Melis Karaduman, İstanbul’un ruhunu müziğiyle buluşturan yeni EP’si “Istanbul Sessions” ile karşımızda. Bağımsız bir müzisyen olarak kendi sesini ve tarzını özgürce inşa eden Melis, nostalji, melankoli ve şehrin enerjisini bir araya getirdiği performans klipleriyle, dinleyiciyi sadece müzikle değil, bir İstanbul portresiyle de buluşturuyor. Bu röportajda, Melis’in bağımsız ilerlediği hikâyesinde, şehirden ilham ve cover şarkılara yaklaşımı üzerine samimi ve derin bir yolculuğa çıkıyoruz.
Melis, Beatsommelier’e hoş geldin! Çiçeği burnunda EP’in “Istanbul Sessions”ın heyecanını da yaşarken sohbetimize de onunla başlayalım diyorum. “Istanbul Sessions”, hangi müzikal arayışının sonucunda çıktı? Projeyi oluştururken İstanbul’un nostaljik, karmaşık, enerjik ya da melankolik hangi yüzünden ilham aldın?
Annem küçükken “Hadi kızım bize bir şarkı söyle” dediğinde söylediğim o şarkılardan çıkan bir hikâye aslında bu EP. “Yıllardır bağ kurduğum ve söylemekten büyük keyif aldığım şarkıları neden bir kayıtla ölümsüzleştirmiyorum?” dedim ve böyle başladı. İsminin “Istanbul Sessions” olmasının sebebi ise çok net: Hep İstanbul’un dokusundan ilham almışımdır. Bu yüzden performans kliplerini de şehrin bende iz bırakan noktalarında çektik ve EP de bu ismi aldı.
Bu EP’yi dinlerken, dinleyicilerin İstanbul’u sizce nasıl hissedeceğini umuyorsun? Nasıl bir İstanbul teması yarattın bu çalışmayı hazırlarken kendi içinde?
Her şarkı bu şehrin başka bir ruh hâline denk geliyor. ‘Ben Böyleyim‘ nostaljiye, ‘Dön Bana’ kaybolmuş bir anıya, ‘Kaybolan Yıllar’ ise geçmişle bugünün arasında sıkışan duygulara dokunuyor. Kendi şarkılarım ‘Sevemezsin‘ ve ‘Eksik‘ ise bu şehrin sokaklarında yaşadığım anılardan beslenerek yazıldı. Aslında şarkılar doğrudan “İstanbul ilhamlı” değil ama görsel dünyanın ve benim şehirle kurduğum duygusal bağın sayesinde İstanbul’la bütünleşiyorlar.

Cover dünyası aslında ucu bucağı olmayan bir yolculuk ve “Istanbul Sessions” EP’sinde üç özel cover var: ‘Ben Böyleyim’, ‘Dön Bana’ ve ‘Kaybolan Yıllar.’ Neden bu üç şarkıyı seçtin?
Bu sorunun cevabı aslında ilk soruda saklı. Yıllardır bağ kurduğum, kendimle özdeşleştirdiğim ve söylerken sanki ben yazmışım gibi içten hissettiğim şarkılar oldukları için seçildiler.
“Bir şarkıya tutunur ve yıllarca bırakmam…”
Seçtiğin bu şarkılar, Türk müzik tarihinde önemli dönemlerin ruhunu temsil ediyor. Yani baktığımızda 70’lerden 2000’lere uzanan 30 yıllık bir süreç. Sen bu dönemlerden nasıl besleniyorsun? Çünkü müziğinden o retro havayı hep alıyoruz, bence öykündüğün çok detaylar vardır geçmiş dönemlerin şarkılarından diye düşünüyorum.
Benim hep geçmişe duyduğum bir özlem vardı. Bir şarkıya tutunur ve yıllarca bırakmam; bana hep ilk dinlediğim duyguları hatırlatır. Ayten Alpman ve Sezen Aksu annemin çok sevdiği sanatçılardı, ben de onları duyarak büyüdüm ve şarkılarına tutundum. ‘Dön Bana‘ ise lise yıllarımda yaşadığım ilk ayrılıkta bana eşlik eden bir parçaydı, yeri bambaşkadır. Bu yüzden geçmiş dönemlerin duygusu benim müziğime doğal olarak yansıyor.
Bir cover yaparken, orijinaline saygı duymakla kendi kimliğini katmak arasındaki çizgiyi nasıl kuruyorsun? Yani demek istediğim sen o şarkıyı sıfırdan ele alıp başka bir noktaya mı götürmek istiyorsun yoksa özünü koruyup üzerine farklı soslar mı katıyorsun?
Özünü korumaya çok önem veriyorum ama cover dediğimiz şey zaten yeniden yorumlama. Bu yüzden kendi imzamı mutlaka katmaya çalışıyorum. Çok sevilen eserler olduğu için insanlarda değişiklik yaratmak biraz tedirgin ediciydi ama neyse ki güzel karşılandı.
Görsellik günümüzün olmazsa olmaz öğelerinden senin de bildiğin gibi. Streaming çağıyla birlikte üretimler hızlansa da görsel değeri yüksek olan çalışmalar daha fazla öne çıkıyor. Sen de EP’de yer alan tüm şarkılara klipler çekmişsin ve İstanbul’un farklı noktalarında hem görsel hem de işitsel bir deneyim sunuyorsun. Sence bu klipler EP’nin enerjisini nasıl tamamlıyor?

Kesinlikle. “Istanbul Sessions”ı tamamlayan asıl şey performans klipleri oldu. Şehrin dokusunu, ruhunu ve hissettirdiği atmosferi kliplerde göstermek benim için çok önemliydi. EP’nin enerjisini görsel anlamda tamamlayan şey bu klipler oldu.
İstanbul’un görsel dokusunu müziğinle buluştururken nasıl temalarla hareket etmek istedin? Bu her şarkıya konsept klipler çekme fikri EP’yi de müzikten ziyade bir şehir portresine dönüştürmüyor mu sence? Bu hissi bilinçli olarak mı yarattınız ekipçe?
Evet, tamamen bilinçliydi. EP’ye başlamadan önce bile söylediğimiz ilk şey “Bu sadece bir müzik projesi olmasın, İstanbul’un hissine dokunan bir görsel dünya yaratsın” oldu. Her şarkının taşıdığı duyguyu İstanbul’un farklı bölgeleriyle eşleştirdim: Nostalji başka bir İstanbul, melankoli başka, gece başka, sabah başka… Bu şekilde EP, doğal olarak bir şehir portresine dönüştü.
Uzun süredir bağımsız bir müzisyen olarak üretim yapıyorsun. Artık bu bağımsız sahnede artık Melis Karaduman müziğinden bahsetmek de mümkün. Sence bu müziği oluşturabilmende bağımsız hareket edebilmenin sana katkısı ne oldu?
Bağımsızlık bana en çok özgürlük kattı. Ne hissettiysem onu ürettim; kimse “bunu böyle yapmalısın” demedi. Bu süreçte kendi sesimi, tarzımı ve hikâyemi buldum. Dinleyiciyle ilişkim de daha samimi hâle geldi çünkü duydukları her şey tamamen benden geliyor. Kısacası bağımsızlık, Melis Karaduman müziğini gerçekten “benim” yapan şey.

“Dönüşüme ayak uyduruyorum ama kendimi kaybetmeden…”
Müzik endüstrisi senin de bildiğin gibi her geçen gün dönüşüme uğruyor. Mesela bir anda kasetler yeniden popüler olabiliyor, gruplar streaming’ten bir anda kaset basımına geçebiliyor. Endüstride değişen bu dengeler, senin üretim biçimini nasıl etkiliyor?
Bu değişimler beni daha esnek düşünmeye yönlendiriyor. Artık tek bir format yok; kaset geri geliyor, dijital öne çıkıyor… Ben de her şarkıda “Bu hangi dünyaya ait?” diye düşünüyorum. Ama duygum hep aynı. Formatlar değişse de müziği nasıl hissettiğim değişmiyor. O yüzden dönüşüme ayak uyduruyorum ama kendimi kaybetmeden.
Bağımsız hareket etmek, senin için bir mücadele biçimi de olabilir mi? Çünkü sanatçı özünde birçok alanda birçok konuda mücadele eder ve hâliyle pek de eyvallahı olmaz etrafına karşı. Senin herhangi bir konuda mücadele alanı olarak gördüğün bir şey mi bağımsız bir müzisyen olmak?
Evet, kesinlikle. Bazen yorucu ama en doğru hissettiren yol bu. Her şeyi kendi emeğinle kuruyorsun: sözünü, sahneni, hikâyeni… Bu yüzden hem mücadele hem de kendini savunma ve ifade etme biçimi gibi. Kendi yolumu çizmek istiyorum ve bağımsızlık bunun en gerçek hâli.
“Sanırım bambaşka bir Melis’in dünyasına doğru ilerliyorum…”

Sosyal medyada da çok aktifsin ve aslında müziğini dijital mecralara çok güzel entegre ediyorsun. Yani seni hiç görmemiş birisi bile her an bu projeler sayesinde seninle karşılaşabilir ki bu bence geniş kitlelerin seni tanıması için çok önemli. Gerçekleştirdiğin dijital projeler, müziğinin dinleyicisiyle bağını nasıl güçlendirdi sence?
Sosyal medya benim için bir köprü. Sadece şarkılarımı değil, onların arkasındaki hikâyeyi, süreci ve duyguyu da paylaşabiliyorum. Beni hiç tanımayan biri bile bir reel, bir akustik performans ya da bir Biz Bize Live kesitiyle müziğime denk gelebiliyor. Bu görünürlük bağı hem daha samimi hem daha güçlü hâle getiriyor.
Son olarak; bilirsin ki bir projenin başına ilk oturduğun andaki hislerle, o projenin bittiği günde yaşadığın hisler bambaşka olur. “Istanbul Sessions”a ilk başladığındaki hisler bugün hâlâ devam ediyor mu? Yoksa sen şimdiden yeni heyecanlara yelken açtın mı? Sırada neler var Melis Karaduman’ın radarında?
Başlarken büyük bir heyecan vardı. Hem şehri hem kendimi yeniden keşfedeceğim bir yolculuk olacağını biliyordum. O heyecan hâlâ içimde ama şimdi ona bir de tamamlanmış olmanın huzuru ekleniyor. Bu proje bana yeni kapılar da açtı. Şimdiden yeni işler için fikirler oluşmaya başladı bile. Hem kendi şarkılarım hem de farklı akustik projeler var radarımda. Sanırım bambaşka bir Melis’in dünyasına doğru ilerliyorum.


