‘Dünyanın öbür ucu’ tabirine kulak aşinalığımız vardır. Türkiye’de yaşayan bizim için dünyanın öbür ucu neresi peki? Avustralya cevabı verebiliriz bu soruya. Seçeceğiniz havayolu şirketine göre gidiş süreniz değişse de en iyi ihtimalle 2 aktarma ve 23 saatlik bir mesafede bulunuyor Avustralya ve bu yazıdaki konuğumuz Melbourne.
Avustralya’nın başkenti olmasa da kültürel anlamda ve özellikle müzik bağlamında ülkenin başkenti diyebiliriz. Günümüzde hayranlıktan gözümüzü kırpmaya çekindiğimiz birçok önemli ismi dünyaya kazandıran şehir çünkü burası. Gruplara ve etki alanlarına geçmeden önce bu şehrin müzik sahnesini böylesine güçlü hale getiren DIY kültürüne bakabiliriz.

Melbourne merkezli bağımsız plak şirketleri, sahnenin ve belki de Avustralya’daki müziğin belkemiğini oluşturuyor. Bunlardan bazılarını saymamız gerekirse, Flightless Records, solo kariyerinden tanıdığımız müzisyen Courtney Barnett’ın kurduğu Milk! Records’u sayabiliriz.
Şehirdeki grupların neredeyse tamamı ilk zamanlarında kendi konserlerini organize etme yetisine kavuşuyordu. Amyl and the Sniffers ve King Gizzard and the Lizard Wizard’a selam gönderiyoruz buradan.
Çünkü King Gizzard and the Lizard Wizard’ın Ağustos 2018’de İstanbul’da verdiği konserdeki açılış grubu henüz hiçbir albüm yayınlamamış Amyl and the Sniffers’tı. Çoğu Melbourne çıkışlı grubun ilk albümüne bakarsanız büyük bir plak şirketinin ismini göremezsiniz bu sebeple.
Şehri özgünleştiren bir diğer noktaysa göçmen nüfusun hiç de azımsanmayacak ölçüde fazla olması. Yabancıya düşmanlaşmaktansa birlikte hareket ederek yeni bir kültür yaratmanın farkında olan Avustralyalılar özellikle Afrika ve Balkanlardan gelen göçmenlere açtıkları kapıların faydasını aradan geçen yıllarla yaşadı.
Melbourne’ün Müzikle Tanışması: Klasikten Caza

Melbourne’ün müzikle tanışması için 1800’lerin ortasına gitmemiz gerekiyor. Çünkü İngiltere’den göçenlerin getirdiği klasik müzik, yerel müziklerin önüne geçmeye başlamıştı. Yaklaşık 100 yıl boyunca klasik müzik, Melbourne’ün başlıca müzik türü olsa da 1950’lerle birlikte işler değişmeye başladı.
20. Yüzyılın ortası Melbourne’ün cazla tanışıp modern müzikleri kucakladığı dönem oldu. Bu tanışıklık 1998’den bu yana süren Melbourne Caz Festivali’nin de atasıydı. Caz müziğin şehir hayatının bir parçası olması rock, pop ve son raddede punk’ın da Avustralya’da kendine yer bulmasını sağladı.
Post-Punk Cennetinde Bir Dönemeç: Nick Cave ve “Little Band Scene”

Melbourne’ün de parçası olduğu Victoria eyaletine bağlı ufak bir kasaba olan Warracknabeal’da 22 Eylül 1957’de dünyaya gözlerini açan Nick Cave, 70’lerin sonu ve 80’lerin başı gibi şehri uzak dünyadaki bir post-punk cennetine dönüştürdü. DIY kültürü o dönemde de Melbourne’de önemli bir rol oynuyordu.
Cave, The Birthday Party’i kurup kısa sürede önce şehir sonra Avustralya’da dikkat çekince Dead Can Dance, Primitive Calculators, Whirlywirld, Boys Next Door gibi muadilleri de türü, ülkede öne taşıdı. Bu dönemde öne çıkan gruplar için kullanılan “Little Band Scene” tabiri, deneyselliğin bol keseden kullanıldığı post-punk sahnesine yergi gibi görülen bir övgüydü.

Şehir merkezine çok yakın bir noktada yer alan The Champion Hotel in Fitzroy, Little Band Scene gruplarının düzenli olarak konser verebildiği tek mekandı. Bu sahnenin parçası olan gruplar, Dadaizm’den etkilenmekle kalmayıp müziğin bir amaçtan ziyade, ifade aracı olduğunu benimsemişlerdi.
1997’de hayatını kaybeden Avustralyalı rock grubu INXS’in frontman’i Michael Hutchence’in başrolünde oynadığı 1986 tarihli Richard Lowenstein filmi “Dogs in Space”, Little Band Scene’i ve genel olarak Melbourne’deki post-punk sahnesinin ilk günlerini anlatmakta.
Ancak bir yandan ilerleyen yıllarda Nick Cave ile şarkı da yapacak bir pop kraliçesi yavaş yavaş kariyer inşa ediyordu. 1988’de ilk albümü “Kylie”yi dinleyiciyle buluşturduğu gibi dikkatleri üzerine çeken Kylie Minogue, Avustralya’nın en önemli pop müzik figürüne dönüşecekti 1990’lar ve 2000’lerde.
Günümüzde Melbourne: Çeşitliliğin Zaferi
Günümüze geldiğimizdeyse Melbourne’ün öne çıktığı alanlar, Ambient, hip-hop, Indie/alternative ve punk sahneleri. Ambient’ı da aslında yeraltı rave sahnesine bağlayabiliriz. Şehirdeki elektronik müzik kültürünün güçlendiği alan burası.

Hip-hop ise Avustralyalıların keskin aksanıyla birleşince farklı ve ilgi çekici bir tat bırakıyor dinleyicilerin damağında. Özellikle The Kid LAROI önemli bir isim olarak karşımıza çıkıyor. 2023 tarihli “THE FIRST TIME” albümüne bakmanızı öneririz türle ilgiliyseniz.
Indie/Alternative Sahnesinin Yıldızları

Indie/alternative sahnesine geldiğimizdeyse bir dünya devi bizi bekliyor. Pond ile başladığı kariyerine solo devam etme kararı alan Kevin Parker yani nam-ı diğer Tame Impala, Avustralya’nın günümüzdeki en büyük ismi.
Aslında Perth doğumlu olan Parker’ın müzik dünyasına adım atıp kendini keşfetmesini sağlayan şehir Melbourne’dü.

Tame Impala olarak tanıdığımız Kevin Parker’ın yanı sıra her sene 3-5 albüm yapmadan rahat edemeyen King Gizzard and the Lizard Wizard da buradan geliyor. O kadar çok albüm yapmış olmalarına rağmen 2017 çıkışlı “Flying Microtonal Banana”nın tadı bir başkaydı.
Sydney’de doğsa da hayatını Melbourne’de sürdüren Courtney Barnett, Melbourne’ün Indie sahnesinin en Avrupai ismi olabilir. Şarkı söylerken Avustralya aksanını pek de kullanmayan ve elektrik gitar temelli bestelerinde bölgesel etkileri pek kullanmayan Barnett, müzisyenliğinin yanı sıra plak şirketi sahibi olarak da önemli biri. Hiçbir şey olmasa sadece “Sometimes I Sit and Think, And Sometimes I Just Sit”i yaptığı için bile kalp yolladığımız bir müzik insanı.
2013’te kurulan Rolling Blackouts Coastal Fever da Pitchfork’un gözbebeği gruplardan. Melankolik sözler ama sert gitarlar içeren bir indie rock grubu olan RBCF, “Hope Downs”, “Sideways to New Italy” gibi albümleriyle aşina olduğumuz bir topluluk.
Punk ve Noise Sahnesinin Yeni Öncüleri

Gelelim punk, noise sahnesine. Öncelikle tabii ki günümüzün en gözde gruplarından biri olan Amyl and the Sniffers’a değinmemiz gerekiyor. 2019’da grupla aynı adı taşıyan ilk albümleri çıktığı gibi Bikini Kill’i andıran sahne personası, grubun yüzü ve sesi Amy Taylor’ın alev alev enerjisiyle birleşince punk sahnesinin en dikkat çeken gruplarından birine dönüştüler.
Hele ki 2021’deki “Comfort to Me” ve 2024 sonlarında çıkan “Cartoon Darkness”, Amyl and the Sniffers’ın dünyadaki etkisini de artırdı. Amyl and the Sniffers’ın haricinde bu dönemin öne çıkan Melbourne menşeli gruplarına Genesis Owusu, Civic ve Cable Ties yazılabilir. Ki Cable Ties ile Amyl and the Sniffers’ın hem tematik hem de işitsel düzlemde birbirleriyle uyumlu olduğu da bir gerçek.


