Style-ist adıyla tanınan DJ Metehan Çorumluoğlu, Dirty’nin açılışından birkaç hafta evvel (ki o zamanlar Indigo ile ilgileniyordu), IKSV’de müzik festivalinin yardımcı direktörü olan eşi Pelin Opçin ile Berlin’e gitmiş, şehir merkezinin biraz dışında, yeraltında ilginç bir kulüpte aydınlanma yaşamıştı. Kelimenin tam anlamıyla yeraltıydı burası; elektronun en yeni ve uç örnekleri bangır bangır çalarken, insanı hemen etkisi altına alan bir atmosferi vardı. Hayranlıkla Pelin’e dönerek:
– “Keşke İstanbul’da da böyle bir yer olsa!” demişti.
Döndükten sonra Sinan Çetin’in abisinin kardeşi Ayşegül Çetin’in eşi Deniz Yavuz aradı:
– “Bir yer var, bakmak ister misin?”
Erol Dernek Sokakta 11 numaralı Hanif Han Apartmanı’nda, Yeni Melek Sineması’nın yanında bir yere gittiler. Daha önce burası Milo isminde bir yermiş, Yakuza ile U.F.U.K. işletmiş ama vazgeçmişler. Mekânı gördükten sonra Berlin’de gördüklerini anlatınca kafaları uyuştu ve burayı açmaya karar verdiler. İsmini Dirty olarak teklif etmişti Metehan; pis olmayacak ama içeride çalan müziğin volümüne ve distorsiyonuna uygun bir çağrışım yapacaktı. İlk açıldığında bazıları adını Sonic Youth’un bir albümünden aldığını sansa da, bu isim ilhamını tamamen Metehan’ın Berlin’de gördüğü ve unutamadığı mekândan almıştı. Deniz ismi ticari açıdan uygun bulmasa da, sonradan aklına yattı. Deniz o zamanlar Antrakt dergisinin genel yayın yönetmeniydi, mekânın yanında da ofisleri bulunuyordu.

Metehan kolları içerisini istedikleri hale getirmek için sıvamış, gece hayatından tanıdığı, sevdiği ve bu işlerde tecrübe sahibi olan Avni Ertepe’yi çağırmıştı. Aynı toplantıya Bang Cansu ile DJ Ari’da dahil olmuş; herkes elinden geleni masaya koyarak işe koyulmuşlardı. İçeride Berlin ilhamlı kirli bir seksilik, çekici bir kitch’lik havası estirmeyi başarmışlardı. Hafif bir sado-mazo esintisi de yok değildi. Kulübün herkes tarafından benimsenmesini, gelen herkesin görüşü ve cinsel tercihi ne olursa olsun burada rahat etmesini istiyorlardı. Çünkü kafalarındaki underground kulüp bilhassa toplum tarafından dışlanan grupları kucaklayan bir yer olmalıydı. Metehan bu kültürü ve bileşeni daha önce Twenty’de görmüş, ilk açtığı Orange adlı mekânda da bizzat yaşamıştı.
Başlarken ellerinde doğru dürüst sermaye yoktu. Kulüpte eskiden kalan pek iyi durumda olamayan ses sisteminin bakımını yaptırmışlar, ışığı da aynı şekilde ucuza hallederek içerisini pavyonlardakine benzeyen hafif loş ama arada bir sert çakan sert bir sistemle aydınlatmışlardı. Bunlar maliyeti düşük tadilatlar olmasına rağmen etkili bir sonuç vermiş, istedikleri pop-art’vari havayı yakalamışlardı.
Tarihi bir binaydı burası, eski İstanbul yapısı. Girişte bir oda, odadan arkaya doğru uzanan tribal bir koridor, koca koca aynalar ve sonunda bir salon şeklindeki geometrisiyle bir evi andırıyordu. Zaten daha önce ev olarak kullanılmıştı. Yakın zamanlarda da Aslı Altan tarafından (Liman’dan sonra) işletilmiş Safran buradaydı. Deniz zaten Aslı Altan’ın yeğeniydi. Dirty’yi yaparken içerideki tarihi çinilere zarar vermemek için üzerlerini korumayla kaplamışlar, duvarlarına eli kamçılı kadın posteri gibi egzotik resimler asmışlardı. Berlin ile İstanbul karışımı bir eklektisizmdi ortaya çıkan.
Dirty, 2007 yılının Mart başında açıldı. Açılışı yaparken reklam yapmadan, ilan vermeden, afiş yapıştırmadan; sadece eşe dosta kulaktan kulağa haber vererek underground bir parti organize etmişlerdi. Bu çok etki yapmış, açılışta kapı önünden Beyoğlu Karakoluna kadar uzanan bir kuyruk olmuştu. Bilhassa beraber çalıştıkları Avni-Ari-Cansu üçlüsünün (bir kısmı Dogzstar’dan gelen tayfa olmak üzere) underground camiada etkisi fazlaydı. Hatta şehirde elektronik müziğin sevilmesine katkıda bulunmuş, eski punkçıları bile elektronik müzik ailesine dahil etmişlerdi. LGBT tayfası da sahiplenince her gece dolup taşmaya başlamıştı. İki avantajları vardı; birincisi binanın atmosferi güçlüydü, ikincisi oturan olmadığı için istedikleri kadar ses yapıyor, istedikleri kadar kalabiliyorlardı. Sabah altıya kadar ruhsatları vardı. Çılgın ev partilerini andıran samimi havasıyla mahalle barını anımsatıyordu Dirty.
“Suspiria” filminin yönetmeni Dario Argento’nun kızı Asia, Film Festivali kapsamında İstanbul’a gelmiş, etkinlik sonrası Pelin tarafından Dirty’ye davet edilmişti. Gelmişken de DJ kabinine girip şov amaçlı çalmış, çalarken çok eğlenceli anlar yaşatmış, üstündekini sıyırıp göğüslerini sergilemişti. Gece sonunda da kapıda yolcu edilirken, Pelin’in yanında Metehan’ı öpmüştü. Pelin ise misafirperverliğinden ötürü sadece gülümsemekle yetinmişti. Buraya pek yabancı isim gelmemişti, çünkü ihtiyaç yoktu. Avni’nin dostu, fetiş kıyafetlerle sahne alan İtalyan elektrocu Adriano Canzian istisnaydı.

İş bölümünde müzik Metehan’dan idari para işleri Deniz’den soruluyordu. Metehan paradan anlamayan bir gönül insanıydı, duygusaldı, romantikti. Parayı çoğaldıktan sonra kontrol etmek, kazanmaktan daha zor olabiliyordu. Metehan hızla büyüyen ve giderek daha fazla para kazanan bu mekandaki gidişatı biraz da değişen insan profilinden takip ediyordu. Ticari olarak büyüdükçe sorunlar artmaya başlıyordu. Metehan ilk yıllarında Babylon Lounge ile de ilgilenmeye başlamış, yanı sıra Indigo da varken ayağı biraz Dirty’den kesilmişti. Saat üçte Lounge’ı kapatıp Dirty’ye geçiyor, ara sıra Indigo’ya gidiyordu; bir yıl böyle geçince çok yorulmuştu. Bir de yeni evliydi ve eşi hamileydi. Yorgunluktan dolayı Lounge’u Yakuza ile paylaşmaya başladı. Cuma Lounge’a Cumartesi Dirty’ye geliyordu.
Kulüplerin zorlu şartlar nedeniyle yaşadıkları değişimler de hızlı oluyordu. İkinci yıl arkadaki odayı Metehan’ın tasarımı, Deniz Çift isimli tasarımcı arkadaşlarının uygulamasıyla soul-funk-black müzik posterleriyle donatıp, adını da Beat koyarak aynı tarzdaki DJ’lere bırakmışlardı. Sık çalanlar arasında Disc Jokey Ari ile Metehan’ın kardeşi 7-Erhan da vardı.
Değişiklikler ekonomik önlemleri de gerektiriyordu. Aynı yıl giriş parası koymuşlar, parasını veren herkesi içeri almaya başlamışlardı. Bu da ne yazık ki kitlenin bozulmasına sebep olmuştu. Metehan uzun soluklu mekân olmak için içeri giren insanları filtre etmeleri gerektiğini savunurken, Deniz çok ödemeleri olduğu gerekçesiyle kapıyı sonuna kadar açık tutuyordu. Nitekim ikinci yılın sonunda ciddi bir düşüş gözlemlenirken mekân başlangıçtaki kalitesinden irtifa kaybetmeye başlamıştı. Bunun üzerine Metehan isim hakkını alarak ayrılmış, ismin hakkını sonra Londra Soho House’a satmıştı. Burası da 2011’de Babylon çalışanlarının katılımıyla dört ortak olarak Scandal adıyla açılmıştı.
Murat Beşer (muratbeser034@gmail.com)


