Beat Talks: Simge – “Şuna İnanıyorum ki Risk Almayan İnsanlar Yerinde Sayar!”

Batıkan Baksı
Okuma Süresi: 19 Dakika

15 yıllık solo kariyerinde Türkçe Pop’ta kendine has bir hikaye yazan Simge, yeni albümü “Anlatasım Var”ı dinleyicileriyle buluşturdu. Sezen Aksu, Ozan Bayraşa, Yıldız Tilbe, Alper Narman, Selim Siyami Sümer, Onur Özdemir, Mabel Matiz, Ersay Üner, Gökberk Çırakoğlu, Genco Ecer, Mert Çodur, Uğurhan Özay, Şener Engin, Kerem Akdağ gibi isimlerden oluşan yeni albümünde kırılgan ama güçlü bir kadın imajı çizen Simge ile müzik yolculuğunu ve “Anlatasım Var”ı konuştuk.

Bu sohbete aslında Anlatasım Var” albümüyle başlayacaktım ama ilk olarak senin 15 yıla yaklaşan solo kariyerinden bahsederek giriş yapmak istiyorum. 15 yılı geride bıraktığın bu yolculukta, en çok neleri hayal ediyordun ve bugün baktığında bunların ne kadarı gerçekleşti? Eğer gerçekleşemeyenler olduysa bunların sebebi ne olabilir?

Fazlasıyla gerçekleşti diyebilirim. Yani 15 sene öncesinden ziyade benim hayatımda, okul yıllarımda müzik hep vardı. Ben müzisyen bir aileden geliyorum. Babam iyi bir gitaristti. Hâliyle evde müzik hep çalınırdı. Mesela annemle babamın bir fotoğrafı var; babam anneme gitar çalıyor annem de onu dinliyor. Babam hep yeni çıkan kasetleri ya da CD’leri alır gelirdi eve. Kasetten CD’ye geçildiği dönem hemen bir CD çalar almıştı, o da beni çok heyecanlandırmıştı. İlk Metallica CD’mi babam getirmişti mesela. Nirvana’yı da öyle. Bunları babamın getiriyor olması zaten mucizevi bir şeydi bence. Ortaokul ya da lise çağlarımda, hep okulda öne çıkmamın sebebi şarkıcı olarak bilinmem oldu dolayısıyla. Yani okulda bir konser verilecekse Simge adı söylenirdi ve böyle böyle yıllarım müzikle geçti. Sonrasında konservatuvar dönemim başladı. Babamın bana mesleğimle ilgili söylediği tek şey “bu işi yapacaksan bunun okulunun okuyacaksın kızım”dı. Ben de onu dinledim ve ders alarak konservatuvara girdim. İTÜ’de klasik Türk müziği eğitimi aldım, çok değerli hocaların öğrencisi oldum; Alâeddin Yavaşca’dan ya da Selahattin İçli’den çok şey öğrendim, o ekolden kalan hocalardan eğitim alabildim. Ben konservatuvarın ikinci yılındayken vokalistlik teklifi geldi, müziğe alaylı olarak başlangıcım da Zeynep Dizdar’ın orkestrasında oldu. Yaşım da çok küçüktü. Hem okula gidiyorum hem konsere; ikisini bir arada yapmak bana çok iyi hissettiriyordu. Okulda klasik bir eğitim almama rağmen dışarıdaki dünya çok farklıydı. 10 yıl boyunca da back vokalistlik yaptım. 30’larıma geldiğimde de “ben artık tek başıma bir albüm yapabilirim” düşüncesine ulaştığım noktadaydım. Ama bu 10 yıl o kadar dolu dolu geçti ki; Serdar Ortaç, Gülşen, Yaşar, Zeynep Dizdar ve kendi solo sahnelerim… Ankara’ya da gidiyordum, Eskişehir’e de. Müzik dışında bir Simge hatırlamıyorum açıkçası bu yüzden. Tüm bunlarla yoğrularak 30’larıma geldim ve bu dönemime geldiğimde hiç unutmuyorum Erdem Kınay’dan ilk albüm teklifi geldi. Prodüktör, müzisyen ve aranjör olarak çok beğendiğim, hayranlık duyduğum Erdem’le ilk 6 şarkılık maxi single’ımı çıkarttım. Adı da “Yeni Çıktı”ydı. Çok büyük umutlarla, çok büyük heyecanla hazırladığımız bir albümdü ama birtakım eksiklikler yüzünden istediğim noktaya varmadı. Çok sevilen şarkılar da var ama hâlâ o albümde. Alper Narman’la Gökhan Şahin’le çalıştık, bütün aranjmanları da Erdem Kınay prodüktörlüğünde yaptık. 

“Müzik Mantıkla Yapılmaz, Hep Kalbimin Sesini Dinledim…”

Peki kariyerindeki kırılma noktası ya da noktaları dediğin anlar neler sence?

O kırılma noktası, benim Ozan Bayraşa ile tanıştığım gün olmuştur ya. Onunla tanıştıktan sonra bir nevi aslında hayatımın gidişatının değiştiğini hissetmeye başladım çünkü Ozan, Sezen Aksu ile çalışıyordu Lonca’da. Ben de bir süre sonra kendimi Lonca’da buldum, ardından Alper Narman’la tanıştım. Onur Özdemir’le bir araya geldik, Sibel Algan’la tanıştım. Çok değerli müzisyenlerle bir arada oldum ve tabii ki en etkili olan isim de Sezen Aksu’ydu. Ufaktan tanıştıktan sonra şarkılar yapılmaya başlandı. Dolayısıyla Simge’yi Sezen’den önce ve sonra olarak lanse etmek de mümkün. Bana öyle şeyler öğretti ki, bugün hâlâ ondan öğrendiğim şeyleri uyguluyorum. Çünkü Sezen Hanım, kendimi keşfetmeme ve aydınlanmama neden oldu. Ancak hayatımda bir kırılma noktası daha var. O da ‘Miş Miş’ şarkısıdır. Riff Cohen’in şarkısını duyduğum an biliyordum hayatımda bir şeylerin değişeceğini. Daha sonra stüdyoda bu şarkıyı dinlettim arkadaşlarıma, herkes şok oldu, heyecanlandı. “Nasıl buldun bu şarkıyı” dediler. Sözlerini de sağ olsun Sibel Algan üstlendi ve yazdı. Devamında da isim annesi olarak Sezen Aksu, “miş miş de muş muş” kısmını yazdı ve şarkıyı tamamladık. Beklediğimin üzerinde bir tepki aldı ve insanlar çok ilgilendi bu şarkıyla, her yerde çalmaya başladı; sokaklarda, barlarda, arabalarda, kulüplerde, düğünlerde… O patlama hissinin de bana büyük bir tanınırlık sağladığını düşünüyorum. Üçüncüsü de ‘Yankı’ dönemidir. Çünkü insanlar dans ettiren ‘Miş Miş’ gibi bir şarkıdan sonra nasıl olur diye de düşündü. Ama içimden bir his yine “çok iyi olacak” diyordu. Sezen Hanım bile Yankı’dan yana biraz tereddütlüydü ama ona da söyledim “göreceksiniz, çok iyi olacak” dedim. Nitekim oldu da. Müzik mantıkla yapılmaz, ben hep duygularını takip eden, kalbinin sesini dinleyen birisi oldum. Yankı da öyle bir tavrın ürünüdür.

Sen 15 yıl içerisinde hep yavaş ama kalıcı bir yükseliş çizgisinde ilerledin. Hiç acelen olmadığını da hep görüyorduk seni izlerken. Bu sabır gerektiren strateji senin için bilinçli bir tercih miydi, yoksa her şey çorap söküğü gibi kendiliğinden mi gelişti?

Aslında çok çabaladım iyi bir müzik yapmak için ama bir yere varsın diye de uğraşmadım. Ortaya bir şeyler koyarken, kalbime kulağıma bir ses geliyor, “bu doğru” diyor. Heyecanlanıyorum ve kalbimin üstündeki titreşimleri hissediyorum. Mesela iki yaz önce ‘Önümüz Yaz’ın bestesini yaptığımda da aynı şeyi hissetmiştim. Bu his geldiği an onun doğru yolda olduğumu anlıyorum. Çünkü o tanıdık bir titreşim. Dolayısıyla hiçbir şey de hesaplamadım, planlamadım; akışta gittim. Kendimi bıraktım, o kadar iyi müzik insanı dostum ve arkadaşım var ki bence çok şanslıyım onlarla birlikte olabildiğim için. Gerçekten çok şey paylaşıyoruz, müzik dışında da iyi arkadaşız biz bu insanlarla. Hâliyle en şanslı yanım da yolculuk yaptığım müzisyenlerdi aslında. Birlikte çalıştığım müzik insanlarına da kelebeklerim diyorum ve kelebeklerim hep omzumdaydı bu zamana kadar. Bundan sonra da öyle devam edecek. Geriye dönüp baktığımda bir tane utanacağım ya da “neden bunu yaptım” diyeceğim hiçbir şarkı yok. Onlar beni Simge yaptı ve ben bu akışı çok sevdim.

“En Büyük Örneğim Hep Sezen Aksu Oldu…”

Anlatasım Var”dan konuşurken soracaktım bunu esasında ama bu albümde de yine kırılgan olsa da güçlü kadın imajını taşıyorsun. Aslında Simgeyi de Simge yapan duruşlardan biri bu. Peki, sen bu kimliği oluştururken hangi referanslardan yola çıktın? Bu imajı neler yarattı?

Benim hep en büyük örneğim Türkiye’de Sezen Aksu oldu. Yani duruşuyla, yaptıklarıyla, paylaşımlarıyla, insanlara verdiği şarkılara ve gerçekten kendi gibi oluşuyla Sezen Aksu’dur benim referansım. O da kırılgan, o da çok duygusal. Bu durumun dışında bir şey yaptığımda ben hiç kendimi büyük dağları yaratıyormuş gibi görmedim. Ruhumda şımarıklık yoktur benim. Her türlü duyguyu kaldırabilirim, başarıyı da başarısızlığı da gördüm hatta dibine kadar gördüm. Başarılı olunca hiç değişmediğimi de fark ettim. İnsanlar benim şarkılarımı sevdiği zaman aşırı mutlu oluyorum. Kimseyle de bir kıyasım yok, dinlenmelerimin yüksek olması da havaya gireceğim bir şey değil çünkü ben bunu bir iş olarak görüyorum. Herkes bu işi yapıyor, ben de yapıyorum; benimkiler karşılık buluyor ve insanların kendi duygularını bu şarkılarda yaşaması bana motivasyon veriyor. “Dinleyicime daha iyi ne yaşatabilirim?” diye düşündürtüyor. Bunun dışında ben pijamasını giyip, kedisiyle film izleyen; normal biriyim. Yani benim hiç kimseden bir artım yok, hatta eksim bile vardır. 

“Bana Değer Veren Herkese Değer Veririm…”

Peki dinleyicilerinle iletişimin nasıl?

Herkesle fotoğraf çekilirim, herkese selam veririm. Çünkü o insan bana değer veriyor, ne demek iletişim kurmamak? O kişi ya beni sevmese, konserime gelmese, müziğimi bilmese ne kadar acı değil mi? Bana değer veren herkese değer veririm. Ben bu müziği de insanlar için yapıyorum, onlar dinlediği sürece de ben varım. Dinlemedikleri gün yokum. O sahnede değilken ben normal Simge’yim; kitabını okuyan, yogasını yapan, tatiline giden normal insanım. Beni yücelten ve Simge yapanlar yine dinleyicilerim. Bu yüzden hiçbir zaman değişmedim ve bu saatten sonra da değişemem. Bana değer verdiği için tüm dinleyicilerime teşekkür ediyorum ve aramızdaki ilişki müzikle de kısıtlı değil. Sosyal medyadan bile yazışıyorum onlarla, benim okuduğum kitapları okuyup kendisine yol çizen fanlarım var. Sahnede bile diyorum; “beni kız kardeşiniz gibi görün, kiminizin ablası, kiminizin kız kardeşiyim; evimdeki kocaman bir salona geldiniz ve size şarkı söylüyorum gibi hissediyorum” diye. Yani onlarla birlikteliğimiz ömrümün sonuna kadar devam edecek.

Artık Anlatasım Var”ı konuşmak istiyorum. Albümün adını gördüğüm anda kulağımda Sezen Aksu’nun ‘Sen Ağla’ şarkısındaki “anlatasım var elin adamına…” sözü yankılanmıştı ki gerçekten de bu şarkıyı da albümde dinledik. Sahi nasıl gelişti o olay?

Bu albüm için ben şarkıları bir araya getirirken bir gün Özgür (Aras) beni aradı ve “Sezen Hanım seni bekliyor şarkı dinletmek için” dedi. Koşarak gittim eve. Bir sürü şarkı dinledim ve Sezen Hanım bana “seç beğen al” dedi, o sırada ‘Sen Ağla’yı duydum ardından da “ben bunu söylemek istiyorum” dedim. O da sağ olsun “tamam hayatım, al söyle” dedi. O heyecanla bir de ‘Bir Şeyin Olayım’ı dinledim ve ona da vuruldum. İki şarkıyı kaptım ve eve geldim. Çok güzel bir his, beğenme özgürlüğümün de olabilmesi. Çünkü besteciler ya da söz yazarları genelde kişiye özel şarkı gönderirler ama evdeki diğer şarkıları duymayız biz. Buradan yola çıkarak da albümün adını Seçkin buldu. Ona da teşekkür ediyorum. Ben günlerce hatta aylarca düşündüm ne olsun adı diye. Ki mesela Sezen Hanım’dan şarkıyı dinlediğimde de hiç düşünmemiştim bu şarkıdan bir albüm ismi çıkacağını da.

“Benim için “Anlatasım Var” Biraz İçsel Günlük, Biraz Manifesto…”

Albümden bahsetmeye başlamışken Simge neleri anlatmak istiyor? Neleri, kime anlatasın vardı bu albüme başlarken?

İçimdeki kırılganlığın, bunu dışarıya tam vuramayışımın bir açılımı gibi düşünüyorum bu albümü. Mesela hayatımda aşk yok ve aşkı istiyorum; albümdeki ‘Teni Tenime’ şarkısında aşık olmak istiyorum. ‘Malum’da geçmiş aşklarımdan bahsediyorum. Sezen’in şarkısında “bir şeyin olayım” derken birinin bir şeyi olmayı anlatıyorum. ‘Mucize’de “ruh eşimi arıyorum” derken orada gerçekten bir manifest var. O şarkının sözleri bana Selim Siyami Sümer tarafından özel yazıldı, ilk dinlediğimde bir yurt dışı konserindeydim. “Ben yazsam ancak bu kadar olurdu” diye düşündüm. Albümün içindeki şarkıların hepsinin çok özel hikayeleri var ve ben bu yüzden albüme inanarak sıkı sıkıya sarıldım.

Peki Anlatasım Var” için senin 15 yıllık solo hikayende bir manifesto ya da içsel bir günlük diyebilir miyiz? Çünkü ilk dinlediğimden beri etkili bir iç döküş gibi hissediyorum bu albümü ben.

Evet, çok güzel buldun doğru lafı. Biraz içsel günlük biraz da manifesto. Yıllar içindeki iç döküşün, birikenlerin bir toplamı.

“Dinleyicime Bir Yemek Sofrası Sundum Bu Albümde; 14 Çeşitten Oluşan Bir Menü Gibi…”

Günümüzde büyük kadrolarla tam bir albüm yapmak gerek ticari gerekse de sektörel bir risk aslında. Singlelardan yürüyen bir sektörde tam bir albüm yaparken hiç tereddüt ettin mi?

Hiç etmedim, ayrıca risk almayı da çok severim. Şuna inanıyorum ki risk almayan insanlar yerinde sayar. Ben albüm işini bir günlük gibi görüyorum. Single mantığı bu günlüğün bir sayfası olabilir ancak. O yüzden albümün kültürünün çeşitliliğini de seviyorum. “Anlatasım Var”ı da biraz Simge’nin restoranına benzetiyorum. Albüm bir intro ile başlıyor, o da başlangıç yemeği mesela. Intro hemen ‘Mucize’ye bağlanıyor. Ben dinleyicime bir yemek sofrası sundum bu albümde. 14 çeşitten oluşan bir yemek menüsü gibi. İçimdeki his hep güzel bir menü hazırlamak ve lezzetli bir güven sunmaktı. Onu da inşallah yapabilmişimdir.

Her şeyi çok hızlı tüketiyoruz, her şey parmak ucunda kaydırarak gidiyor biliyorsun; peki sen  bu hıza yetişebiliyor musun?

Yeni nesil neredeyse sadece nakarat dinleyip paylaşıyor TikTok’ta. Ben bu duruma kırılıyorum açıkçası. O kadar uğraşıyoruz ve insanlar sadece nakarat paylaşıyor. Bu şarkının başı, ortası, sonu var yani. Mesela ‘Üzülmedin mi?’yi yaptığım zaman bana “5 dakika tutmaz, intro’sunu kesecekler radyolar” demişlerdi. Ama kimse bu şarkıları kesemedi çünkü şarkı güzelse kimse onun süresine bakmaz bence. O yüzden hiç takılmıyorum.

“Benden Kurtulamayacak Olanlar Sezen Aksu ve Yıldız Tilbe; Onlar Albümün Ağır Taşları…”

Anlatasım Var’ın kadrosunda yok yok, ben künyeyi ilk gördüğümde çok heyecanlanmıştım mesela. Aslında bana 90ların albümlerini hatırlattığını söylemek de yalan olmaz, resmen birbirinden farklı bakış açıları bir araya gelmiş ve Simgenin üzerine rengarenk bir elbise dikmiş gibi. Bu iş birliklerini, senin de takip ettiğin Sezen Aksu ekolüne bir göz kırpma olarak da yorumlayabilir miyiz?

Böyle bir kadro aslında yolda oluştu diyebilirim. Yıldız Tilbe eksikti en başta da. Sonra o da dahil oldu ve 90’ların özlediğimiz tadını tuzunu da onların vasıtasıyla aldık. Onları çektiğin anda albümden, 90’lar havası kaybolacakmış gibi geliyor bana.  Çünkü Sezen olsun, Yıldız Tilbe olsun albümün ağır taşları gibi. Benim için onlarsız bir albüm yapmak artık imkansız, Yıldız Tilbe bu saatten sonra benden kurtulamaz mesela. Sezen Hanım desen, Allah ona uzun ömürler versin, başımızın tacı yani. Onlarsız bu albümün çıkmış olma ihtimali bile içimi titretiyor. Dediğin gibi albümdeki her isim, o renkli elbiseyi bana dikti ve hepsi bir parça ekleyerek finalde bana özel bir kıyafet çıkarmış oldular. Bu elbisenin içinde kendimi çok yıkılmaz ve değerli hissediyorum. Her biri beni çok iyi parlattı. İyi ki varlar, o elbiseyi öyle bir diktiler ki ben de o elbiseye gözüm gibi bakacağım.

Sezen Aksu demişken; o da son albümünde ‘Sen Ağlamadan 41 yıl sonra fikir değiştirip Sen Ağlademişti. Sen de Aşkın Olayımdan sonra Bir Şeyin Olayımile gururlu bir kabullenişte bulunuyorsun albümde. Bakış açındaki değişimleri nasıl anlatırsın şarkılarındaki? Olgunluğa mı yoksa deneyimlere mi bağlarsın?

Olgunluk da kişisel deneyimler de diyebilirim. Ben de buraya düşe kalka geldim, öğrendim, yolda düştüm; elimi bir gün Sezen tuttu kaldırdı, bir gün Ersay, Onur, Alper ya da Ozan kaldırdı. Onların bendeki etkileri beni hem güçlendirdi hem de onlardan öğrendiğim şeylerle ben büyüdüm ve olgunlaştım aslında. Sadece şarkılarla ilgili de söylemiyorum bunu, bu isimlerle beraber olduğumuz zamanlar da benim için çok öğreticiydi. 4 yılımı Lonca’da geçirmiş olmam da çok büyük bir şey. Çok mucizevi geliyor bana. Çünkü orada hep bir eğitim vardı, sürekli şarkı kaydediliyor, beste yapılıyor falan. Sezen Hanım, koltuğunda oturmuş kedileriyle şarkı sözü yazıyor, her odada birileri çalışıyor. Bahçeye çıktığımızda kahve içerken bile biz müzik konuşuyorduk. Benim kalıbım orada geçirdiğim vakitle birlikte büyüye büyüye gelişti.

Benim için Anlatasım Var”daki en iddialı şeylerden birisi her şarkının bir klibi olmasıydı. Evet, kendimizi ve işlerimizi göstermek üzerine kurulu bir çağda yaşıyoruz ama ben bu kliplerin sadece bu amaçla yapılmadığını düşünüyorum. Albümün konseptini yaratırken aynı zamanda görsel bir dünya kurarak, hikayeyi daha etkili hâle getirmiş olabilir misiniz?

Klip demek yerine visualizer desek daha doğru olur çünkü klip değil. Görsel bir dünya yaratmayı tercih ettik. Dua Lipa’nın da buna benzer bir dünyası vardı. Ben de Seçkin’e (Süngüç) bu tarz bir görsellik hazırlamak istediğimi söyledim. Hepsinin de şarkıların duygularını ifade etmesini istedim. İzleyiciler şarkıları açtığında sadece bir fotoğraf görmesin, benim bu işe ne kadar önem verdiğimi, ne kadar heyecan duyduğumu bilsin istedim. Ben Seçkin’e bu konuda bir iki örnek gönderdim ama o bana gece yarısı 13 tane örneği, bütün şarkılara ayrı ayrı çekeceği görsellerin donelerini gönderdi ve ben çıldırdım. Ona da teşekkür ediyorum. Hepsini izlerken çok heyecanlandım ve hayalimi gerçekleştirdim diyorum, insanlara görsel bir doygunluk da sunuyorum.

Seninle geçen gün konuştuğumuzda daha anlatacak çok şeyim var” demiştin. Bundan sonra Simgenin kariyerinde neler olacak? Gerçekleştirmeyi düşündüğün neler var sırada? Kariyerini daha da ileriye götürecek neler bekliyor dinleyicilerini?

Ben bu motivasyonla üretmeye devam edeceğim. Önümüzdeki hafta Bükreş’e gidiyorum. Bir session grubu için orada toplanacağız, bu sefer yabancılarla bir şeyler yapmak istiyorum. Yani yabancı müzisyen ve prodüktörlerle bir araya geleceğim. Ben tabii besteci kimliğimle onların yanında olacağım ve onlarla üretime de devam edeceğim. Aklımda ve hayalimde Ortadoğu’da da bir şeyler yapmak var. Zamanı gelince olur herhalde diye düşünüyorum. Bir sonraki albümde daha fazla Simge bestesi duyurmak istiyorum mesela. İçinde yine müzisyenlerimin, kelebeklerimin olduğu bir albüm istiyorum. Hayatımda çok bir şey değişmeyecek yani. Kendimi her gün geliştirmenin peşindeyim. Hep bir basamak koyarak, yeni güzel şarkılar üretmek ve dinleyicilerime en iyisini vermek için çabalamak istiyorum.

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir