BeatTalks: Madrugada

Orçun Onat Demiröz
Okuma Süresi: 10 Dakika

Sivert Høyem:  “Pop Müziğin Şu Andakinden Daha Kötü Olduğu Bir Dönem Hatırlamıyorum. Geriye Dönüp Madonna’nın İlk Albümlerini Dinlerseniz, Orada Gerçek Bir Kırılganlık ve Çekicilik Olduğunu Görürsünüz”

Madrugada, 90’lı yılların başında Norveç’in küçücük bir kasabasından dünyaya açılan ve  melankolik şarkılarıyla, özgün sound’uyla çok büyük kitlelere ulaşan bir grup. 2007’de gitaristleri Robert Burås’ın evinde ölü bulunmasından sonra dağılan Madrugada, uzun bir süre sessizliğe gömülmüştü. Grubun derin bariton vokali ve söz yazarı Sivert Høyem ise kariyerine solo olarak devam etmişti.

Madrugada yaklaşık 10 yıllık bir aranın ardından 2018’de tekrar bir araya geldi ve 2022’de hayranlarını çok heyecanlandıran “Chimes at Midnight” albümünü yayımladı. Bu arada  2019’da İstanbul’a da uğradılar, ses getiren bir konsere imza attılar. Sivert Høyem, 17 Eylül’de solo olarak İstanbul’a tekrar geliyor ve  IF Performance Hall sahnesine çıkmaya hazırlanıyor. 

Bu özel konser öncesinde Sivert Høyem ile buluştuk, Madrugada’yı, solo albümlerini, müzik endüstrisinin durumunu ve sosyalist bir politikacı olan annesinin müziğine etkisini konuştuk. Keyifli okumalar!    

Merhaba, nasılsın? Madrugada sevdiğim gruplardan biri. O nedenle seninle röportaj yaptığımız için mutluyum. Eylül ayında İstanbul’da solo bir konser vereceksin. Hazırlıklar nasıl gidiyor? Eylül ayında başka konserlerin de var, yazı nasıl geçiriyorsun?

Sivert Høyem: Merhaba, teşekkürler, sen nasılsın? Bunu duyduğuma çok sevindim. Norveç’te oldukça güzel bir yaz geçirdik, her şey yolunda. Havalar soğumadan önce sıcak günlerin ve yazın tadını çıkarmaya çalışıyorum.

Bir yandan da yaklaşan turne programıma hazırlanıyorum, röportajlar yapıyorum. Ayrıca birkaç yeni şarkım var, onlar üzerinde çalışıyorum, düzenlemeler yapıyorum. Kendime ayırdığım bir dönem, keyifli geçiyor.

Ne güzel, bu arada daha önce İstanbul’da Madrugada ile sahne almıştın. Tabii aradan 7 yıl geçti, uzun bir zaman ama İstanbul’u biliyorsun. Sanırım buradan da Yunanistan’a geçeceksin. İstanbul’u özledin mi, buraya geldiğinde yapmak istediğin özel bir şeyler var mı?

 Sivert Høyem: İstanbul’a bayıldım, gerçekten çok sevdim. Yeniden geleceğim için de çok heyecanlıyım. Açıkçası İstanbul’da yeterince zaman geçiremediğimi hissediyorum, tek bir ziyaretle anlaşılabilecek bir yer değil. Bu yüzden de dönmeyi çok istiyorum. 

İstanbul; inanılmaz derecede tarihi, zarif ve güzel bir şehir. Kendine özgü, otantik bir atmosferi var.  Dünyada İstanbul’a benzeyen başka bir şehir de yok. Açıkçası ben çok büyük bir tarih meraklısıyım. O nedenle İstanbul’da görmem gereken, keşfetmem gereken çok fazla yer var. İlk gelişimde Ayasofya ve çevresini gördüm ama yeterli olmadığını biliyorum. Aklımda kalan bir sürü müze var. 🙂 

Geçen yıl solo olarak “Dancing Headlights” isimli bir albüm yayımladın. Bence yılın en dikkate değer albümlerinden biriydi ve Dancing Headlights 80’leri anımsatan bir pop-rock havasına sahipti. Ayrıca şarkı yazarlığı ve atmosfer açısından da oldukça güçlüydü. Ancak bu albümü analog ve 5 kişilik bir grupla canlı olarak kaydettin. Bu tercihin sebepleri neydi?

Sivert Høyem: Dancing Headlights yorumların için teşekkürler. Evet, Dancing Headlights’ı olabilecek en eski okul şekilde kaydetmeye çalıştık. Bu hep kafamda olan ve yapmak istediğim bir şeydi. Grubumla birlikte stüdyoda alacağımız sonucu çok merak ediyordum.  

Canlı performansların gerçekliği ve kayıt hissiyatı başka oluyor. Bence rock müziğin heyecan verici yanı da burada saklı. Birlikte stüdyoya giriyorsunuz ve en doğal, en tutkulu halinizle çalıyorsunuz. O esnada kurgu oyunlarından uzaktasınız, her şeyi mükemmelleştirme çabası da kayboluyor…

Bence hepimiz müziğin temel ilkelerine geri dönmeliyiz. Özellikle de yapay zekanın arka planda ve pusuda beklediği bu günlerde…

Öte yandan etkileyici bir bariton sese sahipsin ve sesin bana Nick Cave’i hatırlatıyor. Sen de onun gibi zamansız şarkılar ve albümler yapmaya çalışıyorsun. Giderek artan AutoTune ve yapay zeka kullanımının müzik üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsun? Bir müzisyen olarak günümüzün pop ve rock müziğini nasıl yorumluyorsun?

Sivert Høyem: Doğrusu pop müziğin şu andakinden daha kötü olduğu bir dönem hatırlamıyorum. Maalesef artık çoğu müzisyen içinde insanlıktan izler barındırmayan işler ortaya koyuyor. Yapay ve optimize edilmiş şarkıların, albümlerin müzik piyasasını domine ettiği bir dönemdeyiz. Birçok müziyen de aksi yöne gitmekten korkuyor.   

O yüzden benim için böylesi bir müzik endüstrisinde şarkıların kolektif bir şekilde 20 kişi tarafından mı yazıldığı ya da yapay zeka tarafından mı üretildiği pek önemli değil. Neticede benim kulağıma hepsi aynı geliyor, birbirinin kopyası bir biçimsellikte geliyor. 

Elbette istisnalar da var. Örneğin; Chappell Roan oldukça iyi ve harika işler yapıyor. Lana Del Rey de hâlâ iyi albümler yapıyor. Fakat bu istisnalar dışında genel tablo oldukça kasvetli. Geriye dönüp Madonna’nın ilk albümlerini dinlerseniz, orada gerçek bir kırılganlık ve çekicilik olduğunu görürsünüz. Bence müzikal olarak o günlere geri dönmemiz gerekiyor.

Bu arada Madrugada’nın son albümü “Chimes at Midnight”ı 2022’de yayımlamıştınız. Aradan 4 yıl geçti, Madrugada ile yeni bir albüm üzerinde çalışıyor musunuz? Bir şarkı yazarken bunun bir Madrugada şarkısı olup olmadığını nasıl anlıyorsun? Solo albümlerindeki şarkılarla Madrugada albümlerindeki şarkıları neye göre ayrıştırıyorsun?

Sivert Høyem: Madrugada tarafında neler olacağını zaman gösterecek, şu anda üzerinde çalıştığımız bir albüm yok. Bir yandan da grup olarak ara verdiğimiz uzun bir dönem vardı. O aranın ardından sadece 1 albüm yayımladık. Dolayısıyla solo kariyerimin çoğunda Madrugada aktif değildi. Bu nedenle yazdığım çoğu şarkı solo albümlerime girdi.

Madrugada’nın ve solo kariyerimin aynı anda devam ettiği dönemlerde ise daha sert, rock ağırlıklı şarkılarımı Madrugada’ya verdim. Daha düşük tempolu, folk tarzında ve akustik gitar ağırlıklı olanları ise kendime sakladım.

Elbette gruptaki diğer üyelerin neyi isteyip neyi istemediğine de bağlı. Çok fazla şarkı yazdığım için herkese yetecek kadar var. 🙂

Bu yıl efsanevi country müzisyeni Johnny Cash’in “God’s Gonna Cut You Down” şarkısını coverladın ve bu cover Netflix’in “Detective Hole” serisinde yer aldı. Jo Nesbø’nün eserleri ve polisiye romanları ile aran nasıl? Ben Detective Hole’u keyifle izlemiştim, iyi bir uyarlamaydı. Jo Nesbø ile bağlantıyı nasıl sağladınız?

Sivert Høyem: Açıkçası pek polisiye seven biri değilim. Polisiye kurgular pek benim tarzım değil. O yüzden de Jo Nesbø’nun romanlarına hakim değilim ama kendisiyle daha önceden bir tanışıklığımız var.  

İşin aslı da şu, Detective Hole’un yönetmeni seride kullanmak için Johnny Cash versiyonunun haklarını alamamıştı. O nedenle benimle iletişime geçtiler ve God’s Gonna Cut You Down’u coverlamamı istediler. Benim de ilgimi çekti böyle bir cover yapmak ve bu şekilde ortaya çıktı. 

Bu arada Jo Nesbø ile ara sıra farklı yerlerde denk geliyoruz, harika bir adam. Seriyi de çok sevdim ve keyifle izledim. Şarkının kullanılış biçimi de çok hoşuma gitti, iyi ki böyle bir fırsat geldi. 🙂

Annen Norveç’te tanınan sosyalist bir politikacı ve aktivist. Annenin sanatçı kimliğin üzerindeki etkisini nasıl yorumluyorsun? Dünyadaki ve Norveç’teki ekonomipolitik durumu nasıl değerlendiriyorsun?

Sivert Høyem: Gerçekten de fazlasıyla politik bir aileden geliyorum. Annem aynı zamanda parlamentoda da yer almış bir politikacı ve üzerimdeki etkisi kaçınılmaz. Fakat ben hayata annem kadar realistik bir yerden bakmıyorum. 🙂 

Benim hayata karşı yaklaşımım daha hayalperest ve daha sanatsal bir pencereden. Doğrusunu söylemem gerekirse, annem gibi siyasete atılsayım kimseye de bir faydam olmazdı. Ancak kalbim annem ve babam gibi soldan atıyor.

Yine de şunu söylemem gerek, benim için tüm cevaplara sahip tek bir grup ya da tek bir parti yok. Özellikle yaşadığımız çağın bir getirisi olarak her şey fazlasıyla karmaşık ve iç içe. Tabii ki artan sosyal eşitsizlik hâlâ en temel sorun. Tüm dünya için böyle.

Süper zenginler vergilerini bile doğru düzgün ödemeyi kabul etmiyorlar. Bunun yerine servetlerini dünyayı siyaseten zehirlemek ve bizi birbirimize, yabancılara karşı kışkırtmak için kullanıyorlar. Bu gerçekten küresel ve tüm dünyayı ilgilendiren bir sorun. Norveç’te de benzer bir durum var ama buna rağmen sistemimiz hâlâ geçerliliğini koruyor, sağlam duruyor. Fakat geleceğe yönelik endişeliyim ve bu durumdan net bir çıkış yolu göremiyorum.

Son olarak Türkiye’deki hayranlarına neler söylemek istersin? Setlistin nasıl olacak, içinde Madrugada şarkıları da var mı? Röportaj için teşekkürler, görüşmek üzere, sevgiler…

Sivert Høyem: Ben teşekkür ederim. Bu turne kapsamında kapsamlı bir “greatest hits” seti çalıyoruz. Setlistimizde epeyce Madrugada şarkısı var. O yüzden Madrugada hayranları konsere rahatlıkla gelebilir, bir sürü Madrugada şarkısı duyacaklar. 

Ayrıca şu ana kadar her şey çok iyi gidiyor, bence hiç olmadığı kadar iyi çalıyoruz ve formdayız. Türkiye’ye ve İstanbul’a tekrar gelmek için sabırsızlanıyorum, sevgiler! 

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ 

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir