21 Temmuz Pazar günü Babylon Soundgarden Festivali’nde sahnede izleyeceğimiz Ezra Collective’in müziği, kendilerini keşfettiğimden beri beni çok heyecanlandırıyor. Grubun lideri Femi Koleoso ile sohbet etme fırsatı bulduk!
Müziğinizi her dinlediğimde, ortak kreatif ürününüzün içinde farklı müzikal bileşenler duymak bana hem şaşırtıcı, hem de rahatlatıcı geliyor. Müziğinizi caz türünde tanımlamak hem kolay hem de zor. Çünkü Ezra Collective’in müziğinde farklı materyallerin olduğunu hissediyorum. Sakıncası yoksa Ezra Collective’in esin kaynaklarını ve köklerini sorabilir miyim?
Evet, güzel soru. Duyduklarınız Fela Kuti’nin afrobeat’i. King Dubby’nin dub’ı. Salsa, grime, house. Dans etmeyi sevdiğimiz her şeyi caz aşkının şemsiyesi altında topluyoruz.
Bana göre caz, müzisyenlere olabildiğince ortak çalışma konusunda yardımcı oluyor. Bu size bir caz dörtlüsü olarak parçaları yazarken de avantaj sağlıyor. Beraber nasıl çalışıyorsunuz? Ayrıca, bu süreçte doğaçlamayı nasıl konumlandırıyorsunuz?
Bir hikaye anlatmamız gerektiğinde doğaçlama yapıyoruz. Hayat bir hikaye koleksiyonu. Hiçbir konser aynı değil. Hiçbir kayıt aynı değil. Her zaman doğaçlama yapacağız. Müziği müzik yapan şey de bu. Caz müzisyeni usta bir hikayecidir ve biz de saygı duyduğumuz ustalar gibi olmaya çalışıyoruz.

2022’de Where I’m Meant To Be yılın en büyük kayıtlarından biri oldu ve siz bu inanılmaz kayıtla Mercury Ödülü’nü kazandınız. Where I’m Meant To Be’nin arkasındaki hikaye nedir? Bu parçalar nasıl bir araya geldi?
Where I’m Meant To Be bir kapanma projesi. Elimizde sadece bir stüdyo ve birbirimiz vardık. Hatıralar ve deneyimler. Yeni hiçbir şey yoktu. Elimizde ne varsa onu ortaya koyduk ve bunları kağıda döktük. Stüdyoda bir çember şeklinde oturduk ve birlikte kilitlenmiş ama hayata müteşekkir bir grubun müziğini çaldık. Tam olarak nerede olmamız gerekiyorsa oradaymışız gibi hissettirdi.
Şimdi de Dance, No One’s Watching’i çıkarmak üzeresiniz. Albümden çoktan iki single ve bir klip çıktı bile. Albümün ismini ilk okuduğumda, Pina Bausch’un şu güzel sözü aklıma geldi “Dans et, dans et, yoksa kayboluruz!” Yeni albümü nasıl tanımlıyorsunuz? Tabakta bu sefer neler var?
“Ezra Collective dans pistinin” hissettirdiği şey. “Dünyanın yargılarını bırakıp anı yaşayalım” fikri. Bir komut olduğu kadar bir davet de. Hayatın emniyetsizliğinin, yarının mutluluğunu çalmasına izin verme. Kimse görmüyormuş gibi dans et.

Müziği nasıl dinliyorsunuz? Yayın streaming servislerini mi kullanıyorsunuz yoksa müziği fiziksel formatta mı dinliyorsunuz? Streaming hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ben bir plak koleksiyoncusuyum. Müzik dükkanında albümleri öğrenip seçmek, eve dönüp o albümleri çalmak kadar sevdiğim hiçbir şey yok. YouTube insanı müzikal bir yolculuğa çıkarma konusunda çok güzel. Hiçbir yerde YouTube’daki kadar dub ve reggae yok ve iyi bir Spotify listesini görmezden gelemezsiniz. Özellikle Joyful Vibrations’ı.
Son olarak; bugünlerde neler dinliyorsunuz? Belki yakın zamanda dinlediğiniz güzel albümleri paylaşmak istersiniz 🙂
Bu aralar Khurangbin’e aşığım. Ayrıca raggae müziğe ve Karayip seslerine de taktım. Bir Ezra reggae albümü yapmalıyız belki de?
Babylon Soundgarden Festivali, 20-21 Temmuz’da Parkorman’da. Biletler şurada!


