Kamufle ile Hiphop Kültürü, Yeni Albümü ve Dahası Üzerine

Murat Beşer
Yazar:
Okuma Süresi: 24 Dakika

Murat Beşer, yepyeni albümünün plak formatında da basılması vesilesiyle Kamufle ile buluştu. Ortaya, Kamufle’nin müzikal köklerinden yaptığı bambaşka işlere ve rap müziğin bugününe dair kocaman bir sohbet çıktı!

Murat Beşer: Biraz geçmişten başlayalım. İkimiz de Fatih’liyiz ve bizim için semtimizin ehemmiyeti büyük. Ait olduğun şehir, ait olduğun semt senin için de önemli, çalışmalarında da bunlardan bahsediyorsun. Fatih’lilik senin için ne anlama geliyor?

Kamufle: Öncelikle büyük bir Beşiktaş taraftarıyım ve Beşiktaş’ı Karagümrük’te dolayısıyla Fatih’te öğrendim. Onun dışında büyüdüğüm ortamda hep eski Suriçi ya da eski İstanbullu akraba ve komşularımız vardı. O yüzden tabii ki İstanbullu olmanın ne olduğunu Fatih’te öğrendim.

“Televizyonda Cartel çıkınca kalakaldım”

Murat Beşer: 80’lerin sonunda doğmuş birisi olarak doksanlı yıllarda hip hop’ı ile nasıl tanıştın?

Kamufle: Doğrudan Cartel olarak cevaplayabilirim. Onun öncesinde çokça Türk Sanat Müziği dinliyordum. Arabesk müziği de kendim öğrendim. Ailemizin içinde de kemancı, kanuncu, klarnetçiler vardı. Babam mesela ben küçükken arabeske, Müslüm’lere, Orhan’lara yeni müzik derdi, öyle bir müzik kültürünün içinde büyüdüm. Bir gün televizyonda bir anda böyle Cartel çıkınca öylece kalakaldım. Altı, yedi yaşındayım, ne olduğunu da bilmiyorum ama içim kıpır kıpır etti. Ondan sonra sürekli televizyonun başında Cartel’i bekler oldum. Sonra 1998 yılında Nefret’i duydum ve tür olarak hip-hop bende biraz daha pekişti.

2000’li yılların başlarında ise Türk İş Blokları’nda basket sahasında büyükler yere branda serip break-dance yapardı, tek pota basket maçları olurdu. Hip-hop kültürünü aslında mahallede, Türk İş Blokları’nda öğrendim diyebilirim.

Murat Beşer: Hip-hop kültürünü tanıdıktan sonra doğrudan rap müzik yapmayı mı düşündün yoksa farklı kolları ile (mesela graffiti ya da break-dance) mi ilgilenmeye başladın?

Kamufle: Ne yalan söyleyeyim, ilk olarak break-dance yapmaya özendim, çok büyüleyiciydi. Teypten rap dinliyorlar, break, funk müziklerle dans ediyorlar, çok karizmatik geliyorlardı gözüme.

Hiç unutmam, tam olarak ikiz kulelerin yıkıldığı zamanlardı, break-dance deniyordum, ayrıca basketbol oynamayı öğreniyordum. Öte taraftan bol giyiniyorum, zincir takıyorum, kadife bol pantolonlar… Babamın tişörtlerini de giyiyordum tabi bol diye. Çünkü hip-hop kıyafeti nasıl alınır, nereden bilmiyorsun, “Anne bol kıyafet istiyorum, cebi büyük” diye tarif de edemiyorum. Velhasıl ilk sözümü de o dönemlerde 2002’de “8 Mile” filmini izlerken yazdım.

Murat Beşer: Yani senin bu müziği yapabileceğine dair ilk gözünün kestiği an “8 Mile” filmi mi oldu?

Kamufle: Evet, “8 Mile”.

Murat Beşer: Peki, teknik olarak ve ekipman manasında nasıl imkanlarla kayıt yaptın?

Kamufle: O zamanlar arkadaşımın evinde bilgisayar vardı, Cool Edit ve Winamp’ın kayıt programlarını kullanıyorduk. Oyun oynarken, chat yaparken kullanılan o “çöp mikrofonlarla” kayıt almaya başladık. İnternet kafeye gidip internetten altyapı indirirdik, Dr. Dre’nin, Wu-Tang’ın altyapıları vesaire. Anno Domini diye de bir beat sitesi vardı, oradan beat indirir onların üstüne rap yapardık. Beat yapmayı bilmiyorduk. İşin en büyüleyici tarafı ise kaydı bir şekilde yapıyorsun da hoparlörden sesini duyunca kendinle bir daha tanışıyorsun, çok sevmiştim o duyguyu.  Konuştuğun gibi gelmiyor, hoparlörden sanki başka biriyle tanışıyormuşsun gibi oluyor. Orada büyülendim ben. Sonrasında 2004’te Federal isminde kendi grubumuzu kurduk, kendi CD’lerimizi, mixtape’lerimizi yaptık. O mixtape’leri de eşe dosta 5-10 liraya ya da bedavaya dağıtmaya başladık.

Murat Beşer: O dönem yaptığın işleri tekrar ele almayı, geliştirip yeniden kaydetmeyi düşündün mü?

Kamufle: Eskileri geliştirmek için vakit harcamak yerine yenileri yapmak daha makul geliyor bana. Zamanla bakış açın gelişiyor, 16-17 yaşında yazdığın sözle 25 yaşında yazdığın söz başka oluyor.

Murat Beşer: Tabii, çünkü 2004’ten sekiz yıl sonra ilk yasal albümünü çıkarttın.

Kamufle: Evet ama 2004’te iki tane mixtape yaptım. Sonra ortak hareket ettiğim arkadaşların aileleri rap yapmalarına pek izin vermediler. Esasen beni böyle bir karanlık kuyunun içine bırakıp gittiler, tek başıma kaldım diyebilirim.

“Hiphop kültürü can simidim oldu”

Murat Beşer: Senin bu yüksek sadakatinin sebebi neydi? Onların aileleri istemedi ve hemen vazgeçtiler, ama sen vazgeçmedin.

Kamufle: Annem ve babam akranlarımın anne ve babalarına nazaran daha yaşlılar. Ben tek çocuktum ve hep bir şeyler arıyordum. Hani basketbol oynuyordum, futbol oynuyordum o ayrı bir keyif ama kendimi ev içinde de anlatamıyordum bir yerde. Çevremdekiler de biraz alay ediyorlardı, giyimimden, tavırlarımdan vesaire. Bir de bende disleksi var. Okulda da çok kötüydüm, kendimi ifade etmekte çok güçlük çekiyordum. Yani bir anlamda hiphop kültürü can simidim olmuştu.

Murat Beşer: Derslerde başarısız mıydın?

Kamufle: Çok. Hatta annem babam asker olmamı isterdi. Onlar da askeri dikimevinden emekliler, çok istediler Kuleli’de okuyayım, bahriyeli olayım. Ben meyletmedim tabii.

Murat Beşer: Basketbolu ya da futbolu bırakmanda müziğin ağır basmasının mı etkisi oldu?

Kamufle: Yani severek yapıyordum sporları, basketbola yeteneğimi geç fark ettim.

Murat Beşer: Nerelerde oynadın?

Kamufle: İlk Tofaş’ın seçmelerine gittik 2004-2005 gibi. Tofaş’ın spor okulunda eğitim aldıktan sonra Üni Basket’e geçtim, ordan DSİ’ye. DSİ’den sonra İbrahim Kutluay’ın MVP takımında oynadım. Sonra Milli Olimpiyat Komitesi’nin basketbol kurslarında hem hazırlık maçları, hem de antrenmanlar yaptık. Oradan sonra Darülaceze’de oynadım.

Murat Beşer: Aslında profesyonel olmak için bayağı bir uğraşmışsın, yol da kat etmişsin.

Kamufle: Çok uğraştım ama hem çok zayıftım, hem de yaşım geçti. Hani iyi bir guard’dım, umut da vaat ediyordum ama… 

Murat Beşer: Sanırım müzik sevgisi giderek artmaya başladı. 

Kamufle: Hem o, hem de birazcık aile desteği de gerekiyor o tarz sporlar için. Her şeyi kendim yapıyordum.

Murat Beşer: Arkadaşlarının aileleri buna hiç sıcak bakmadı da, senin ailen rap yapmanla ilgili nasıl bir tavır takındı?

Kamufle: Çok garipsediler. Odaya beş altı çocuk sokuyorum, kapatıyorum kapıyı diye başta biraz sıkıntılıydı ama bir yandan da annem babam “bari evde gürültü yapsın da sokakta serserilik yapmasın” diyordu. 

Murat Beşer: Çünkü rapçilerin sokakta marjinal olduğu, hakir görüldüğü dönemler onlar. Hele metalciler tarafından (gülüşmeler).

Kamufle: Tabii. Metalci, punk’çı, rapçi hepsi birbirlerine karşıydı ama benim aram hepsiyle iyiydi. Özellikle punk’çılarla iyiydi kaykay, paten sürdüğüm için. Ama tabii bol kıyafet giyersin, altına mı yaptın derler, zincirini tasma gibi tutarlar, “hadi hip-hop yap dön kafanın üstünde” diye dalga geçerler. Oluyordu yani yine.

Murat Beşer: Uzun saçlıların yetmişlerde sokakta gördüğü muameleye benziyor.

Kamufle: Biraz öyle ama tabii liseyi Kadıköy’de okuduğum için ben şanslıydım burada takıldığımdan.

Murat Beşer: Merdiven Tayfa’ya karıştın mı?

Kamufle: Hepsi arkadaşlarım. Sansar’lar, Sahtiyan’lar falan hepsiyle muhabbetim vardı. Dikkat Records’u Boğa’nın aşağısında Sokrat İle beraber 2006’da açtık. Hatta Kadıköy Acil’in de müşterileri de bize meyletmişti. Daha genç olduğumuz için daha açıktık, Merdiven Tayfa daha popülerdi tabii. Ceza falan oralarda takılıyordu, Sansar’ın popüler olmaya başladığı zamanlardı. Biz biraz daha samimi olduğumuz için liseli çocuklar falan bize geliyordu kayıt almaya. Bizim stüdyo ortamı onlara daha samimi geliyordu.

Murat Beşer: O ortamdan sonra 2012’ye gelindiğinde ilk albümünü hangi imkanlarla yaptın? Çok zor zamanlar mı geçirdin, neden albümün adı “Olumsuzluklar”?

Kamufle: Aslında benim ilk solo albüm 2005’te çıktı, İlk İçtima. Ama bunlar underground albümler; İlk İçtima, sonra Sokrat’la Dutoserebrum’u yaptık, ardından Kırık Masa… MySpace’e yüklediğim şarkıları bootleg yaptım vesaire. Sonra “Artık güzel bir albüm yapayım, hiphoplife’a vereyim” dedim, S.O.N. diye bir albüm yaptım. Albümde Fuat Ergin, Sansar, Pit10, Patron falan iyi isimlerin hepsi vardı. O zaman hiphoplife tek siteydi, albümün orada yayınlandığında o iş tamamdı artık. Albüm oraya çıkınca “kim bu çocuk” oldu herkes, rap partilerine çıkmaya başladık 2008-2011 arasında, güzel bir dönemdi. Ardından ben bir dizide oynamaya başladım 2010’da. Şans eseri bir diziye girdim, o da sekiz bölüm sürdü. O ara ben zaten albümü yapıyordum. Olumsuzluklar albümünü de Hiphoplife’tan Ulaş abinin önerisiyle dijital olarak çıkardık. O zamanlar bir TTNet Müzik, bir de Turkcell Müzik diye iki platform var, henüz Spotify falan yok. CD basacak bütçemiz de yok ama böyle bir imkân oluştu, Pasaj Müzik ile anlaştık albüm için. İlk yasal albümüm aslında ilk dijital Türkçe rap albümü de olabilir. O zamanlar dijital albüm bir Patron yapmıştı, bir de ben yapmıştım sanırım.

“Sadakatim kalemimi bozmamamla alakalı”

Murat Beşer: Yazdığın şarkılarda her zaman köklerine sadık kaldın. Yani tekdüze rap yapmak yerine mümkün olduğunca diğer disiplinlerden de faydalandın ve en başından beri yaptığın tarza sadakatle bağlı kaldın. Bu senin istikrarın için önemli miydi? Ne kadar rol oynadı bu sadakat, nasıl bir duygu ve yeni gelinen noktada her yeni moda akımı ve sound’a göre kabuk değiştirenlere nasıl bakıyorsun?

Kamufle: Döneme de ayak uydurduğum şarkılar var, ama benim için asıl önemli olan şey lirikal içerik; derdini anlatmak, problemlerini gözlemlediğin şeyleri anlatmak. Çünkü eski abilerimizden biz öyle öğrendik. Rap politik, siyasi duruşu olan, gençlerin derdini ya da sokaktaki kötülük ve iyiliklerin, yasakların ya da yararlı şeylerin ne olduğunu anlatırdı eskiden. Şimdi o kalem değişti. Aslında sadakatim tamamen benim kalemimi bozmamamla alakalı.

Murat Beşer: Aslında senin sadakatin underground ruha yani?

Kamufle: Evet, tabii. Ama hip hop kültürü budur. Mesela geçenlerde bir gazeteye röportaj verdiğimde “Hip-hop kültürünün popüler olması hakkında ne düşünüyorsunuz” diye sordular. Dedim ki “Hip-hop kültürü popüler olmadı ki? Endüstriyelleşmiş bir rap müzik var işin içerisinde, ikisini ayırt edelim”. Çünkü hip-hop deyince işin içine DJ’ler, graffiticiler, b-boy’lar, MC’ler giriyor. Rapçi farklı bir kavramdır, MC farklı bir kavramdır. Daha insanlar Türkiye’de bunu idrak edemiyorlar.

Murat Beşer: Bu açıdan baktığında sen bu işin cefasını çekmiş bir jenerasyondan geliyorsun hiç “kaymağını başkaları yedi” diye hayıflandığın oldu mu?

Kamufle: Şöyle, “keşke biraz anlasalar” dedim ama benim jenerasyonumdaki hiçbir arkadaşım hakkında bir kıskançlık, çekememezlik ya da ipi koparmak gibi hiçbir düşüncem olmadı. Tam tersine daha da mutlu oldum. Mesela Ezhel benim çok eski arkadaşım, beraber cefasını çekenlerdeniz. Şimdi Ezhel’in bu başarısını görünce, aramızdan biri çıktığında aslında biz de başarmış oluyoruz. Maddiyat ve popülarite ayrı bir şey ki ben o kadar popüler olmak istemem, zor. Sercan’ın yaşadıklarını biliyoruz zaten, bir dünya şey yaşadı.

Ben tam tersine, kendi potansiyelimi, içimdeki fırtınayı biliyorum ve işimi severek yapıyorum. Hiçbir arkadaşıma bir ah edip hasetle ya da kıskançlıkla hiçbir şekilde yaklaşmadım. Tam tersine göğsüm kabardı. Çünkü geldiğimiz yeri biliyoruz, iki yumurtaya dört çatalın girdiği zamanları çok iyi biliyoruz. Otostopla başka şehirdeki rap partisine gidip, orada iki şarkı okuyalım da birileriyle tanışalım diye elli şehir gezdik. O yüzden öyle bir şey yapmam, yapamam.

Murat Beşer: Hip-hop camiası içinde çok farklı kesimler, gruplar var ve sen net olarak bunlardan birine dahil de olmadın. Hep bağımsızdın, belki hepsiyle ilişkin vardı ama hiçbirine dahil değildin.

Kamufle: Rap müzikte paylaşım ve saygı çok önemlidir. Bir ekip olmak aslında seni bir yer çıkartıyor. Beatmaker arkadaşın olacak, seninle birlikte rap yapacak 2-3 arkadaşın olacak, stüdyoya girdiğinde 4-5 kişiyle verdiğin enerji seni ya da çevrendeki insanları yukarı çıkartıyor. Biz Dikkat Records olarak oradan geldik, Kadıköy Acil ve Sefalet Records da aynı şekilde. Ama 2012 ve sonrasından sonra hem biz büyüdük, hem de bireysel tercihlerimiz değişmeye başladı. İnsanlar koptu birbirinden, ben de sonra yeni bir ekip kurmak istemedim.

Zaten odamda müzik yapabiliyorum, kendi derdimi anlatabiliyorum, kendi beatimi yapabiliyorum, çevremde beni dinleyip bana müdahale edecek arkadaşlarım hep var. Fakat biz hiçbir zaman hiçbir klanla çatışmadık, aramız iyiydi herkesle. Herhalde rap camiasındaki herkesle muhabbeti olan, merhabası olan tek rapçi benimdir.

Murat Beşer: Bu çatışmaların, diss’lerin ne kadarı gerçek, ne kadarı proje? Bazen birbirlerini ünlü yapmak için tiyatro çevirdikleri oluyor mu?

Kamufle: Oluyor tabii ama gerçeği de var. Yani problem yaşayan insanlar fiziksel kavga etmek yerine kalemini, zihnini kullanarak birbirleriyle olan sıkıntılarını şarkı yaparak iletiyorlar. Ama “biz seninle düşman gibi görünelim, parlayalım” gibi bir duruma ben kendi jenerasyonumda şahit olmadım. Gençlerde var mı bilmiyorum ama.

Murat Beşer: Sizden sonraki kuşaklarda pazarlama stratejileri çok değişti, çünkü pasta çok büyüdü. O kırılma noktasında senin için işin ekonomisi değişti mi?

Kamufle: Değişti tabii ki. Reklam anlaşmaları, festivaller… Harun İzer sağ olsun, bir caz festivaline çıkan ilk MC bendim. Roots gibi bir orkestrayla sahneye çıkma şansım oldu. (Gülerek) Zayıf olduğum zamanlarda modellik yaptığım da oldu. Reklam müzikleri yapmaya başladık, dizi müzikleri yapmaya başladık ama ben rap müzik ortamının içine kapanmadım. Enstrümentalistler, yazarlar, metin yazarları ve tiyatro, sinema tarafından da arkadaşlarım olmaya başladı. Bu çeşitlilik sebebiyle aslında ben biraz şanslıyım.

“Hep iyi insanlara denk geldim”

Murat Beşer: Rap camiasındaki diğer şarkılara oranla senin müziğinde kültür boyutu daha yüksek.

Kamufle: İşte aslında bu fikren dolu insanlarla sosyalleşmekle alakalı. Ben hep iyi insanlara denk geldim, yolum hep bana bir şeyler öğreten insanlarla kesişti.

Murat Beşer: Bu da kariyerinde birkaç noktada ilklere imza atmaya neden oldu. Mesela bunlardan bir tanesi de bu rap müzikali. O proje nasıl gelişti?

Kamufle: Erdal Beşikçioğlu ve Şanışer bunu müzikalden bir yıl önce konuşup tartışmaya başlamışlar. Üç yıl önce Allame, Şanışer, Cash Flow gibi birkaç MC’nin olduğu Tirat adında bir toplama albüm çıktı ve albümün introsunda da Erdal Beşikçioğlu bir konuşma yapıyor. Ardından Şanışer’in albümdeki şarkısını dinlemiş, elinin üstünde Ludovico dövmesini görmüş, albümünün adı da Ludovico olunca demiş “ben bununla tanışayım”. Erdal abi de sanırım Londra’da Otomatik Portakal’ın bir müzikalini izlemiş ama beğenmemiş. Kafaya koyup demiş ki ben bunun daha iyisini yaparım ama bekletiyor sonra. Sonra yolu Şanışer’le kesişiyor, Şanışer başta “nasıl olur, nasıl yapacağız” dese de ekibi kurmak şartıyla kabul ediyor. Zaten Sokrat’la çalışıyor. Beni arıyorlar vapurdayken, Sarp’la da çok sosyalleşmeyiz. Dedi ki “Kamuf, Erdal Beşikçioğlu Otomatik Portakal müzikali yapacak, biz de olacağız. Var mısın?”. Dedim “Yavaş gel, ne diyorsun, nasıl olacak”, o da “valla ben de bilmiyorum, buluşup konuşacağız” dedi. Tamam dedim, olmasa bile kaçınılmaz bir fırsat, bir deneyim bile iyidir. Sonra bir anda kendimizi provalarda bulduk. Sekiz ay boyunca hem Leyla Gencer sahnesinde hem de Tekel sahnesinde provalar yaptık. Koreograflar geldi; Tan hoca, Evrim hoca, Erdal Beşikçioğlu, eşi Elvin hanım… Parasını versen o dersi alamazsın. Nefes egzersizleri, tiyatro, tavır vesaire… Sonra bir anda sahneye çıktık.

Murat Beşer: Kaç kere sahnelendi bu oyun?

Kamufle: On kere sahneledik. Ayda bir Zorlu’da oynadık, Ankara’da, Bursa’da, İzmir’de oynadık.

Murat Beşer: Devam edecek mi?

Kamufle: Şu an belediye başkanı oldu Erdal abi, devam eder mi, etmez mi bilmiyorum. Şu an Elvin Hanım işin başında, herhalde yeni sezonda devam eder. Çünkü Afife Jale’ye de aday oldu oyun altı dalda; en iyi oyun, en iyi sahne, en iyi müzik falan…

Murat Beşer: Bence devam etsin, eşi en azından kotarabilir onu.

Kamufle: Bir de çok uğraştık. Beatlerini biz yaptık, bize kitap metnini veriyor bunu rap yapın diyor falan…

Murat Beşer: Yazık olur. Bu kadar emekten sonra çok az oynanmış, çok az sahnelenmiş.

Kamufle: Evet, çok az oynandı. Hatta daha da oynanacaktı Diyarbakır’da, Antep’te… Birçok sebepten hep oyunlar iptal oldu. Sanırım maliyeti karşılayamadı, bilmiyorum. Onlar daha iyi bilir çünkü o farklı bir disiplin, biz de anlamıyoruz yani. Öyle bir durduk, bakalım ne olacak. Benim için büyük deneyim.

Murat Beşer: Gelelim son albüme. Senin daha önce sadece “Hayale Daldım” albümün CD olarak basılmıştı. Yeni albüm “Tüm Suç Ritimlerin” ile ilk kez bir plağın olacak. Plak senin için ne ifade ediyor?

Kamufle: Ben 2007’den beri beat yapıyorum, FL Studio ile vesaire. YouTube çıkınca sample olayını daha derinlemesine öğrendik. Dünyanın en iyi beatmaker’larını izliyorduk, adamlar plağı koyup sesi alıyor… O işlere girince ben de 2010’larda plak toplamaya başladım.

Murat Beşer: Sen plak toplamaya sample almak niyetiyle mi başladın?

Kamufle: Annemin babamın beş altı tane Türk Sanat Müziği plağı vardı. Bende de retro bir cihaz vardı ama stüdyo parası için satmak zorunda kaldım. Yine plak biriktiriyordum ama YouTube’dan sample kesiyordum. Harun İzer sağ olsun bana bir pikap hediye etti, ondan sonra yine toplamaya başladım. Bu sefer iyice işin içine düştüm. Sonra sample’dan plak kesmeye başladım çünkü çoğu şarkı Shazam’ladığında çıkmıyor. Bir de karizmatik, entelektüel bir tarafı da var, yalan yok. Keyifli bir hobi. Lüks bir hobi ama müziğine de yarıyor, mesela 10-20 liraya bir plak iyi bir beat çıkardığında sana otuz bin kazandırabiliyor. Çünkü artık YouTube’da sample kalmadı, bütün dünya kullandı sample’ları sanki. Artık enstrümentalistler sample date’ler çıkarıyor; kemancıysa keman çalıp riff ve loop’lar yapıyor.

Murat Beşer: 1 Haziran’dan sonra ilk kez kendi plağını döndüreceksin, kaç tane basılıyor?

Kamufle: 1000 adet basılıyor. Ben Salih abiye gittim, dedim ki “Abi ben albüm çıkardım bana plak bas. Hiçbir şey istemiyorum, sadece şu hayatta bir plağım olsun”. Salih abi de “Dur bir plağı dinleyelim, bakalım hallederiz” dedi, sağolsun sevdi de albümü. Öyle bir maceraya girdik. Çünkü hiç iyi pop plağı yok, Türkçe rap plağı yok. Almanya’daki Türk MC’lerin plağı daha fazla, onlar da basılmıyor. Bir Ceza’nın Suspus’u var. İşte Sivo var, Gazap var, Lil Zey var, Farazi… Çok az var. 2000’lerin başında Sago’nun Bir Pesimistin Gözyaşları, Romantizma gibi albümleri var, bunların da plağı yok. Koskoca Medcezir albümü, Rapstar albümü, bunların plağı yok. “Tüm Suç Ritimlerin” tek kapaklı. İçinde insert var, siyah plak.

Murat Beşer: Yeni proje, başka bir albüm var mı?

Kamufle: Başladım yeni albüme evet, beş şarkı bitti. A-Bacchus ile ortak yapacağız bu sefer, Kamufle – A-Bacchus albümü olacak. Bir yedi- sekiz şarkı olacak. Beşinci şarkıyı dün bitirdim, altıncı şarkı da taslak olarak duruyor, bugün de onu bitiririm.

Kamufle’nin favori albümleri

Ahmethan Vural: Peki hayatını etkileyen, onsuz yapamayacağın beş adet albümle ilgili konuşsak olur mu Kamufle? Hikayelerini de aktararak bu albümlerin nerede, nasıl bir etkisi oldu sende?

Kamufle: Birinci sırada hep Nas’in Illmatic’i vardır.

Ahmethan: Sebebi nedir?

Kamufle: 94 yılında Nas 17 yaşındayken çıkıyor o albüm, muhtemelen de şarkıları 15-16 yaşında yapmaya başlıyor. Hala şu an dünyadaki en iyi 5 rap albümünden biri ve artık albümün üstünde tezler yapılmaya başlandı. 16-17 yaşında bir çocuk nasıl böyle sözler yazabilir yani. Benim de en sevdiğim rapçi Nas’tır, dünyadaki en iyi rapçi odur. Illmatic bir numaramdır.

İkinci sırada ise MF DOOM ve Madlib’den Madvillain’dir. Muazzam bir albüm ve bunu bir otel odasında yapmaları çok acayip gerçekten, dinamik mikrofon ve MPC ile yapmaları.

Ahmethan: Yani aslında bir sanatçı gözüyle baktığında oradaki cevheri daha çok hissediyorsun.

Kamufle: Yani MF DOOM çok garip bir rapçi, ben de çok geç fark ettim. Çok MF DOOM dinlemezdim, neden insanlar bu kadar bu adamı seviyor anlamazdım. Çünkü dinlediğimde her şey çok karmaşık geliyordu. Birazcık araştırınca o sözlerin içerisindeki aforizmalar, saçma bir kafiye düzeni ve tek seferde okuması… Üç dakikalık şarkıyı tek seferde okuyor adam, inanılmaz. Bir de büyük bir travması var. 92 yılında aslında kardeşiyle beraber bir gruplar ve kardeşi öldükten sonra bu adam yedi sekiz yıl ortadan kayboluyor. Homeless, sokakta uyuşturucu kullanıyor, alkol içiyor, sokakta yaşıyor. Sonra Madlib mi, biri buluyor, sonra küllerinden doğuyor, maskeyi takıyor. O yüzden Madvillain çok özeldir. Bir sonraki albümüm ise OC diye bir MC var, 94 yılında Word Life diye bir albümü vardır. Zaten üç albümü var ama Word Life efsane bir albümdür.

Ahmethan: East Coast mu yoksa West Coast mu?

Kamufle: East Coast, ben biraz New York stilini daha çok seviyorum. Word Life çok iyi albümdür, hatta 2002’de 8 Mile için söz yazdım dedim ya, Eminem’in orada Freestyle yaptığı bölümler var. O arkada çalan beat lerden biri OC’nin Time Zap şarkısından. Yani ben o ilk sözlerimi o beat’e yazmışım aslında.

Dördüncü olarak Wu-Tang Clan, 36 Chambers zaten efsanedir. Aslında çok var, Levent Yüksel – Medcezir de var en sevdiğim albümlerin içindedir mesela.

Ahmethan: Medcezir ile tanışman nasıl oldu? Çocukluğunda hikayeleri olan bir albüm mü?

Kamufle: Her yerde çalıyordu. Onursuz Olmasın Aşk mesela, bütün ablalar, teyzeler, herkes o şarkıyı çalıyordu. Tabii Cartel önemli, Nefret – Anahtar çok önemli… Çok var, beş yaparsam haksızlık olur. Black Moon’un Enta Da Stage… Çok severim, inanılmaz bir albümdür. Hatta Selim abi sağ olsun hediye etti plağı, arıyordum, bulamıyordum. Çok mutlu olmuştum Selim abi verince. İşte ne bileyim, Orhan Gencebay’dan Hatasız Kul Olmaz, daha eskilerden Gönül albümleri… Barış Manço’nun Sakla Zamanı Gelir Zamanı, Erkin Koray’ın Mesafeler albümü, hepsi ayrı kıymetli benim için.

2025 BeatSommelier

Etiketler:
Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir