Geçen aylarda, uzun zamandır eskisi gibi yakalayamadığım yazma alışkanlığımı bana yeniden kazandıracak bir grupla tanıştım: Deki Alem.
Bu İsveçli ikiz kardeşleri keşfettiğimden beri başka hiçbir şey dinlemedim desem yalan olmaz. Henüz yeni yeni tanınmaya başladıkları için çok fazla röportajları yok. Ama var olan birkaç röportaj bile müziklerini ve dünyalarını anlamak için fazlasıyla yeterli.
Sammy ve Johnny Bennett, Deki Alem’e ilk iki kişi olarak başlıyor. Pandemi döneminde Richard ve Johannes’in de üretim sürecine katılmasıyla birlikte kendilerini bazen bir duo, bazen de bir four-piece olarak tanımlıyorlar.
Bu grubun dikkatimi çekmesindeki en büyük etkenlerden biri ise ismindeki “Alem” kelimesiydi. İsmin nereden geldiğini merak edip araştırmaya başlayınca 2025’te verdikleri bir röportaja denk geldim. Johnny, grubun hikâyesini şu sözlerle anlatıyordu:
“Eritre’de, yani kökenimizin bir parçası olan yerde, bu isim ‘Alem’in Çocukları’ anlamına geliyor. Alem annemizin adı ve Eritre topluluğu içinde bize hitap edilirken kullanılan bir ifade aynı zamanda. Onu onurlandırmanın saf bir yolu gibi hissettirdi. Bir de ‘Alem’ aynı zamanda ‘dünya’ anlamına geldiği için, bizim için sadece belirli bir anlama sıkışmış bir isim olmaktan çıkıyor.”

Mixtape Madness röportajının devamını okurken grubu neden bu kadar sahiplendiğimi daha iyi anladım. İsveç’te büyümüş olmalarının getirdiği kalite anlayışı ve yetiştikleri çevrenin üretim biçimlerine etkisini, müziklerini dinlerken de hissedebiliyorum. Sammy, İsveç’in mütevazı bir ülke olduğunu ama aynı zamanda insanı kaliteye ve yüksek standartlara alıştırdığını anlatırken şöyle diyordu:
“…Tüketici olarak güvenebileceğin, uzun ömürlü ürünlere alışıyorsun. Bence bu düşünce biçimi bizi yaratıcı insanlar olarak da şekillendirdi. Uzun süre var olmak ve zamana dayanacak işler üretmek istiyoruz.”
Kendilerini üreticiden önce bir tüketici olarak görmeleri bence bize sundukları müziğin kalitesini de açıklıyor. Trendleri takip etmekten çok, yıllar sonra da aynı etkiyi bırakabilecek sürdürülebilir bir müzik algısıyla ilgileniyorlar.
Deki Alem’i tek bir müzik türüne sığdırmak zor. Hip-hop, trip-hop ve drum & bass elementlerini kendi tarzlarında harmanlıyorlar. Forget In Mass albümünü dinlerken fazlasıyla The Prodigy esintileri yakaladım. Birçok dinleyicinin de onları Massive Attack ya da JPEGMAFIA ile kıyasladığına denk geldim. Ama birkaç şarkı sonra kimseye tam benzemediklerini fark ediyorsunuz.
İskandinav yeraltı müziğinin etkisini de hissetmemek zor. Agresif, sert ama bir o kadar da akılda kalıcı bir sound’ları var. Son yıllarda alternatif elektronik müzik sahnesinde sıkça karşılaştığımız o karanlık atmosferi onlarda da görmek mümkün. Ama bu karanlık tarafı bir imaj olarak değil, daha çok karakter olarak sahiplenmiş durumdalar.

“Temiz” Müziğin Sonu
Deki Alem’in prodüksiyonunda en dikkatimi çeken şey kusursuzluktan kaçmaları. Beat’ler taşkın, vokaller boğuk, geçişler ise zaman zaman bilinçli olarak rahatsız edici. Bu durum bana günümüz internet kültürüyle doğrudan ilişkili geliyor.
Hızlı tüketime kendimizi kaptırdığımız bu dönemde, pürüzsüz müzikten sıkılanlar için Deki Alem gerçekten iyi bir alternatif. Steril pop yerine dijital enkazın içinden çıkan bir estetik sunmaları, her gün aynı müziği dinliyormuş gibi hissettiğim bir dönemde bana gerçekten soğuk bir su içmek gibi geldi.
Özellikle modern şehir yaşamının ortasındaysanız bu ruhu çok daha iyi hissedebilirsiniz. Yürümeyi neredeyse imkânsız hâle getiren İstanbul sokaklarında ya da iş çıkışı metronun içinde, kalabalığın ortasında olduğunuz yerde dururken bile içinizdeki tempo devam ediyor. Deki Alem tam da o ana eşlik ediyor. Sürekli hareket hâlinde, nefes nefese ama tükenmiş hissettiren bir müzik. Her an kavga çıkacakmış hissi… Ama garip bir şekilde iyi geliyor.

Görsel Dünya
Deki Alem’in klipleri ve görsel dili de en az müzikleri kadar dikkat çekici. Düşük çözünürlüklü görüntüler, sert flaşlar, rave ışıkları ve neredeyse “yanlış render edilmiş” gibi duran kareler kullanıyorlar. Ama bu dağınıklık hiçbir zaman özensiz durmuyor. Müziklerindeki taşkın ritim ve gergin atmosfer, görsel dünyalarında da aynı şekilde devam ediyor. Prodüksiyonlarında pürüzleri saklamadıkları gibi, kliplerinde de görüntüyü “temizlemeye” çalışmıyorlar.
Yaptıkları müzik, sentetik ve ana akım olandan oldukça uzak. Kendi özgün karakterlerini, ilham aldıkları çevreyle birleştirip dinleyiciye farklı bir deneyim sunuyorlar.
Bu gruba yakın hissetmemin en büyük sebeplerinden biri ise karmaşayı, yabancılaşmayı ve bitmek bilmeyen hareket hissini sese dönüştürebilmeleri. Eğer Deki Alem’le yeni tanışıyorsanız, Fun, House Fire ve Stray Dog başlangıç için iyi tercihler olacaktır.


