Beat Talks: Bedük – “70 Yaşıma da Gelsem Hep Dans Etme İsteği Uyandıran Parçalar Yapacağımı Düşünüyorum!”

Batıkan Baksı
Okuma Süresi: 8 Dakika

Elektronik müziğin Türkiye’deki öncülerinden Bedük, hem Londra–Türkiye arasında sürdürdüğü üretim temposunu hem de 70’inde bile “dans ettiren” şarkılar yapma hedefini röportajımızda anlattı. Mainstream sahnede farklı duruşunu korumanın sırlarından yapay zekâya bakışına, analog–dijital denge tutkusundan yeni projelerine kadar uzanan sohbette, “Frank Sinatra, Ankara’da doğsaydı ne olurdu?” sorusuna yanıt arayan 35 kişilik Silk Orient projesinin de müjdesini verdi.

Beatsommeliere hoş geldin Bedük! İlk olarak merak ediyorum nasıl geçiyor yaz günleri? Üretmeye devam mı yoksa dinlenme aşamasında mısın? Hazır yeni single da çıkmışken.

Bu sene konserler ve kayıtlar arasında 2- 3 günlük kaçamak deniz tatilleriyle geçti. Kendimi bırakamadım ama keyfim yerinde. 

Sen 2000lerin pop ve rock ortamında aslında beklenmedik bir anda mainstream bir yere de sahip oldun. Peki sence o dönem mainstream olabilmek için özel bir formül uygulamak gerekiyor muydu bugünkü gibi? Yoksa piyasa senin doğallığını mı sevdi?

Bedük

Amacım her zaman ortaya çıkarttığım ürünü genel kanalları kullanarak olabildiğince doğru anlatabilmek, paketleyebilmek oldu. Yani paketlenmiş bir işi değil, ortada olan işi doğru paketlemeyi düşündüm hep.  O zaman yani 2008-2009 döneminde müzik televizyonları, talk-show’lar bu tanıtımda önemli bir yere sahipti. Ben de her ne kadar kendi elementimin dışında bile olsa o mecralara katılıp müziğimle bir yakınlık kurdurmaya çalıştım. İnsanlar doğallığımdan çok kendime has duruşumu, piyasa kurallarıyla oynamamamı ve farklı durmamı sevdi diyebilirim. Şimdi bile yaptığım iş garip gelirken o dönem iyice değişik geldi insanlara sanırım. Bu planda Automatik parçasının düğün videolu klibi tabii ki başroldeydi. Şimdi de benzer bir durum kendini yeni gösteren sanatçılar için de sosyal medyada mevcut. İşlerini bu platformların genel düzenine ve iğretiliğine kaptırmadan ince bir çizgide kendilerini bozmadan iyi kullanırlarsa aynı etkiyi hatta daha fazlasını yakalayabilirler.

“Fikir alırım, duyarım ama dinlemem!”

Hem sahne şovlarını hem prodüksiyon sürecini kendi başına kurgulayan bir müzisyen olmak zaman içinde seni nasıl şekillendirdi? Her ne kadar prodüktörlük de üstlensen etrafında fikrini aldığın insanlar oluyor mu? Veya eskiden bu daha çok mu böyleydi?

Yorucu oluyor tabii ama yapmayı sevdiğim şey bunlar zaten. İşimi bir oyun olarak ele alıp, puzzle çözüyorum aslında. Nasıl ki puzzle’ı çözmekten zevk alırsın aslında bitirmekten değil; benim müzik yolculuğum da aynen öyle. Fikir alırım, duyarım ama dinlemem 🙂 

Önceden senin gibi üretim yapan müzisyen sayısı çok azdı. Bugün artan üretimi nasıl değerlendiriyorsun? Evet teknolojinin elbette yeri vardır ama acaba farklı yaratıcılık dinamikleri ve global pazarın daha kolay takip edilebilmesi de bunu güçlendirdi mi sence?

Eskiden albüm çıkartmak için fiziki olarak basman, kapak hazırlaman, fiziki dağıtım kanalı oluşturman, satış rakamlarını takiben yeni baskılar oluşturman, klipleri de kasetlerle kanallara göndermen gerekiyordu. Bunu da benim gibi tek başına yapmak hem aşırı uzun zaman alıyordu hem de ciddi rakamlar gerekiyordu yani neredeyse imkansızdı. Ben ilk iki albümü kredi çekerek ve borç harçla yapmıştım. O yüzden bir albümü hazırlayıp çıkartmak evinde oturan biri için hayaldi. Şimdi evinden tek tuşla ister albümü, ister single’ı, ister videoyu 2 günde bir çıkartabilirsin. Ne albümü hazırlamak ne de dağıtmak için paraya ve zamana ihtiyacın var. Bütün sebep bu. 

“Uzak kalmak beni daha dingin yaptı…”

Epey süredir Londrada yaşıyorsun ve iki ülke arasında mekik dokuyorsun aslında. Bu seyyahlık hâli müzikal olarak sende neleri değiştirdi? Gitmeden önceki senle bugünkü sen arasında nasıl değişimler oldu?

Bütün bu git-gellerde çok fazla kendimle kalabiliyorum. O uçakta geçen 4 saat bile dünyadan kopup yazıp çizmeme, düşünmeme vesile oluyor. Bu da yaratıcılığı artırıyor hâliyle. Normal zamanda sürekli bir sosyal dünyanın içinde günlük hayatın getirdikleriyle uğraşırken insan kendiyle ve düşünceleriyle baş başa kalamıyor. Uzak kalmak beni daha dingin yaptı diyebilirim. 

Farklı kültürlerin arasında yaşama hâli aslında sana bir de mekânsal özgürlük” sağlıyor olsa gerek. Bu özgürlüğü nasıl tanımlıyorsun? Sana farklı deneyimler yaşattı mı müzik yolculuğunda daha önce yaşamadığın?

Hayatta sana dokunan her şey duygularını ve dolayısıyla yaratıcılığını destekliyor. Farklı kültür ve bakış açıları seni daha anlayışlı, kendiyle ve dünyayla barışık ve dingin kılıyor. Bütün batı dünyasının nimetlerine rahatça ulaşabiliyor olmak da tabii seni o sıkışmışlık hissinden kurtarıp daha “bağlantılı” hale getiriyor. 

“Eğer sıkıştıysan ve yapay zekayı bundan kurtulmak için kullanırsan nefis…”

Şimdi bu dönemde sohbet ettiğim müzisyenlerle en çok konuştuğum konulardan birisi yapay zeka. Sen de yapay zeka ile bazı çalışmalar yapıyorsun takip ettiğim kadarıyla. Müzikte hep analogtan dijitale geçmenin sonuçları konuşulurdu şimdi dijitalin çok ötesine geçiliyor yapay zeka ile. Peki sen bu duruma nasıl bakıyorsun? 

Müziği yapan kişi için bir araç olacaksa bunun yanındayım ama “bir tuşa basayım o benim yerime yapsın” hâline gelirse buna komple karşıyım. Eğer sıkıştıysan ve yapay zekayı bundan kurtulmak için kullanırsan nefis. Senin bir asistanın gibi veya ortağın gibi. 

Tüm bu dijitalleşmenin ve hatta ötesine geçmenin olduğu bu düzlemde analog aletlere dokunmak daha doğrusu müziğe enstrümanlarla dokunmak sana nasıl hissettiriyor? Çünkü geçenlerde bir gönderini görmüştüm, enstrümanlarımla bakışıyoruz” yazdığın. Aslında bu bile hâlâ geleneksel bir damarın yaşadığını gösteriyor müziğinde bence.

En başından beri canlı enstrümanları yoğunlukla kullanıyorum müziğimde. Analog ve dijital dünyanın buluşmasını seviyorum. Analogun hissiyle dijitalin kolaylığı birleşince sihir ortaya çıkıyor. 

Peki ya dijital müzik platformları ile ilişkini nasıl kuruyorsun? Sanatçıyı özgürleştiriyor mu, sınırlandırıyor mu? Neticede sen piyasaya kasetle çıkmış bir sanatçısın Nefes Almak Zor” albümünle. Şimdiyse dijitalden single ya da albümler yayınlıyorsun. Fiziksel ve dijital platform ayrımın var mı yoksa bütün olarak mı kabul ediyorsun?

“Nefes Almak Zor”

Benim için fark etmiyor. Dönemin getirdiği nereden insanlara ulaşabilirsem oradan ulaşmak tamamdır benim için. Ileride uzaktan beyindeki çiplere albüm uçurmak gibi şeyler çıkarsa ona da tamam. Yeter ki insanlar dilediğinde rahatça ulaşabilsin. 

Türkiyede elektronik müziğin alt kırılımları zaman geçtikçe Türkiyede çok daha fazla yayılmaya ve sırf buna özel kulüpler açılmaya başlamış olsa da biz neden Türkiyede yurt dışındaki gibi büyük çaplı elektronik festivaller göremiyoruz sence?

Sadece elektronikte değil, genelde de öyle büyük festivaller çok az var zaten Türkiye’de. Yıllar içinde çok azaldı. Bunlar da gitmeden elimizdekinin kıymetini bilmek lazım bence.  

Sence geleceğin Bedük’ü bugünkünden hangi yönüyle farklı olacak? Çünkü sen hep kendini yenileyen isimlerden oldun, bu yenileme süreci daha devam edecektir diye düşünüyorum.

70 yaşıma da gelsem hep dans etme isteği uyandıran parçalar yapacağımı düşünüyorum. Ben ondan keyif alıyorum çünkü. Tarz sertleşir veya yumuşar, daha analog veya daha dijital olur ama hep bir dans ettirir.  

Yakın zamanda dinleyicilerini neler bekliyor? Yeni bir albüm mü yoksa singlelardan mı devam edeceksin? Malum kış da geliyor, hummalı bir üretim süreci başlar mı sence?
XX albümü hala bitmedi. 2004 yılındaki ilk Serhat albümünü baz alarak 20. yıla özel XX albümünü yayınlayacaktım ama o muhtemelen 2007 yılındaki ilk Bedük albümünü baz alarak bir XX albümü olacak gibi 🙂 Bu arada hep single’lar yayınlıyor olacağım. Bir de 29 Kasım’da yepyeni bir projeye başlıyoruz. İsmi Silk Orient. 35 kişilik bir big band orkestrası kuruyoruz. “Frank Sinatra Ankara’da doğsaydı ne olurdu?” sorusunun cevabını bulmaya çalışacağız 🙂 Yakında haberlerini vermeye başlıyoruz.

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir