“Can Yücel’in Yapay Olmayan, Çok Doğal Bir Anlatımı Var. Aynı Anda Hem Çok Felsefi Hem de Çok Samimi. Bu Yönüyle Beni Çok Etkiledi. Türk Kültürü Gerçekten Olağanüstü Bir Edebi Geleneğe Sahip.”
Moonspell, Portekiz’in dünyaya ihraç ettiği en önemli gotik metal gruplarından. 95’te yayımlanan ilk albümleri “Wolfheart” ile birlikte çıkış yapan Moonspell, mitolojik ve folklorik ögeleri kullanma becerisiyle tür içinde kilit bir rol oynuyor. Vampirleri, kurt adamları, okültizmi, büyücülüğü ve insan doğasının karanlık köşelerini yıllardır dramatik şekilde ele alan grup, vokalistleri Fernando Ribeiro’nun derin bariton sesi ile de tiyatral bir anlatıma sahip.
Türkiye’deki metal müzikseverler tarafından da çok sevilen Moonspell, 19-20 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek “Bosphorus Open Air Metal Fest 2026” kapsamında sahne alacak. Türkiye’ye bir kez daha gelmeye hazırlanan Moonspell’in vokalisti, söz yazarı ve lideri Fernando Ribeiro ile festival öncesinde bir röportaj gerçekleştirdim. Fernando’nun edebiyata, kültürümüze ve ülkemize olan ilgisi hayli dikkat çekici. Can Yücel sevgisini bile konuştuk, keyifli okumalar!
Merhaba Fernando, nasılsın? Öncelikle seninle röportaj yapmak büyük bir keyif. Önümüzdeki eylülde Türkiye’ye yeniden geleceksiniz. Nasıl hissediyorsun, İstanbul’u özledin mi?
Fernando Ribeiro: Çok teşekkür ederim, sen nasılsın? Bu aralar kafam çok meşgul ve çok yoğunum ama söylenmeye gerek yok, gayet iyiyim. Benim için de Türkiye’ye bağlanmak, konuşmak ve son gelişmelerden haberdar olmak büyük bir zevk.
İstanbul’u çok özledik, tekrar gelmek için sabırsızlanıyoruz. İstanbul; tarihin müzelerin duvarları arasına hapsolmadığı, geçmişiyle ve bugünüyle yaşayan o nadir şehirlerden. Her sokakta, her camide, her kilisede ve her vapur yolculuğunda o duyguyu tekrar tekrar hissedebiliyorsun.
Ayrıca İstanbul’da Moonspell’in müziğiyle derin bir uyum var. Oradaki eşsiz hüzün ve güzellik müziğimizde yankılanıyor. O yüzden İstanbul’a her geldiğimizde sıradan bir konserden daha fazlasını hissediyoruz. Her konser eski dostlarla yeniden buluşmak ve anıları yad etmek gibi geliyor.
İstanbul’u harika ifade ettin, benim için de öyle. Yanılmıyorsam daha önce 4 kez Türkiye’ye geldiniz. Buradaki son konseriniz de 4 yıl önceydi. 2000’lerin başından beri Türkiye’de konserler veriyorsunuz ve buradaki metal sahnesi için oldukça popülersiniz, özellikle eski okul metalciler sizi çok seviyor. Türkiye ve İstanbul ile kurduğun bağı nasıl tanımlıyorsun?
Fernando Ribeiro: Şu an emin olamadım ama 4’ten fazla konser verdik sanırım. İlk konserimiz 96’daydı ve o konserde ortalık gerçekten çılgına dönmüştü, öyle bir karşılama beklemiyorduk. O yüzden 96’daki ilk konserimiz hâlâ aklımda. O tutku bizde farklı türden bir bağlılık yarattı.
Açıkçası bazı dinleyicilerimiz Moonspell’in varoluşunu içgüdüsel olarak anlıyor, hissediyor. Türkiye’deki dinleyicilerimiz, takipçilerimiz de benzer bir içgörüye sahip. Belki de bunun nedeni tarihiniz ile derin kültürünüzün, mistisizmi, şiiri ve duyguları kucaklamasıdır.
Türkiye’deki konserlerimiz her zaman tutkulu ve yoğun geçiyor ama bundan daha önemlisi gördüğümüz saygı. Bunun için teşekkür ederiz. Yıllardır gördüğümüz bu sevgi ve saygı neticesinde kendimizi artık “ziyaretçi” gibi hissetmiyoruz. Oradaki insanlarla bir dostluk kurduk ve bunu çok değerli buluyoruz.
Bu arada yeni albümünüz “Far From God”u yaz döneminde yayımlandınız, oldukça taze. Yeni albümü de gerçekten çok sevdim, sürekli dinliyorum. Doğrusununu söylemem gerekirse, bu albüm sizi nihayet 90’ların gotik atmosferine, vampir / kurt adam imajına geri döndürdü. Bununla birlikte yeni albüm bir önceki albümünüz “Hermitage”ın da devamı niteliğinde. Far From God hakkında neler söylemek istersin, yeni albümün yaratıcı süreci nasıldı?
Fernando Ribeiro: Çok teşekkürler, yeni albüme dair böyle yorumlar duymak benim için çok anlamlı. Evet, yeni albümümüz Far from God, Hermitage’ın devamı niteliğinde ama bu öylesine bir devam değil. Far From God, Hermitage’ın açtığı kapıdan sadece girmekle, oradan ilerlemekle kalmıyor. Önceki albümümüz fazlasıyla içe dönük ve derin düşüncelere, tefekküre yönelik bir çalışmaydı.
Yeni albümümüz ise aşk, cefa ve çatışma gibi daha canlı duyguları müziğmize geri getiriyor. O nedenle bu albüm kendi kimliğimize dair daha büyük bir özgüven taşıyor. Senin bahsettiğin o eskiye yönelik atmosfer ve imaj da bununla ilgili.
Öte yandan müziğin zamansallığını anlıyoruz ama 90’lara yeniden dönmek, o dönemdeki hislerimizi yeniden canlandırmaya çalışmak gibi bir niyetimiz yok. Zaten bu imkânsız bir görev. Evet, o yıllar müzikal olarak harikaydı ama oraya geri dönmeye çalışmak samimiyetsiz geliyor.
Bizim bu albümde esas olarak yapmak istediğimiz şey; atmosferden ödün vermeden, sade ve akılda kalıcı şarkılar yazabilmeyi yeniden hatırlamaktı. Yeni albümü bu düşüncelerle, bu duygularla yapmak istedik. Bunu anladıktan, yolumuza karar verdikten sonra ise her şey çok doğal bir şekilde ilerledi. Bazen en zor kısım şarkıları yazmak değil, sorulacak doğru soruları bulmak oluyor.

Ayrıca yeni albümdeki vokal performansın da çok iyi. Örneğin; “Reconquista” ve “The Great Wolf in the Sky” şarkılarındaki vokaller muhteşem. Albümdeki atmosfer ve duygu yoğunluğu gerçekten çok yoğun. Eminim ki eski okul Moonspell hayranları bu nedenlerle albümü çok sevmiştir. Bu konuda neler söylemek istersin?
Fernando Ribeiro: Bunu fark ettiğin ve belirttiğin için de teşekkür ederim. Elbette, sizinle birlikte sesiniz de değişiyor, yıllar içinde farklı bir hâl alıyor. Bundan 30 yıl önceki gibi şarkı söylemem, vokal yapmam mümkün değil. Zaten artık o frontman ya da vokalist de değilim.
Çok uzun süredir sahne alıyorum ve bugüne kadarki deneyimlerim teknikten ziyade duygulara güvenmeyi öğretti. Bir şarkı yaralı olmayı, kırılgan hissetmeyi gerektiriyorsa, o duygulara bürünmeye çalışıyorum. Eğer güç gerektiriyorsa tüm enerjimi, her şeyimi vermeye ve kükremeye çabalıyorum.
Bu nedenle bariton sesimi farklı şekillerde kullanmaya özen gösteriyorum, nakaratlar ve kıtalar arasında geçişler yapıyorum. Ancak Far From God albümündeki tüm şarkılarla bütünleştim, çünkü albümdeki sözler son derece kişisel. Belki de bundan ötürü dinleyiciler o yoğunluğu hissediyor. Yine de gün sonunda tek bir isteğim var, o da gruba, albümün konseptine ve şarkılara en iyi şekilde hizmet edebilmek.
Yeni albümü Hermitage’da birlikte çalıştığınız prodüktör Jaime Gomez Arellano ile kaydettiniz. Jaime ile çalışmak nasıl bir deneyim ve size nasıl bir katkı sağlıyor? Bunun Moonspell adına yeni bir dönem olduğunu söyleyebilir miyiz?
Fernando Ribeiro: Açıkçası Jaime, Moonspell’i ve bizleri prodüksiyonu aşan bir yerden anlıyor. Kurmak istediğimiz atmosferi, sessizliği ve dinamikleri çok iyi kavrıyor. Bir şarkının ne zaman daha fazlasına ya daha da önemlisi ne zaman daha azına ihtiyaç duyduğunu biliyor. Ayrıca yeni albüm için bir vizyonu vardı. O vizyon da bize yardımcı oldu. Bu albümü kaydederken stüdyoda bazen ortam gerginleşti ama bu konuda bile geri adım atmadı, sonuna kadar gitti ve bizimle kavga etmekten çekinmedi. (Gülüyor)
Bunun yanı sıra Hermitage ve Far From God albümleri daha demin konuştuğumuz gibi kesinlikle birbiriyle bağlantılı. Jaime’nin bu bağlantıyı pekiştirmede de yardımları oldu. Ancak bu bağlantıyı bir devam filmi ya da öncül gibi görmemek gerekiyor. Hermitage geri çekilmeyi temsil ediyorsa, Far From God geri dönüşü temsil ediyor.
Bunun yeni bir dönem olup olmayacağına ise zaman ve dinleyicilerimizin tepkileri karar verecek. Biz, kendimizle ilgili çok önemli bir şeyi yeniden keşfettiğimizi hissediyoruz ve Moonspell hakkında her zamankinden daha büyük bir heyecan duyuyoruz. Bu yeniden keşfin nereye uzanacağını zaman içinde göreceğiz.
Sound’unuzu da sürekli olarak geliştiren, yenileyen bir grupsunuz. Yıllar içinde tarzınızı pek çok kez değiştirdiniz. Çok önemli gotik metal albümleri yayımladınız ama bunun yanında endüstriyel / elektronik ve senfonik dönemlerden de geçtiniz. Kariyerinizdeki bu değişimleri nasıl değerlendiriyorsun?
Fernando Ribeiro: Evet, haklısın ama ben bu evrimin planlı olması gerektiğine hiçbir zaman inanmadım. Yaptığımız her albüm, onu kaydettiğimiz esnada kim olduğumuza, neler duyumsadığımıza dair.
Bazı albümlerimiz daha deneysel olmayı ve teknolojik unsurlardan yararlanmayı gerektiriyordu. Bazıları ise içgüdüleri takip etmeyi ve daha analog düşünmeyi gerektiriyordu. Geriye dönüp izlediğimiz yola baktığımda, herhangi bir çelişki görmüyorum. Hatta konfor alanında kalmayı ve rahatına düşkün olmayı reddeden bir grup görüyorum.
Eğer tüm albümlerimiz aynı sound etrafında şekillenseydi, bence Moonspell çoktan ortadan kaybolurdu.

90’ların ortalarında ilk albümünü yayımlayan bir grup olarak artık oldukça deneyimlisiniz. Günümüzün metal müzik sahnesini, özellikle de gotik ve doom metal türlerini nasıl değerlendiriyorsun? Sizin gibi bu türleri mitolojik, edebi bir bakış açısıyla ele alan yeni nesil gruplarda bir eksiklik olduğunu düşünüyor musun?
Fernando Ribeiro: Geçmişten bugüne metal müzikte yetenek eksikliği hiçbir zaman olmadı. Genellikle eksik olan şey sabır oluyor. Pek çok genç grubun olağanüstü teknik becerileri var. Ancak müziğe dair bir kimlik oluşturmak ve o kimlikle anılmak çok uzun zaman alıyor. Bir yandan da bu kimlik; okuyarak, seyahat ederek, hatalar yaparak ve stüdyonun dışında yaşayarak oluşuyor.
O yüzden metal müzik ve alt türleri hakkında endişelenmeye gerek yok. Bunun yerine yaratıcı riskler alabilen gruplara alan açılması lazım. Ayrıca gotik metal hiçbir zaman sadece biçimle ilgili değildi. Karanlığa, edebiyata, insan duygularına ve güzelliğe karşı bir tutum. Yeni nesildeki TodoMal gibi underground gruplar ya da Sleep Token gibi tanınmış gruplar bu tutuma hizmet ediyor, böyle gruplara her zaman ilgi olacak. Her ikisi de çok karanlık ve açıkçası da biraz tehlikeli. (Gülüyor)
Bu arada modern Türk şairlerinden biri olan Can Yücel’i sevdiğini duydum. Can Yücel, Türk şiirinde oldukça öncü ve önemli bir yere sahip. Ben de çok severim. Can Yücel’i nasıl keşfettin ve okuduğun başka Türk şairleri ya da romancılar var mı?
Fernando Ribeiro: Evet, doğru. Can Yücel’i Türkiye’deki arkadaşlarım sayesinde keşfettim. Can Yücel’i okumam için çok ısrarcıydılar ve okuduktan sonra çok haklı olduklarını gördüm. Can Yücel’in yapay olmayan, çok doğal bir anlatımı var. Aynı anda hem çok felsefi hem de çok samimi. Bu yönüyle beni çok etkiledi.
Bir de seyahat ettiğim ülkeleri, turistik bölgelerinden ziyade yazarları aracılığıyla anlamaya çalışııyorum. Edebiyat ve şiir, bir halkın ruhunu anıtlardan, müzelerden daha iyi ortaya çıkarıyor. Türk kültürü gerçekten olağanüstü bir edebi geleneğe sahip. Türkiye’ye geldiğimde okuma listeme hep yeni yazarlar ekliyorum. Kültür, kartpostallardan ziyade edebiyat ve müzik ile birlikte daha iyi anlaşılıyor.
Son olarak, Türkiye’deki hayranlarını ne söylemek istersin ve konserdeki setlist nasıl olacak? Röportaj için de teşekkürler, şahane bir röportaj oldu. Görüşmek üzere, sevgiler…
Fernando Ribeiro: Bunca zamandır Moonspell’i unutmadığınız için ben teşekkür ederim. Bize 30 yılı aşkın süredir destek oluyorsunuz ve her konserimizde Türkiye’ye neden tekrar gelmek istediğimizi hatırlatıyorsunuz.
Setlistimizde yeni albümümüz “Far From God”dan şarkılar olacak ama tarihimizin sadece bize ait olmadığını, sizlere de ait olduğunu biliyoruz. Bu nedenle Türkiye’deki dinleyicilerimize ilham aldıkları, duymak istedikleri klasikleşmiş şarkılarımızı da çalacağız. Bizim için önemli olan ruh hali, yazılan hikâye ve edinilen yeni anılar. İstanbul’u çok özledik, görüşmek üzere. Biz hazır olacağız, bize tüm coşkunuzla katılın!
ORÇUN ONAT DEMİRÖZ


