İstanbul’a tekrar hoş geldiniz. Buradaki son konserinizin üzerinden neredeyse bir yıl geçti ve bu sefer 25. yıl dönümünüzü kutladığımız için daha da özel hissettiriyor; 2000’lerden bu yana çok az grubun ulaşabildiği bir eşik. Özellikle bu kadar genç yaşta kurulmuş ve neredeyse hiç kadro değişikliği yaşamamış bir grup olarak, bu uzun ömürlülüğü nasıl sağladınız?
Her şeyden önce hepimiz çok iyi arkadaşız ve grubun içindeki herkesin katkısını ve rolünü kabul ediyoruz. Acil durumlarda zaman zaman farklı üyelerle konserler verdiğimiz oldu ama yaratıcı süreç, dördümüz olmadan aynı olmazdı. O bambaşka bir grup olurdu. Bunu hep değerli bulduk ve buna sıkı sıkıya bağlı kaldık.
Her şeyin başladığı albümden konuşalım. Love Is Here sadece başarılı bir ilk albüm değildi; müzikal kimliğinizi tanımladı, dinleyici kitlenizi şekillendirdi ve ardından gelen her şey için bir referans noktası oldu. Yıllar içinde Love Is Here sizi hangi açılardan yönlendirdi; mirası sizi sınırladığı anlar oldu mu?

Harika bir temel oldu ama başarısı da karşılamamız gereken yüksek bir beklenti yarattı. Bir süre, o tek albümden daha fazlası olduğumuzu kanıtlamak için çok uğraştık; şimdi ise neredeyse tam bir daire çizip, duygu ve şarkı yazımı açısından köklerimize geri dönmüş durumdayız—ama bu kez deneyimin getirdiği bir katmanla.
Chorley, Lancashire çıkışlı bir grubsunuz. İngiltere’nin kuzeyine bakınca The Smiths, Joy Division ve Doves gibi—kitlesel trendlerin peşinden gitmektense sadık, niş dinleyici kitleleri oluşturan—isimler görüyoruz. Onlar gibi, sizin şarkılarınız da çoğu zaman “olağanüstü” figürler yerine sıradan insanların kırılganlıklarını öne çıkarıyor. Bu “Kuzey ruhu”nun müziğinize nasıl yansıdığını düşünüyorsunuz?
Emin değilim. Richard Ashcroft ve The Verve’e her zaman hayran olmuşumdur; büyürken büyük etkileri oldu. Ergenlik dönemimde ilgi görmemek ve epey görünmez hissetmek kendimi kanıtlama azmime yardım etti ve bu da şarkı sözlerine yansıdı. Okulda çok erken popüler olsaydım şu an olduğumuz yerde olmazdık diye düşünüyorum; bu tür bir popülarite bazen rehavet ve egoyu beraberinde getirebiliyor.
Şarkılarınızda belirgin bir “kırılgan erkeklik” hissi var. Maço bir anlatıdan ziyade daha ince, daha savunmasız bir tonda konuşuyorlar. Son yıllarda bu tür bir ses müzik dünyasında daha fazla yer buluyor. Bu, en baştan bilinçli bir estetik tercih miydi, yoksa yazımınızdan kendiliğinden mi doğdu? Ve zamanla nasıl evrildi?
Bence kendiliğinden ortaya çıktı ama yazımım artık çok daha düşünülmüş durumda. Yirmili yaşlarda iş daha çok “dünyaya karşı ben” tavrı ve haklı bir öfke oluyor; şimdi ise yazdığım şeyin tüm farklı açılarını düşünüyorum. İnsan ve hayat yaş aldıkça giderek daha karmaşıklaşıyor.
Son albümünüz Where the Wild Things Grow’dan söz etmek istiyorum. Öncekilerden hatırı sayılır bir kopuş gibi hissettiriyor. Country dokunuşları, post-Britpop havası, belirgin gitar riff’leri ve daha ağır davul vuruşlarıyla, neredeyse “Buradayım ve değiştim!” diyen, müzikal olarak çeşitli ve dinamik bir kayıt gibi. Aynı zamanda bu yeni unsurları, müziğinizin kalbindeki melankoliyi yitirmeden dengeliyor. Bu dönüşüm nasıl ortaya çıktı?
Uçlarda gezen bir albüm yapmak istedik—ağır anlara da en mahrem anlara da iyice yaslanmak, hiçbir şeyi sulandırmamak. Prodüksiyonda Richard McNamara harika bir iş çıkardı.
Şarkılarınızdaki temalar köklü biçimde değişmese de her albümle olgunlaştı. 2024’te gelen Where The Wild Things Grow, iki albüm arasındaki en uzun aradan sonra çıktı. Elbette pandeminin payı var ve etkisi albümün geneline yayılıyor. Bunun dışında, yaratıcı ya da kişisel başka sebepler de var mıydı?

Pandemi patlak vermeden hemen önce kayda girmek üzereydik; dolayısıyla ana etken oydu. Ayrıca doğru plak şirketini ve doğru yapıyı bulmadan yeni albüme koşmak istemedik. Townsend tam doğru zamanda devreye girdi.
Bu röportaj yayınlandığında Liverpool konser albümünüz Starsailor with Strings çıkmış olacak. “Four to the Floor”u önceden paylaştınız ve tek başına o parça bile yaylıların müziğinizi ne kadar doğal tamamladığını gösteriyor—devamını dinlemek için sabırsızlanıyorum. İlk canlı konser albümünüz olarak iddialı ama kimliğinize çok yakışan bir adım gibi. Fikir nasıl doğdu ve proje nasıl şekillendi?
Manchester’da bir yardım konseri çaldık ve Joe Duddell, James ve Slow Readers Club için muhteşem düzenlemeler yaptı. Kısa sürede yaptıklarından çok etkilendik; bu yüzden onunla bir albüm yapmanın mükemmel olacağını düşündük.
Biraz da fiziksel formatlardan konuşalım. Liverpool konserinizi koleksiyoncular için gerçek bir ziyafet olan plak formatında yayımladınız ve bazı albümlerin 20. yıl özel baskıları da çıktı. İlk dönem kayıtlar bugünlerde zor bulunuyor; CD, kaset ya da plak olarak—özellikle Love Is Here—yeniden basım görme ihtimali var mı?
Gelecek yıl Love Is Here’ın 25. yılı, o yüzden takipte kalın. Bir şeyler olacağından eminim. Ama sırf bir yeniden basım daha çıkarmak yerine bunun yanına koyabileceğimiz benzersiz bir şey yapmak gibi bir meydan okuma da var.
Geçen yılki İstanbul konseriniz benim için çok özel bir deneyimdi. Bir gece önce bileğimi burktum ama yine de geldim; sonra bunun küçük bir kırık olduğunu öğrendim. Yine de o gece yaşadıklarım acıyı tamamen unutturdu. Şimdi bile düşününce “Yine de değerdi!” diyorum. Müzik ile dinleyici arasında bu kadar güçlü bir bağ kurabilmek bana büyüleyici geliyor. Siz sahnedeyken o güçlü bağı hissediyor musunuz? Bu, 25. yıl turnesini sizin için daha da anlamlı kılıyor mu?
Vay canına. Acıya katlanıp geldiğin için gerçekten minnettarım! Bu tür hikâyeleri duymak çok şey ifade ediyor. İnsanların müziğimizi çocuklarına aktarması ve artık onların da konserlerimize gelebilecek yaşa gelmiş olması harika. Yaptığımız şeyle tamamen bağ kuran pek çok muhteşem hayranımız var—yalnızca bir iki şarkıyı seven daha “geçici” dinleyiciler de elbette başımızın üstünde—ve bunun için gerçekten minnettarız.
Kapanışta şunu sorayım: Son dönemdeki hareketliliğiniz hayranları çok heyecanlandırdı ve doğal olarak yeni beklentiler doğurdu. Takviminiz şimdiden dolu, yeni albüm de henüz taze; yakın gelecekte Starsailor adına başka neler ufukta? Belki bir EP, özel bir ortak çalışma ya da With Strings projesini farklı şehir ve ülkelere taşıma planları?

Daha fazla yaylı konser yapmak harika olurdu ama çok pahalı olabiliyor. Her zaman iş birliklerine açığım ve EP fikri de cazip; albüme kıyasla daha az baskı var ve daha yoğun bir format. Henüz hiçbir şey kesin değil ama heyecan verici olan da bu zaten.
Çok teşekkürler. Zaman ayırmanız büyük mutluluk. Gelecek ay konserde görüşmek için sabırsızlanıyorum!


