Brezilyalı gitarist Kiko Loureiro, dünya çapında tanınan virtüözlerden. Aynı zamanda Megadeth’in eski gitaristi olan ve 8 yıl boyunca Dave Mustaine ile çalan Kiko Loureiro, 12-13-14 Aralık 2025’te İstanbul, İzmir ve Ankara’da kendi grubuyla sahne alacak.
Türkiye’de vereceği mini turne öncesi kendisiyle görüştüm. Türkiye’ye tekrar gelecek olmaktan ötürü çok heyecanlı olan Kiko Loureiro ile son albümü Theory of Mind’ı, Megadeth’den ayrılma nedenlerini, Sepultura’yı ve futbol merakını konuştuk. İstanbul aşığı olması ve lokal kültürlere olan merakı da çok hoşuma gitti, keyifli okumalar!
1- Merhaba Kiko, nasılsın? Röportaj teklifimi kabul ettiğin için teşekkürler. Öncelikle Türkiye’ye solo olarak ilk defa geliyorsun ve 3 farklı şehirde çalacaksın. Neler hissediyorsun?
Kiko Loureiro: Merhaba, röportaj talebi için ben teşekkür ederim. Aslına bakarsan Türkiye’ye daha önce geldim. İlk olarak eşimle birlikte turistik bir gezi için geldik ve Türkiye’yi çok sevdik. 1 hafta kadar tatil yaptık, çok iyi vakit geçirdik.
Daha sonra ise Megadeth ile birlikte geldim. İstanbul’da vakit geçirip, eski bölgelerini gezip, vapurla Anadolu tarafına geçtim. O yüzden Türkiye’ye dair harika anılarım var. Hatta kendi YouTube kanalımda İstanbul ve Türkiye gezimle ilgili bir Vlog bile var. Dolayısıyla bu turne Türkiye’ye 3. ziyaretim olacak. Çok heyecanlıyım, çünkü daha önce görmediğim yerleri de göreceğim. Gruptaki herkes turnenin nasıl geçeceğini merak ediyor.
2- Bu kadar heyecanlı olmanız çok güzel. Geçen yıl “Theory of Mind” isminde bir albüm yayınladın. Bu albüm türler arasında geçiş yapan katmanlı bir yapıya sahipti. Aynı zamanda zihin ve duyguları keşfetme arzunla bağlantılıydı. Bu albümü nasıl yorumluyorsun?

Kiko Loureiro: Evet, Theory of Mind temel olarak zihni ve duyguları keşfetme arzusuyla ilgili. Ancak onun ötesinde yaratma dürtüsüyle ve insanların başkalarının duygularını anlama yeteneklerini geliştirmeleriyle de ilgili. Bunun müziğe açıldığı bir pencere var ve oradan ilerledim.
Ayrıca bu albüm sürecinde yapay zeka ile ilgili gelişmeler hakkında çok fazla şey okudum. Bu nedenle Theory of Mind albümünde yapay zeka çalışmalarının nörolojik ve psikolojik etkisi de var. Bu nedenle albümdeki şarkılar zihin, yaratıcılık ve yapay zeka hakkında bir gözlem gibi. Müziğimle bu konular hakkında düşündüklerimi anlattım.
3- Bir yandan da Theory of Mind albümü bir hikaye anlatıyor. Açılış bölümüyle birlikte enstrümantal olarak gelişerek farklı bir yere uzanıyor. Sence bir hikayeyi tamamen enstrümantal müzikle anlatmanın zorlukları neler?
Kiko Loureiro: Bu güzel bir soru. Öncelikle müzik soyut bir şey. Dokunamazsın, göremezsin ama sana bir şeyler hissettirir, duygularını harekete geçirir. Belki müzisyen olmayanlar için hikaye anlatımı ile müzik arasında bağ kurmak daha zor olabilir. Fakat bu klasik müzikte de her zaman var olan bir şeydi. Wagner’in ya da Beethoven’ın senfonilerine baktığınız zaman bir tema, senfoniyi açığa çıkaran bir şey görürsünüz.
O yüzden klasik müzik, gitar müziği ya da film müziği, fark etmez… Sadece beyninizin ve duygularınızın o müziğin görüntülerini oluşturmasına izin verin. Bu sebeple enstrümantal müziğin daha farklı bir gücü olduğunu düşünüyorum, çünkü nasıl hissetmeniz gerektiğine karar verecek sözleri ya da yönlendirmeleri yok.
4- Peki, yeni bir albüm üzerinde çalışmaya başladın mı? Kafanda yeni bir tasarım ve konsept var mı? Sırada ne var?
Kiko Loureiro: Evet, yeni bir albüm üzerinde çalışıyorum. Fakat şu an kafamda albüme dair belirlediğim bir tasarım ya da üzerinde ilerlemek istediğim bir konsept yok. Şu an daha çok yeni fikirler bulmaya ve bu fikirleri bir araya getirmeye, aralarında bağlantılar kurmaya çalıştığım bir dönemdeyim. Bu da zaman alan bir süreç ama yeni bir albüm gelecek.
5- Sen bir yandan da Megadeth’in gitaristi olarak tanınan bir isimsin. “Dystopia” ve “The Sick, the Dying… and the Dead!” albümlerinde önemli bir rol oynadın. Dave Mustaine gibi bir efsaneyle çalışmak nasıldı, Dave ile aranız nasıl?

Kiko Loureiro: Dave Mustaine ile hiçbir sorunum yok. Dave’i çok yetenekli bir müzisyen olarak görüyorum. 1980’lerden bu yana metal tarihinde çok önemli bir rolü, çok önemli bir imzası var. Ayrıca onu sadece yakından tanıyanların bildiği çok ilginç bir kişiliği var.
Açıkçası Dave ile turlarken onu çok yakından tanıdım. Ailesiyle vakit geçirdim, onun gerçekte kim olduğunu öğrendim. Belki de bu yüzden benim için bir efsane değil. Ancak onunla çalışmak harika bir deneyimdi. Ondan çok fazla şey öğrendim. Hatta sadece ondan değil, Megadeth’deyken birlikte çaldığım diğer arkadaşlarımdan da çok şey öğrendim. Megadeth ile yaşadığım her şey muhteşemdi.
6- Sanırım Megadeth’den ayrılma nedenlerinden biri turne yorgunluğuydu. O dönemi nasıl değerlendiriyorsun ve Megadeth’in açıklanan veda albümünde çalmak ister misin?
Kiko Loureiro: Doğrusu sadece turne yorgunluğu değildi. Megadeth ile 8 yıl geçirdim ve bu süreç mental olarak çok yorucuydu. Megadeth’den daha çok ailevi sebeplerden ötürü ayrıldım. Bir ara vermem gerekiyordu, biraz durmalıydım ama onlar için bu mümkün değildi. O yüzden ayrılmam gerektiğine karar verdim. Bu yüzden böyle olması daha iyi oldu. Megadeth’in veda albümünde çalmak gibi bir planım ya da isteğim de yok.
7- Sepultura her metal dinleycisinin kalbinde özel bir yere sahiptir. Max ve Igor Cavalera, metal müzik aracılığıyla Brezilyalı köklerini dünyaya başarıyla tanıttı. Sen de Brezilyalısın. Müziğinde Brezilyalı köklerinin etkisini nasıl görüyorsun?
Kiko Loureiro: Sepultura fazlasıyla etkileyiciydi ama Max ile Igor’un yanına Andreas Kisser ve Paulo Jr.’ı eklemeyi unutmayalım. Neticede Andreas grubun ana bestecilerinden. Bir yandan da hâlâ grupla birlikteler. Grup üyelerini de yakından tanıyorum ama Andreas ile daha özel bir ilişkim var.
Sepultura’nın müziği ve tarzı çıktığı dönemde çok yenilikçiydi. 1980’lerin sonunda ve 1990’larda Brezilya’nın yerel motiflerini rock’ın farklı türleri ile birleştirme akımı vardı. Sepultura’nın yanı sıra Angra ve Sarcófago gibi farklı gruplar da Brezilyalı köklerini metal müzik ile birleştirdiler. Ayrıca pop, new wave gibi türler yapan gruplar da vardı ama Sepultura bu füzyonu en iyi yapan gruptu.
Özellikle 1990’larda Brezilya’nın yerel ezgileri ile rock/metal arasındaki bağlantı çok güçlüydü. Elbette ben de bütün olarak bu akımlardan etkilendim ve kendime ait bir yol çizdim.
8- Brezilya kökleri demişken, futbol ile aran nasıl? Claudio Taffarel, Roberto Carlos, Alex de Souza, Mario Jardel gibi birçok Brezilyalı efsane futbolcu Türkiye’de oynadı. Hatta şu anda dünyanın en iyi kalecilerinden biri olan Ederson, Fenerbahçe’de oynuyor. Yakından takip ediyor musun, 2026 FIFA Dünya Kupası’nı kazanacak mısınız? 🙂
Kiko Loureiro: Gençken futbol ile daha çok ilgiliydim. Stadyuma giderdim, maçları takip etmeye çalışırdım. Saydığın isimler arasında Alex’i çok severdim, harikaydı. Alex’in Ronaldo’nun olduğu döneme denk gelmesi şanssızlıktı, çünkü Ronaldo en iyisiydi. ABD’de ve Avrupa’da yaşamaya başladığım dönemde ise futboldan uzaklaştım.
Yine de son zamanlarda futbola tekrar ilgi duymaya ve yakaladığım bazı maçları izlemeye başladım. Dünya Kupası’nı kazanıp kazanamayacağımızı tahmin etmek zor. Uzun süredir kazanamıyoruz. 🙂
9- Son olarak Türkiye’deki hayranlarına söylemek istediğin bir şey var mı? Röportaj için teşekkürler, görüşmek üzere.

Kiko Loureiro: Röportaj için ben teşekkür ederim. Türkiye’yi ve kültürünü seviyorum. Tekrar gelmek ve farklı şehirlerde çalmak için sabırsızlanıyorum. Türkiye gerçekten muhteşem, umarım gezmek için de vaktimiz olur. Lokal yerlere ve pazarlara gitmeyi çok istiyorum. İnsanları tanımak, farklı yemekler denemek ve otantik şeyler bulmak istiyorum. Geçen geldiğimde enstrüman almıştık. Bu yolculuğu merakla bekliyorum. Kendine iyi bak dostum, görüşmek üzere, şerefe!


