İncesaz: Özlediğimiz İstanbul’a şarkılar yapan bir topluluğuz…

Murat Beşer
Yazar:
Okuma Süresi: 14 Dakika

Doksanların ikinci yarısında hayatımıza taptaze bir müzik topluluğu girmişti. Bizi eskilere götürüyordu ama yepyeniydi. Gelenekçiydi ama muhafazakar değildi. Pek çokları bir süre sonra onları iki televizyon dizisiyle, İkinci Bahar ve Ekmek Teknesi ile iyiden iyiye tanıdı ve müptelası oldu. Murat Beşer, topluluğun iki kurucu üyesi, iki İstanbul beyefendisi Cengiz Onural ve Murat Aydemir ile bir Pazar sabahında sohbet etti; geride kalan yıllar ve 11 albüm hakkında.    

İncesaz topluluğunu oluşturma fikri, Yeni Türkü günlerinde mi oluştu?

Cengiz: Hayır, o günlerde oluşmadı. Ben Murat ile Derya’yı (Türkan) tanıyordum, onları çok beğeniyordum ama ancak onlar Yeni Türkü’den ayrıldıktan sonra böyle bir proje için irtibata geçtik ve çalışmaya başladık.

Yeni Türkü günlerinde hiç müzikal manada kurduğunuz hayaller yok muydu? Birtakım boşluklar tespit ettiğiniz, şöyle bir topluluk olsa iyi olur dediğiniz…

Cengiz: Evet, vardı. Hatta geçenler Derya ile beraberdik, sohbet esnasında ayrılık meselelerine de değinildi, o bile söyledi; senin bambaşka bir müzik kafan vardı diye. Hakikaten öyleydi, benim o zamanlarda “Eyvah”, “Çok Aşığım” gibi başka şarkılarım vardı, o zamanlar yazmıştım onları ama saba makamında şarkıları Yeni Türkü’de yapamazdık. 

İncesaz adını kim koydu?

Cengiz: Ben Murat koydu diyorum, o da sen koydun diyor. Orada bir farklı hatırlama sorunumuz var. 

Murat: Gerçekten hatırlamıyoruz ama artık kimin isim babası olduğunun hiç önemi yok. 

Doksanlı yılların ikinci yarısında kurulan bir topluluğu İncesaz adını vermek ne ifade ediyor?

Murat: O zaman İncesaz’ın kelime anlamına baktık, Riyaseti Cumhur İncesaz Heyeti diye bir oluşum var, biliyorsunuz bu Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’na karşı bir de Türk Müziği orkestrası var, orada Mesut Beyler, Refik Beyler, Münir Beyler’den oluşan daha modern bir anlayış var. Rakı-Müzik denince akla gelen müzik İncesaz. Ama biz bunlarını hiçbirine takılmadık, bunun kelime karşılığına ya da rakıyı çağrıştırıyor demedik. Bir kere isim hoşumuza gitti, yaptığımız müziği ifade eden bir kelime olduğunu düşündük. Bize slogan gibi, marka olabilecek bir isimdi gibi geldi, hoşumuza gitti. Kelime anlamı veya tarihsel misyonuna bakmadık. 

Başlangıçta 3 kişiydiniz; tanbur, kemençe, gitar… Fakat bir süre sonra çalgısal kombinasyonu genişlettiniz. Bu hangi ihtiyaçlardan kaynaklandı?

Cengiz: Zaten bismillah dedik, kanun çalan Taner’i (Sayacıoğlu) kattık işin içine. İlk albümde sadece vurmalılardan destek aldık; Mahir Özüstün ve Murat Buket, yardımcı oldu. 

Murat: Evet toplulukta o zaman bas bile yoktu. 

Cengiz: Birkaç eserimizi rahmetli İsmail Soyberk çalmıştı, birkaç eserin basını da bilgisayar destekli yapmıştık. Hemen akabinde ikinci albüme basçı Akın Aral’ı aldık.

Bu ihtiyacın büyümesinde dizi müziklerine müzik yapmanızın etkisi olmuş muydu?

Murat: Bence olmamıştır, çünkü bir armoni var, Cengiz abi çalıyor; armoniyi destekleyecek en temel ihtiyaç bas. Ki bas sayesinde armoni daha iyi duyulsun, kök sesler gelsin. Vurmalı olmadan da bizim müziğimiz olmazdı. Aslında biz temel ihtiyaçlardan dolayı topluluğu genişlettik. Eğer bir topluluk kuruyorsan, en temel çalgıları koyacaksın. Bizim Türk müziği tarafında kemençe ve tamburun yanına biraz daha işlek bir çalgı koymak istiyorsanız akla gelecek ilk şey kanundur. Bize geldiğimiz noktada içeri aldığımız sazlar yetti, ki dizilimi de fena değillerdi. Tambur altları, kanun üstleri, kemençe ise biraz daha ortaları dolduruyordu. 

Dönem itibariyle son derece özgün bir sound yakalamıştınız. Bu soundu gelenekle gelecek arasında klasik ile modern arasında nasıl tarif edersiniz?

Cengiz: Bizim bazı kırmızı çizgilerimiz vardı, çok sesli müzik yapacağız diye çok kötü örnekler görmüştük. Tanbur tanbur gibi olmalı, kendine özgü üslubunu, perdelerini, makamlarını bozmamalı. Kemençe kemençe gibi, kanun kanun gibi olmalı; bu bizim kırmızı çizgimizdi. Bunu 27 sene geçti aradan, hiç ihlal etmedik. Biz en modern aranjeleri de çalıyoruz ama çalgıların karakterinden ödün vermiyoruz. 

“Ekmek Teknesi” olsun, “İkinci Bahar” olsun, dönemin popüler dizilerine müzik yaptınız ama yaptığınız müzik ana-akım değildi, Hiç bu konuda iki arada bir derede kaldığınız oldu mu? 

Cengiz: Evet belki de o yüzden bu kadar az dizi müziği yaptık. Bizi biz gibi kabul etmeyen bir ana-akım teklifi kabul etmemiz mümkün değildi. Bizden bir şarkı alabilirler ama bütün olarak müziğini yapamayız. Biz bakın senfoni ile çaldık, quartet ile çaldık, çok değerli solistlerle çaldık, klarnetti, kemandı, çelloydu… Ama hep kendimiz gibi olduk, hiç numara yapmadık. Allah da mecbur etmesin bu yaştan sonra.

Albümlerinizi çıkaran Kalan Müzik’in sahibi Hasan Saltık ile nasıl tanıştınız? Albümlerde yönlendirmede bulunuyor muydu?

Cengiz: Tanıştığımız anlatayım. Yeni Türkü Kamil Gök ile çalışıyordu, Göksoy Plak. Orada bir toplantıya gittiğimde Hasan gördü beni, çarşının uzun koridorlarında. Kalan Müzik’in yeri alt katta köşedeydi, dükkâna davet etti. Ben de Kalan Müzik adını duyuyor ama pek merak etmiyordum, işte Grup Yorum var, birkaç tane sol albüm var. Çay içtik, sohbet ettik, baktım çok gayretli birisi Hasan. Derken arkadaş olduk. Sonra biz işi albüm yapmaya vardırınca, aklıma hiç Sony, BMG gibi büyük firmalar gelmedi. Doğrudan Hasan’a gittim. 

Murat: Biz aslında önceden firmaların bazılarıyla görüştük ama bizim gibi adı sanı olmayan bir ekibe yüz vermediler. Orada Hasan abinin hakkını teslim etmek lazım. Anlattığımızda bizi hemen anladı ve “gelin, kaydetmeye başlayın, ben her türlü yanınızdayım” dedi. Yıllar yılları izledi ve 10 albümümüzü Kalan ile yayınladık. Tabi ki istişare ettiğimiz konular, projeye göre önerdiği şarkılar oldu. Örneğin halk müziği albümü yapmak istediğimizde Cengiz Özkan’ı önerdi. Ama hiçbir zaman bize bir şey dayatmadı, bizi özgür bıraktı, yaptığımız müziğe inandı, sadece tavsiyelerini dile getirdi. İstediğimiz şarkıların teliflerini almaya gayret etti, kimilerini aldı, kimilerini alamadı. 

Dizi film müziklerine açılan kapıda Hasan’ın rolü var mıydı?

Cengiz: Biz 1997’de kurulduk, ilk albümü 99’da yaptık. İlk başta dizi filmcilerle irtibat halinde olan bizdin Bora (Ebeoğlu) ve ben. Biz büyük bir ekiptik, Arya isminde, yılda yedi sekiz dizi müziği yapardık. Örneğin Ekmek Teknesi için Osman’a teklifi ben yaptım. İncesaz’ın tanınmayan bir topluluk olarak kuvvetli bir diziye müzik yapmasının iyi olacağını düşünmüştüm. Hakikaten de faydası oldu.

İncesaz’da projeden projeye solistler değişti. Solist tercihlerini hangi kriterlere göre yapıyordunuz?

Murat: Orada duygusal sebepler işin içindeydi ama muhakkak teknik tercihler de işin içindeydi. Türkü albümü yapacaksanız Cengiz Özkan’ı tercih etmemek olmazdı. Melihat Abla (Gülses) ile başlangıçta işin bu kadar yükseleceğini tahmin etmek güçtü. Dilek o zamanlar daha yeni ortaya çıkmıştı. Yani şarkı kimi çağırıyorsa onu seçiyorduk, burada Cengiz abinin tercihleri bizim için belirleyiciydi. Onun duymak istediği ses rengini arıyorduk. O şarkıları okuyabilecek ses kriterlerini göz önünde tutuyorduk 

Cengiz: Çok fazla solist değiştirdik diyemem. Biz Melihat Gürses, Dilek Türkan, Cengiz Özkan, Güzin Değişmez, Ezgi Köker, Haris Alexiu; hep aynı altı isim ile çalıştık. Bunun dışında farklı projelere için değişik isimler geldi, Gül Göre Yazıcı, Çiğdem Yarkın, Nide Ateş, Bora Uymaz, Neval Güleç, Zuhal Olcay hatta Sezen Aksu… Daha da sayabilirim ama bunlar bir şarkılık bir projelik isimler oldu. Bunu çok tercih ediyoruz, bu bir renklilik, zenginlik. Bir senfoniyle bir şey yapmak, sonra klarnet, fagot ya da sol klarnetle bir şey yapmak gibi… Bunlar renk…

İncesaz topluluğunu özdeşlik kurduğu, birtakım kök bağlantıları var, mesela bana ilk çağrışımı İstanbul. Bunun dışında edebiyat ve müzik tarihimizden de referansları var. Yanılıyor muyum?

Murat: Zaten “İstanbul’a Dair” diye bir albüm yaptık, bu tamamen İstanbul topluluğu olduğumuza işaret ediyor. Bize bu soru çok soruluyor; biz hayalimizdeki veya özlediğimiz İstanbul’a şarkılar yapmaya devam eden bir topluluğuz. Sonuçta İstanbul büyük bir kültür mirası taşıyor, bizde bu mirasın içinde olduk. Şu anki İstanbul’a değil tabii bu yazılan şarkılar ama bir İstanbul ile İncesaz özdeşliği başından beri var. Edebiyatla ilgili Cengiz abi söyler, çünkü şarkı sözlerini o yazıyor. 

Cengiz: Şiir bestelemiyoruz, o tarz bir organik bağlantımız yok şiir dünyasıyla ama şiir okumayı seven, Edip Cansever, Metin Altıok hayranı insanlarız sonuçta. İlla onların bir şiirini alıp bestelemek gibi kaygımız yok, ben zaten prensip olarak şiir bestelemek istemeyen bir yapıdayım çünkü şiirin kendi müziği vardır şiir beslenme çok iddialı bir şeydir diye düşünüyorum. Öyle bir beste yaparım ki şairin düşündüğü müzikten daha iyisini oraya koyarım şeklinde bir iddia olduğunu düşünüyorum, o yüzden girmem o topa. Ama etrafınızda değerli edebiyatçılar şairler hep oldu, biz onlardan ilham aldık. 

Bir Ahmet Hamdi Tanpınar hayranı olarak, İncesaz’da onun atmosferini görüyorum, siz ne dersiniz?

Cengiz: Biz de hayranıyız, tüm kitaplarını okuduk hem de bazıları birkaç defa okuduk. Aynı ruhu sürdürmeye çalıştığımızı iddia edebilir miyiz Murat, çok mu iddialı olur?

Murat: Bence edebiliriz.  

Peki müzikal olarak kimleri telaffuz etmeliyiz? Mesela bir Neveser Kökdeş, bir Kaptanızade Ali Rıza Bey…

Murat: Muhlis Sabahattin eklenebilir, Refik Fersan eklenebilir… Bunlar döneminin yenilikçi isimleri, biraz da iktidarın isteğiyle biraz da aldıkları eğitimden kaynaklanıyor, müzikte yeni şeyler denemek yeni formlar yeni aranjmanlar yapan müzisyenler. Bugün bizim yaptığımız müzik bu insanların başlattığı Türk müziğindeki yenilik hareketinin devamı gibi görülüyor zaman zaman. Aslında biz bunların hiçbirini böyle olsun diye düşünerek yapmadık. Biz modernleşen Türk müziğinin devamı olalım diye yola çıkmadık. Biz sadece içimizden geleni yaptık ama yaptığımız şeyler bu fikirlerle örtüştü. Bundan da tabi ki kıvanç duyuyoruz. Mesnetsiz değil, bir yere oturuyor yaptığımız iş, biz ürettik ürettiğimiz şeyler bir şeylerle örtüştü. 

Cengiz: Biz sanatçının tükettiği sanatın, ürettiği sanata yansıması çok anlaşılır, doğal bir şey. Ruhumuza ne dolduruyorsak, onları çıkarıyoruz ortaya müzik olarak, dolayısıyla bu etkileşimin yansımasına şaşırmamak lazım. Yansıtabilmişsek ben iftihar ettim bizle. 

27 yıl geçtikten sonra bir ruhu tekrardan canlandırıp temsil ettiniz, bu mirası yeni kuşaklardan devredebileceğinizi düşündüğünüz birileri yetişti mi?

Cengiz: Çok yetenekli müzisyenler var yeni kuşakta. Çok iyi denemeler yapıyorlar, harika işler çıkarıyorlar. İlla bizim yolumuz doğru diye bir şey yok, biz binlerce önermeden bir tanesini yaptık, başka yollardan gidenler de var. Ama bize öykünen bir çırpıda sayabileceğim 8-10 isim sayabilirim. Doğrusu memleketin müziği açısından ümitliyim. 

Murat: Cengiz abinin dediği gibi bizi örnek alıp kendi müziklerini yapmaya çalışan güzel müzisyenler çıktı, onları saygıyla, sevgiyle onları takip ediyoruz. Ancak bir gitar, bir armoni bir aranjman altına koyduğumda ben bu modern müzik olur diye ortaya çıkan çok fazla kötü örnek de var ne yazık ki. Çok fazla kötü taktik var. Bizim ise şimdi birine elverme gibi bir durumumuz yok, böyle bir misyonumuz da yok.  

Cengiz: Yalnız bir de şu var, süreklilik/istikrar diye bir şey… Siz 27 seneyi geride bıraktıysanız, belli bir kıvamda belli çizgide ilerlemişseniz bunun sonuçları oluyor. 

Plaklar hakkında sormak istediklerim de var. Neden numara veriyorsunuz albümlere?

Murat: Cengiz abinin fikri bu. 

Cengiz: Ben daha ilk albümde bunun tek atımlık bir şey olmadığını biliyordum. Sezgisel olarak Murat ve Derya’ya çok güveniyordum, müthiş müzisyenler. O yüzden bundan emindim. Bu iş zenginleşir, dönüşür ve ölmeden görürüm diyordum. Oldu da… 

Murat: Cengiz abi tevazu gösteriyor ama eminim kendi de benim bir albümlük değil bir sürü albümlük bestem var diye düşündü ve daha yenileri de çıkacak diye düşünerek albümleri numaralandırmayı uygun gördü. Şimdi 11’e kadar geldik. 

Bu 11 albüm içerisinde sadece iki tanesi plak oldu, bir de 45’lik çıktı. Neden?

Cengiz: Plak daha yeni tekrar şey alınıp satılan bir format, o zamanlar yoktu. Biz şimdi 12. albümün kayıtlarını yapıyoruz, ama bu birdenbire albüm olarak yayınlanmayacak. Birer ikişer çıkar şarkılar, sonra da plak basılır diye düşünüyorum. 

Neden özellikle 2 numara (Eylül Şarkıları) ve 9 numara (Peşindeyim) plak var, arası boş?

Cengiz: Rahmetli Hasan bir Best of düşündü hep ama biz istemedik. Çünkü Best of artık söyleyeceği söylemiş, hatta dağılmış isimlerin işi. Oysa bizim daha yapacak çok işimiz var. İki ve Dokuz numarayı da plak basmak Hasan’ın tercihiydi.  

Çok teşekkür ederim bu keyifli sohbet için, 12. albümü bir plak olarak elime almak için sabırsızlıkla bekleyeceğim, tabi zamanı geldiğinde henüz plağı basılmayan eskileri de… 

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir