Beat Talks: Saint Stacy Röportajı

Orçun Onat Demiröz
Okuma Süresi: 6 Dakika

Müziğimin Farklı Ruh Halleri Arasında Geçiş Yapmasını Seviyorum. Bir Sanatçı ve Moda Tasarımcısı Olarak da Bağımsız Kalmayı Çok Önemsiyorum

Kristina’nın ismini ilk olarak İsviçreli elektronik/pop grubu Kadebostany ile duyduk. Kadebostany’nin vokali olarak parladı, puslu ve karakteristik sesiyle dikkatleri üzerine çekti. Kadebostany ile Türkiye’ye de gelen ve burada birçok kez sahne alan Kristina, artık yoluna “Saint Stacy” olarak devam ediyor.

2024’te ilk EP’si “Feel Like Myself”i, 2025’te de ilk albümü “Beginner Again”i yayımlayan Saint Stacy, 14 Şubat’ta Blind İstanbul’da sahne alacak. Solo olarak ilk kez İstanbul’da sahne alacak Saint Stacy ile konseri öncesinde bir röportaj gerçekleştirdim.

Aynı zamanda bir moda tasarımcısı olan Saint Stacy ile solo kariyeri, ilk albümü Beginner Again ve moda ile müzik arasında kurduğu köprü üzerine konuştuk. Keyifli okumalar!

 1- Öncelikle merhaba, nasılsın? Röportaj teklifini kabul ettiğin için teşekkürler. Solo olarak Türkiye’ye ilk defa geleceksin, neler hissediyorsun?

Merhaba, asıl beni konuk ettiğiniz için ben teşekkür ederim, benim için bir zevk. Türkiye’de ilk defa solo bir konser vereceğim için de gerçekten çok mutluyum, çok iyi hissediyorum. Bu benim için çok anlamlı. Sonunda sizinle tanışıp, müziğimi sizinle paylaşacağım için büyük bir heyecan duyuyorum.

2- Bu arada bilmeyenler için ufak bir bilgilendirme yapalım, elbette Kadebostany ile Türkiye’ye daha önce gelmiştin ve İstanbul’da daha önce sahne almıştın. İstanbul’u ve İstanbul seyircisini nasıl tanımlarsın? Burada yoğun bir hayran kitlen de var. Bu konuda ne söylemek istersin?

Evet, Kadebostany ile birçok kez İstanbul’a geldim. Açıkçası İstanbul’da çaldığımız zamanlardaki enerji hep muhteşemdi, seyirciler hep çok iyiydi. İstanbul’u da bir şehir olarak özel buluyorum. İstanbul’a geri döneceğim ve İstanbul seyircisiyle yeniden buluşacağımız için çok heyecanlıyım. 

3- İstanbul’u sevmene sevindim. 2024’te ilk EP’in “Feel Like Myself”i yayımladın, 2025’te de ilk albümün “Beginner Again” geldi. İlk albümünün konsepti de yeniden başlamak üzerineydi. Yeniden başlamak senin için ne tür zorluklar yarattı ve bu açıdan ilk albümünü nasıl değerlendiriyorsun?

Doğrusu zorlu bir süreçti. Bu süreçteki en büyük zorluk da daha derine inmek zorunda kalmamla ilgiliydi. Öncesinde sadece şarkı söylüyordum ve çalıyordum. EP’im ve ilk albümüm Beginner Again ile birlikte prodüksiyon dünyasına gerçek bir adım attım. Bu açıdan yeni bir deneyimdi. Müziğimin nasıl oluşacağını ve sound’umun nasıl şekilleneceğini anlamak, bunun üzerine kafa yormak durumundaydım. Tüm sözleri, melodileri, gitar bölümlerini, besteleri kendim yazdım. Bütün müzikal yapıyı kendi başıma belirledim. Besteler hazır olduğunda da yakın arkadaşım ve yetenekli bir yapımcı olan FlexFab ile miksajı hallettik. Albüm bu şekilde oluştu. O nedenle Beginner Again albümü benim gelişimimi temsil ediyor ve bağımsız bir sanatçı olarak beni tamamlıyor.


4- Bir yandan da Beginner Again gerçekten çok başarılı bir çıkış albümüydü, bu konuda hakkını vermeliyim. Puslu vokallerin, gitar tonların, yazdığın melodiler “Mazzy Star” veya “Still Corners” gibi dream pop gruplarını anımsatıyor. Müzik tarzını nasıl tanımlıyorsun ve şarkı yazarken nelerden ilham alıyorsun?

Evet, bu doğru. Çoğunlukla indie pop ve dream pop türlerini dinliyorum, en çok bu türdeki isimlerden besleniyorum. Ancak tek bir tarzda kalmak ve aynı yerlerde dolanmak da istemiyorum.Açıkçası müziğimin farklı ruh halleri arasında geçiş yapmasını seviyorum. İnsanların şarkılarımı nasıl tanımladığını, müziğim üzerine yaptıkları yorumları görmek de çok hoşuma gidiyor. Mesela bir şarkım bir keresinde “bossa ile yatak odası pop’unun buluşması” veya “karanlık romantizm” olarak tanımlanmıştı. Bu tür yorumlar, farklı yaklaşımları görmeyi seviyorum.

5-  Sen aynı zamanda bir moda tasarımcısısın. Hatta “LA PEAU DE PECHE” isimli bir markan bile var. Güncel moda trendlerini ve sürdürülebilir modayı nasıl değerlendiriyorsun?Günümüz dünyasındaki sorunları göz önünde bulundurarak, modanın nereye doğru gittiğini düşünüyorsun?

Evet, müziğin yanı sıra bir moda tasarımcısı olarak da üretmeyi seviyorum. Ancak moda tarafında da esas olan kendi tasarım dilim. Bunun üzerine düşünüyorum ve bu doğrultuda hareket etmeye çalışıyorum. O nedenle akımları ya da trendleri pek önemsememeye çabalıyorum. Kendi markamın da müziğim gibi daha bağımsız bir yoldan ilerlemesini isterim.

6- Modanın müziğine etkisini nasıl tanımlıyorsun ve bu bağlantıyı nasıl kuruyorsun?

Doğrusu moda ile müziği bir bütün olarak görüyorum. Bir sanatçı olarak bağımsız kalmayı çok önemsiyorum. Modanın müziğime katkısı da burada ortaya çıkıyor. Moda, imajımı tamamen kişiselleştirmeme yardımcı oluyor. Bir tasarımcı olarak her şeyi ben yönetiyorum. Kullandığım görsellerden sahnede giydiğim kıyafetlere kadar her şeyi ben tasarlıyorum ve üretiyorum.

7- Peki, Kadebostany ile aranız nasıl? Görüşüyor musunuz? Gelecekte birlikte bir şeyler yapmayı düşünüyor musunuz? 🙂

Evet, tabii ki. Aramızda bir kırgınlık yok. Hâlâ arkadaşız ve düzenli olarak da görüşüyoruz. Fakat ben şu anda kişisel projelerime çok yoğunlaşmış durumdayım. Kadebostany de yeni albümü üzerine çalışıyor. Yeni albüm sürecinde olduğu için fazlasıyla meşgul ama kim bilir, belki ileride birlikte yeniden bir şeyler yaparız.

8- Son olarak Türkiye’deki hayranlarına söylemek istediğin bir şey var mı? Yakında görüşmek üzere, sevgiler. 

Türkiye’deki dinleyicilerime çok teşekkür ediyorum. Sevginiz ve desteğiniz benim için çok değerli, bunun için çok teşekkür ediyorum. Burada olduğunuz için gerçekten minnettarım ve sizi görmek için sabırsızlanıyorum, sevgiler.

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir