Sadece Avrupa’nın değil, dünyanın da en önemli müzik şehirlerinden biri olan Kopenhag, yarım asırdan uzun bir zamandır ilgi odağında. Kopenhag ve çevre şehirlerden çıkan gruplar, Metallica’nın kurucusu Lars Ulrich gibi orada doğup müziği keşfeden efsaneler, farklı türlerin çok kültürlü yapıyla harmanlandığı sahneleri ve tarihi konser mekanlarıyla global ölçekte etki alanına sahipler.
Danimarka’nın, yıllardır Avrupa’nın en mutlu iki ülkesinden biri olmasına karşın, İskandinav coğrafyasının soğukluğunu bir o kadar bünyesinde barındıran bir yer olduğunu biliyoruz. Kopenhag’dan çıkan gruplar da bu ikiliği yaşıyorlar. Kopenhaglı müzisyenler ve gruplar için zıtlıklar sadece duygu durumlarını değil, aynı zamanda müziklerini de etkileyen bir durum.
Üç Ana Tür ve Indie Sahnesi

Şehirde en öne çıkan üç tür elektronik müzik, caz ve punk. Bunların yanı sıra Efterklang’ın başını çektiği, MØ, When Saints Go Machine, Goss gibi isimlerin de parçası olduğu etkileyici bir indie sahnesine de sahipler. Buradan bir de öneri yapmış olalım. Danimarkalı indie grupları seviyor ve keşfetmek istiyorsanız her sene Mayıs başında Aarhus’ta yapılan Spot Festival’i radarınıza alın. Yüzlerce Danimarkalı grup sizi bekliyor. Ama biz az önce adını geçirdiğimiz üç tür üzerinden Kopenhag’daki müziği ve bu müziğin köklerinin nereye dayandığını anlama konusunda amacımıza ulaşabiliriz.
Caz Sahnesi: Yeni Orleans’tan Kopenhag’a

O yüzden ilk durağımız şehrin caz sahnesi. Çünkü sadece İskandinavya’nın değil Avrupa’nın da en uzun soluklu caz festivallerinden biri olan, her sene Temmuz ayında düzenlenen Kopenhag Caz Festivali’nin merkezi burası. Kopenhag, hem turistik hem de yaşama bakımından güvenli bir ülke olmasının yanı sıra konumu sebebiyle ticarette de avantajlı bir şehir. 1950’lerde şehir ticaret bakımından öne çıkarken çok sayıda ABD’li ve Avrupalı göçmene de kapısını açtı. Gelen göçmenler, kültürlerini de şehre taşıdılar. ABD’den gelen Afrikalı Amerikalıların gözbebeğiyse caz müzikti. Danimarka, 2. Dünya Savaşı’nın yaralarını sarmaya uğraşan kıtanın en kapsayıcı ve ırkçılıktan uzak noktasıydı. Bu nedenle Dexter Gordon, Ben Webster, Kenny Drew gibi birçok büyük cazcı ABD’den ayrılıp Kopenhag’a taşındı. Daha doğrusu taşınmakla kalmayıp şehirde yeni yeni oluşan caz sahnesine büyük katkıda bulundu.
Cazın Altın Çağı ve Önemli Mekanlar
1950’ler ve 1960’larda Kopenhag, adeta cazın doğum yeri New Orleans gibiydi. Nyhavn’dan Frederiksberg’e, Vesterbro’dan Amagerbro’ya her ilçede önemli caz külüpleri açıldı. Bunlardan en öne çıkanıysa, Miles Davis, Chet Baker, John Coltrane gibi yıldızları, zirve döneminde ağırlamayı başarmış Jazzhaus Montmartre’dı.

Peki, Kopenhag’da sadece ABD’li isimler mi öne çıktı? Hayır elbette! John Tchicai, Niels-Henning Ørsted Pedersen, Pierre Dørge, Papa Bue ve onlarcası şehirdeki Danimarkalı cazcıların bayrak isimleriydi. Onlardan bayrağı alanlarsa Jacob Bro, Mikkel Ploug, Cæcilie Norby ve Snorre Kirk oldu.
Punk ve Metal: Christiania’dan Dünyaya

Kopenhag’ın işitsel dokusunun en öne çıktığı diğer noktaysa punk ve metal diyebiliriz. Punk’ı bir müzik türü olarak değil, duruş olarak seçen Kopenhag’daki Christiania bölgesi, oraya gidenlerin anlayacağı türden bir özgürlüğü sunuyor. Şehrin göbeğinde diyebileceğimiz bu özerk bölgeden yolu geçmeyen genç punkçı, metalci olmadığına da eminiz ki böylesi geniş skalada bir geleneğe sahipler. Çünkü, devletten bağımsız, komünal bir yerleşim olan bu bölge, müzik için radikal bir zemin sundu. DIY ruhu, politik aktivizm ve kolektif üretim punk sahnesinin DNA’sını oluşturdu.
Iceage ve Post-Punk Hareketi

Günümüzün en bilinen Danimarkalı post-punk grubu olan Iceage, 10’lu yaşlarının sonunda önce ülke, sonra da Avrupa çapında üne kavuştu. Hatta 2019’da İstanbul’a da gelen Iceage’i, dönemdaşlarından ayıran nokta şairane şarkı sözlerine işleyen melankolik çiğ enerji. Çünkü Danimarka’nın komşusu İsveç’teki her müziğe işleyen melodik yapı, Kopenhag çıkışlı punk gruplarının ve Iceage’in tercih etmediği bir nüans. Akılda kalan bir melodiye değil, insanın ruhuna işleyecek enerjiye ihtiyaç duyan grubun frontman’i Elias Bender Rønnenfelt, müzisyen olmasının yanı sıra Danimarka’daki gençler arasında takdir edilen bir şair. Özellikle grubun başyapıtı olan 2014 tarihli “Plowing Into the Field of Love”ı dinleyip dünyasında süzüldükten sonra sebebini anlamak zor değil. Iceage’in yanı sıra başka gruplar da dinleyelim derseniz Puce Mary ve Lower’ı önerebiliriz.
Metal Sahnesi ve King Diamond Mirası

Punk’la olan bağlantısından yola çıkarak bir de metale el atmamız lazım. Çünkü en basiti black metal türünün melodik tarafını ve sahnedeki duruşunu borçlu olduğu Mercyful Fate’le King Diamond, Kopenhaglı olmasa da Kopenhag’da başarılı olmuş gruplar. İkisinin de frontman’i olan Hvidovre doğumlu Kim Bendix Petersen, nam-ı diğer King Diamond, türün en özel birkaç ikonundan biri. Altın çağını 2010’larda yaşamış modern heavy metal grubu Volbeat de ülkenin global ölçekteki en başarılı temsilcilerinden. Siamese, Hatesphere, Artillery, Myrkur’u da yanlarına eklemek mümkün.
Elektronik Müzik: Avrupa’nın Yeni Tekno Merkezi

Kopenhag’ın belki de günümüzdeki en güçlü sahnesine, yani elektronik müziğe bakmamız lazım. Çünkü son yıllarda Avrupa’nın önemli tekno merkezlerinden biri haline gelen Kopenhag, özellikle yüksek bpm’e sahip, karanlık ve endüstriyel teknonu öne çıktığı büyük bir sahneye sahip. Courtesy, Kasper Marott, Mama Snake, Rune Bagge gibi isimler öne çıkarken, Fast Forward, Ectotherm, Kulør ve birçok kolektif de şehrin dokusuna işleyen DIY ruhunu geleceğe taşıyor.
Politik Duruş ve Müziğin Geleceği

Kopenhag’ın müzik sahnesi sadece sesle değil, aynı zamanda politik duruşla da şekilleniyor. LGBTQ+ haklarına duyarlılık, faşizme karşı net duruş, ezilen, soykırıma uğrayan halkların hakkını korumaya çalışmak, çevre bilinci ve kolektif üretim hamleleriyle öne çıkıyor. O yüzden Kopenhag’dan duyacağımız şarkılar da farklı işitsel kalıplar duyabiliriz lakin anlattıkları hikayelerdeki duruş, sabit kalmaya devam edecek.


