Bir yandan da ben yeni albüm Mizantrop’un Disko Anksiyete ile bir bağı olduğunu düşünüyorum, sanki adı konmamış bir devam albümü gibi. Özellikle karanlık, hüzünlü dans pisti ruhunu, şarkılardaki kancaları ve prodüksiyon ögelerini Disko Anksiyete’ye çok benzetiyorum. Buna dair neler söylemek istersin, albümü nasıl bir yere koyuyorsunuz?
Volkan Caner: Bu albümde Disko Anksiyete döneminde yazılmış şarkılar da var. Bundan dolayı böyle düşünüyor olabilirsin. Ayrıca Disko Anksiyete müzikal stil ve zevkler açısından ilk iki albüme göre güncel müzik kafamıza daha yakın.
Bütün bunlara rağmen Mizantrop albümünde genel She Past Away sound’unu koruduğumuzu düşünüyorum. Buna ek olarak daha farklı ve yenilikçi bir sound da ortaya çıktı. Daha minimal, karanlık ve atmosferi güçlü bir albüm oldu.

Peki, ilk albüm Belirdi Gece’den bu yana müziğinizin aldığı yolu nasıl görüyorsun? Uzun bir süredir dünya çapında bir grupsunuz ve dünyanın her yerinde konser veriyorsunuz, turluyorsunuz. Yeni bir albüm için de bu kadar beklemeyiz heralde. 🙂
Volkan Caner: Çok uzun bir bekleyiş olacağını sanmıyorum, tabii büyük konuşmamak lazım. 🙂 Ancak halihazırda bekleyen yeni şarkılar var ve bir şekilde dinleyiciyle buluşacaklar.
İlk albümden bu yana dinleyecilerin “bu She Past Away” diyebilecekleri bir sound’umuz olduğunu düşünüyorum. Türe ve müziğimize hakim olmayan insanlar için farklılıklar ne kadar belirgindir bilemiyorum ama kendimizi tekrarlamaktan kaçındık. Bunu da yenilikçi tavrın dozunu kaçırmadan yaptık.
Ayrıca Belirdi Gece’yi yayımladığımız dönemde post-punk/darkwave bu denli popüler değildi. Seyirci profilimiz 40 yaş üstü ve genelde 80’leri yaşamış bir kitleden oluşuyordu. Pandemi sonrasında bazı sosyal mecraların etkisiyle bu müzik türü gençleri de etkisi altına almaya başladı.
Goth kitle daha kozmopolit bir yapıya büründü. Dolayısıyla seyirci sayısı arttı ve bunun bize olumlu etkileri oldu. Kemikleşmiş seyirci kitlesinin üzerine yeni jenerasyondan da dinleyiciler edinmeye başladık.

Birkaç ay önce Pink Turns Blue’dan Mic Jogwer ile bir röportaj yapmıştım. Size selam gönderip, şunları söylemişti: “She Past Away yaratıcı, taze ve harika yaklaşımıyla bizi etkiledi. Kendilerine özgü, otantik bir imzaları var.” Bu gerçekten gurur verici ve sizin tür içindeki yerinizi de gösteren bir açıklama. Kendi hikayeni nasıl görüyorsun, sence asıl kırılma nerede ve nasıl oldu?
Volkan Caner: She Past Away’in temellerini attığımız zamanlarda bolca Pink Turns Blue dinlemişliğimiz var. Bizi etkilemiş bir gruptan bu sözleri duymak harika bir his. Bizden de selamlar!
Doğrusu darkwave/post punk türü içinde de yeni bir kuşağı temsil ediyorsunuz. Sizin de içerisinde yer aldığınız yeni nesil tür grupları dijital devrim ve sosyal medya çağı ile büyüdü, yayıldı. MTV bile kapanmışken, dijitalleşmenin müziğe etkisini nasıl görüyorsun?
Volkan Caner: Müzik endüstrisi dijital çağ ile birlikte bambaşka bir forma büründü. Bu sayede “indie”, “underground” gibi müzik janraları çok daha kolay ulaşılabilir hale geldi. Bu durumun hem iyi hem de kötü etkileri olduğunu düşünüyorum. TikTok gibi mecralardan falan gruplar türedi…
Müziğin bu kadar kolay ulaşılabilir olması daha fazla dinleyiciye ulaşmanızı sağlıyor ama bir yandan da daha bilinçsiz bir dinleyici kitlesi ile karşı karşıya gelme durumu ortaya çıkıyor. Gözlemlediğim kadarıyla insanlar artık albüm bile dinlemiyor. Böyle negatif tarafları olsa da bir plak şirketine ihtiyaç duymadan kendi müziğini insanlara ulaştırabilmek işin en olumlu tarafı.
Senin She Past Away öncesinde doom/death metale uzanan köklerin de var. Hatta She Past Away’in ismi de o köklerden geliyor. Bu müzikal geçişi yaparken belirleyici olan unsurlar nelerdi ve işlerin bu kadar büyüyeceğini, böylesi bir noktaya geleceğini tahmin ediyor muydun? İleride farklı bir sound ile başka denemeler de duyabilir miyiz? 🙂
Volkan Caner: Evet, 90’lar oldukça yoğun şekilde doom/death metal dinlediğim bir dönemdi. İlk grup tecrübem de 92-95 arası faal olan “Tears of Beggar” ile oldu. 95’te bir demo yayımladık ve sonrasında grup dağıldı.

95’ten sonra dinlediğim doom gruplarının avangart atılımları ve gothic rock ile olan flörtleşmeleri sonucunda müzik zevkim değişmeye başladı. O zamanlar takip ettiğimiz fanzinlerde “MDB” gibi grupların röportajlarında “Depeche Mode”, “Swans”, “Dead Can Dance”den bahsettiklerini görürdük. Zamanla benim müzik zevkim de bu yönde evrimleşmeye başladı ve metal müzikten uzaklaşmaya başladım.
Sonra zaten She Past Away’in tohumlarının atılmaya başladığı döneme geçtik. Açıkçası başlangıçta da hiçbir öngörü yoktu. Tek amacımız istediğimiz müziği yapmak ve aynı zevklere sahip olan dinleyicilere ulaşabilmekti.
Eskilere döndüğümde zaman zaman gaza geldiğim oluyor. Arada iki eski doomcu olarak Rain to Rust’tan Mert ile konuşuyoruz. Böyle sefalet dolu, ağır tempo işler yapsak diye ama maalesef enerji ve motivasyon bulmak kolay değil.
Öte yandan She Past Away denilince benim zihnimde hemen Alman dışavurumcu sinemasına dair filmler, simgeler ve estetik beliriyor. Hatta yeni albümdeki “İnziva” şarkısının klibi de tam olarak bunu yansıtıyor. Mesela o klibi izlerken “Das Cabinet des Dr. Caligari”yi çok anıyorum. Sinema ya da görsel sanatlar ile kurduğun bağ nasıl ve beste yaparken belli bir imaj, zihninde belli bir görselleştirme şablonun var mı?
Volkan Caner: Dr. Caligari benim de çok sevdiğim bir film. Senin de belirttiğin gibi Alman dışavurumcu sinaması estetik olarak bizim müziğimize oldukça uygun. İnziva’nın klibi için aklımızda net bir fikir yoktu. Klip için “Muted Widows” ile çalıştık ve bize klip öncesinde bazı eskizler gönderdiler. Kullandıkları Dr. Caligari referansları da bize doğru yolda olduğumuzu hissettirdi ve böyle bir klip ortaya çıktı.
Sinema ile olan bağım hiçbir zaman sinefillik seviyesinde olmadı ama 70’ler ve 80’ler İtalyan B-movie / korku / giallo sineması ile bir dönem oldukça ilgilendim, takip ettim. Bunun yanı sıra Andrey Tarkovski, Ingmar Bergman gibi yönetmenleri de çok severim.

Tabii David Lynch gerçeğini de unutmamak lazım. Twin Peaks serisini tekrar tekrar izlemek gibi hoş bir hobim var. Ayrıca bir de anekdot vereyim; Durdu Dünya şarkımızın sözlerinin ilham kaynağı Ingmar Bergman’ın “Wild Strawberries” filmi.
Peki, She Past Away’i tanımlayan edebi eserler hangileri, yazarlar/şairler kimler olurdu? Gotik edebiyat ve varoluşçu felsefenin koyu bir birleşimi var. Müzik ile birlikte gelen nihilist, şiirsel bir manifesto da var.
Volkan Caner: Charles Baudelaire, Edgar Allan Poe, Franz Kafka, H. P. Lovecraft, Comte de Lautreamont gibi klasik yazarlar ve şairler en başından beri beni etkilediler, etkilemeye de devam ediyorlar. Bizden ise Tezer Özlü oldukça özel bir yere sahip. Ayrıca İhsan Oktay Anar’ın “Suskunlar” isimli eseri o tuhaf, mistik yapısıyla beni oldukça etkilemiştir.
Son olarak yeni albüm tekrar hayırlı olsun. İstanbul’a çok sık geliyorsunuz, burada sık sık konser veriyorsunuz ama ileride Türkiye’ye temelli dönmek gibi bir düşüncen var mı? Buraya dair özlediğin şeyler neler oluyor? Röportaj için de teşekkür ederim, sevgiler. 🙂
Volkan Caner: Teşekkürler Orçun. Aslında Türkiye’ye çok sık geldiğimiz söylenemez. Yılda 1-2 konserin yeterli olduğunu düşünüyoruz ama pandemi öncesine kıyasla daha çok geldiğimiz kesin.
Şimdilik Türkiye’ye dönmek gibi bir planım yok ama özlüyorum tabii. Fırsat buldukça da gelmeye çalışıyorum. Aile, yemekler ve eski Bursa tayfası muhabbetleri en çok özlediğim şeyler.


