Balık Pazarı, Nevizade Sokak’taki 15 numaralı binada bulunan Gizli Bahçe’nin nasıl yıllara meydan okuduğunu, kendisinden yıllarca sonra açılan yerler bile sapır sapır dökülürken ayakta kaldığını, neden kirlenen zamana bu kadar direnç gösterdiğini kavramak için azıcık da olsa Nilgün’ü (Ercan) tanımak, anlamak icap eder. Çünkü her mekân onunla birinci dereceden ilintili kişinin karakterini taşır, az çok…
Erkeklere ait gece hayatında adeta bir Amazon savaşçısı gibi amansız bir kavgaya tutuşan Nilgün, her ne kadar sert ve köşeli biri izlenimini verse de, dibine kadar duygusal bir hümanistti; bir o kadar da insani değer yargılarına sonuna kadar sadık. İşte onun o idealist tavizsizliğidir Gizli Bahçe denen mekânın tuğlası, harcı, demiri, kiremiti…
Nilgün’ün müzik sevgisinin temelleri klasik müzik, opera, caz dinleyen ve bir Aksaray esnafı olan berber babası tarafından atılmıştı. Nilgün’ün ilk işi Görgülü Pastaneleri’nde personel müdürlüğü olsa da, içindeki müzik sevdası ağır basınca RMT’de çalışmaya başlamıştı. Burada çalışırken bir free caz topluluğuna dahil olmuş; Açıkhava’ya konser vermeye gelen Ornette Coleman’ı ekibiyle birlikte ağırlama fırsatı yakalayarak kasete kaydedilmiş prova kayıtlarını dinletmiş, hatta hep birlikte New York’a davet almış ama gidememişlerdi.
Gece hayatının ilk ayağında Bolahenk Sokak’ta İdol Bar’ı işletmiş; John Coltrane ve Ornette Coleman geceleri yapmış, Küçük İskender ile şiir, Ömer Madra ile audio-visual etkinlikleri düzenlemiş, Zen topluluğunu sahneye çıkarmıştı. Dönemi için ilerici işlerdi bunlar, ama yine de arzusu tüm bu olan bitenin kendi mekanına taşınmaktı. Bakınırken bulduğu yerin mal sahibi tanıdık çıktı. 100 yıllık binanın mal sahibi Orhan Amca, eski bir pavyon sahibiydi.

Önce bir katı tutmuştu. Alt kat konfeksiyon atölyesiydi, altında terzi Yorgo Usta gömlek dikiyordu karısıyla. Üst katta bir aile yaşıyor, yanındaki odada Arnavut amca kalıyordu. En üste sonradan Küçük İskender gelmişti kiracı. Zamanla çıkanların yerlerini kiraladı. Sokağa gelindiğinde İmroz, Boncuk ve Demgah gibi üç-dört meyhane vardı, onlar da giriş katlarda. Nilgün üçüncü katta yer açınca herkes deli gözüyle bakmıştı. Aldıkları kat, kırık dökük, binanın bahçeye çıkılan yerinden de eski kapılar var ama bir şeylerle üzerleri örtülmüş. Kapıları zorlayarak açtığında mor salkımlarla karşılaşmış, kendini Harikalar Diyarı’ndaki Alice gibi gizli bir bahçede buluvermişti. Adını Gizli Bahçe koydu mekânın, yıl 1993…
Gizli Bahçe’nin diğerlerine benzemeyen bir tarafı da içerideki retro koltuklardı. Nilgün rahatına düşkündü, hiçbir yerde rahat edemiyor, ayaklarını uzatamıyordu. Herkes enayi gözüyle baktı, çünkü masa ve sandalye ile daha çok insan alabiliyorlardı. Ama Nilgün insanların kendini evindeymiş gibi hissetmelerini istiyordu, çünkü kendisi de Gümüşsuyu’nda bir eve çıkmadan evvel uzun süre burada yaşamıştı. İstese 10 kişiyi rahatlıkla sığdırabileceği yerde dört kişi oturuyordu, rahat rahat…
Kırmızı tuğlalarla örülü duvarlara asılan ilk resim, Çalıntı Suat (Bilgi) tarafından hediye edilen bir Miles Davis portresiydi. Müteakip isimler ise John Coltrane, Charlie Chaplin, Brigitte Bardot olmuştu. O resimlerin hiçbiri inmedi duvardan zaman içerisinde, her ne kadar sigara dumanından mütevelli sararıp solmuş olsalar da…
Dükkânı açtıktan bir yıl sonra, Köprüden Önce Son Çıkış fanzinini çıkaran Alp adında bir arkadaşları vasıtasıyla Hüseyin’i (Çağlar) tanımıştı. Alp’e:
– “Yok mu benimle birlikte çalışacak birisi, çok para istemiyorum, işletmeye ortak olacak?” dediğinde Alp, Hüseyin’i getirmişti. Hüseyin, Alp’in İ.T.Ü.’den arkadaşıydı. Hüseyin zeki ve uyumlu adamdı, hemen kavradı yapılacak işleri. Yine okuldan Jeofizik Bölümü’nden arkadaşı olan, elinden her işi gelen Şenol Koç ile kolları sıvadı ve binayı adeta baştan aşağı restore etti. Hüseyin üniversitedeydi, maden mühendisliği okuyordu. Okula ara vermiş, Beyoğlu’na takılmaya başlamıştı. Ancak Gizli Bahçe’ye dahil olduktan sonra yardımcı oyuncu olmamış, bizzat Nilgün ile ana karakter haline gelmişti.

İlk dönem kasetçalar ile DJ’lik yapıyor, Nilgün’ün sevdiği şeyler çalıyorlardı: Türkçe, caz, asit caz, disko-funk, çağdaş klasikler, eklektikti… Hüseyin’in gelmesiyle konsept yelpazesi genişlemiş, elektronik ve house müzik sesleri de buradaki ses şölenine dahil olmuştu. Çünkü üniversiteliler gelmeye başlamış, yeni çıkan tarzlar mekâna hâkim olmaya başlamıştı böylece. Sonra hızla yükselişe geçti mekân.
Küçük İskender iki yıl boyunca her gün gelip oturmuştu burada. Bunun için sadece birkaç basamak merdiven inmesi gerekiyordu. Barış K. bir metalciyken onu ilk defa buraya getirip tanıştıran Küçük İskender olmuştu. Garson ve temizlik görevlisi olarak işe başlayan o Barış K., sonradan Türkçe parçalara dans remiksi yapma konusunda yolu açan isimlerden biri olmuştu. Barış K.’nın önerisiyle bir CD çalar aldılar, ikincisi geldiğinde DJ kafası oluşmaya başlamıştı. İkinci CD’den sonra mikser, ardından 1210 pikaplar gelmişti. Atlas Pasajı’ndaki Kod Müzik dükkanının elemanları buraya üs kurdu: Necati, Taylan, Tayfun, DJ’lik yapmaya başladı. Onların ithal ettiği CD’ler çalınıyordu. Yanı sıra Ayşe Güzelbeyoğlu, Gül, Emin, Hamza (Rubsilent), Hakan Henry, Aydek, Alihan Üstün, Style-İst, 7Erhan, Kaan Düzarat, Doruk Yurdesin, Kaan Dedeoğlu, Arif Burak Atlar sık çalanlardandı. Çalanlar arasında en özel yere sahip olanlardan ve Kod Müzik’ten gelen İsmet (Polat), çok genç yaşta hayata veda etmişti.
Yeni müziklerin tedarik yerleri arasında ise Lale Plak, Çalıntı dergisinden Suat Bilgi’nin yurtdışındaki abisi Süleyman’ın getirdiği kuzey cazı albümler ile Universal çalışanı (sonradan A.K. Müzik’i kuran) Kerim ile Ayşegül de vardı.
O zaman şimdi alışageldiğimiz manada bir DJ’lik kavramı yoktu. Mekânda plaklar olur, gelen DJ bu arşivden bir şeyler çalardı. Tabi mekâna bir şey götürüyordu ama gittiğin mekânın da arşivi, “sound”u, bir duruşu vardı. Anlamı şuydu; mekânın bir arşivi varsa sen dışardan gelen DJ olarak o konsepti bozamazsın. Ama sen kendi “case”inle gittiğin zaman her türlü haltı yiyebilirsin. Plaklar mekanlar arasında ciddi bir paylaşım savaşına neden olurdu çünkü her plaktan Türkiye’ye Rumeli Pasajı’na üç-beş tane gelir, kapanın elinde kalırdı.
Kod Müzik Gizli Bahçe’de konsept oluşturmak için biçilmiş kaftandı. Gizli Bahçe’yi özel kılan şeylerden biri İstanbul’da o zaman Opeth, Aphex Twin gibi yeni ve sıra dışı isimleri çalan ilk ve tek yer oluşuydu. Bir gün Coltrane çalarken ertesi gün Plastikman dinliyordun. Kapıya afiş asıp “Massive Attack konseri nedeniyle kapalıyız” yazarak konsere gidiyorlardı. Çünkü tüm ekip konseri izlemek istiyordu, dükkânda kalacak insan yoktu. Deprem günlerinde ise video gösteriyor, televizyondan Charlie Chaplin filmleri izliyor, müzik çalmıyorlardı, çünkü yas vardı.
(Devam edecek)


