Flanör: Glasgow, Modern Müziğin İskoç Kalesi

Ant Arın Şermet
Okuma Süresi: 7 Dakika

İskoçya’nın modern müzikle buluşmasını sağlayan şehir Glasgow.

Buluştuğu modern müziği önce içselleştirdikten sonra dönüştürerek sunabilmeleri ve deneysellikten aldıkları haz, müzik haritasında onların ayrı bir yerde bulunmalarının temel nüanslarından. 

Tarihsel Arkaplan: Düşüşten Yeniden Doğuşa

Glasgow’a şehir olarak geldiğimizde yüzyıllardır süren inanç farklılıklarından doğan çatışmalar, sanayi devriminin ilerleyen yıllarındaki ekonomik kayıplar ve iş gücünün değersizleşmesi gibi maddeler Glasgow’un yerlilerinin hayatlarını zorlaştıran durumlar. Çünkü özellikle 1700 ve 1800’lerde dünyanın en önemli ikinci ticaret şehri konumuna gelmişlerdi. 

Öylesi bir noktadan ve para akışından pat diye yere çakılınca, kaldırıma düşen izin yankısı büyük oluyor. Evet, yüksek işsizlik, yoksulluk ve sosyal sorunlar şehrin her bir çeperine yayılmıştı. Glasgow’un buradan kurtuluşu başta müzik olmak üzere kültür, sanat ve eğitim alanlarında yaptığı yatırımlarla oldu. 

1980’ler ve Sonrası: Kültürel Rönesans

Glasgow, 1990

Şehir adeta 1980’lerin ikinci yarısıyla birlikte yeniden doğdu ve İskoçya’nın ilgi odağı haline gelmeye başladı. 1990’da Avrupa Kültür Başkenti seçilmesiyle birlikte adeta bu yeniden doğuş resmiyete kavuştu. Yaklaşık olarak 1 milyon insanın yaşadığı Glasgow, tarihine hastalıklı bir tutkuyla sıkışıp kalan o şehirlerden biri olmamanın mükafatını alan yerlerden. 

Çünkü modernliğin harmanlandığı, dinamik, sanatsal ve toplumsal açıdan çok katmanlı bir metropol haline geldi. Glasgow’un müzik sahnesi ve şehre damga vuran türlerle, gruplar da bu metropolün dünyadaki temsilcileri oldu.

Glasgow’un modernleşen hayatından aldığı ilhamla hareket eden gruplara bakınca işimizi kolaylaştırmak için türlerden faydalanabiliriz. Indie, electronic, synth pop ve asıl post-rock denince bu bölgenin yeri ayrı.

Indie Sahnesinin Altın Çağı: 1990’lar ve 2000’ler 

Belle and Sebastian

Doksanlar ve 2000’lerde Indie sahnesi bir cennetti Glasgow’un. Belle and Sebastian, “If You’re Feeling Sinister” ve “The Boy With the Arap Strap”le ağırlığını koymuş, Teenage Fanclub “Bandwagonesque” ile kült albüm yapmanın dersini vermişti. Ki aynı Teenage Fanclub’ın 1997 tarihli “Songs From Northern Britain”i arada kalan bir albüm olsa da İskoç kimliği sayesinde Glasgow’dan ziyadesiyle etkilenmiş bir albümdü. 

Franz Ferdinand: Fırtına Etkisi

Franz Ferdinand

2000’lere geldiğimizde Camera Obscura’nın kendini konumladığı çizgiyi sahiplenişi ve her zaman beklentiyi aşan albümler yapması akılda kalıcıydı. Ancak asıl bomba 2004’te patladı. Franz Ferdinand’ın grupla aynı adı taşıyan ilk albümünde yer alan ‘Take Me Out’, fırtına etkisi yarattı. 1 sene sonra gelen “You Could Have It So Much Better” da Glasgow çıkışlı bu grubun tek şarkı ve albümlük bir grup olmadığının ispatıydı. 

20 yıl önce başladıkları o yolculuk hala devam etmekle kalmadı, bu sene başında yeni bir albüm bile yayınladılar.

Franz Ferdinand’ın bir benzeri de Travis’ten başkası değildi. 29 yıldır ara vermeden üretim yapan grup, 1999’da “The Man Who” ve 2001’de “The Invisible Band”i çıkarınca kariyerinin gerisini garantiye aldı. 

Şehrin indie tarafının eskilerinden Primal Scream’e de parantez açmamız lazım. 1991’de hayatımıza giren ve kapağından, şarkılarına her noktasına bakakaldığımız “Screamadelica”, Mercury ödülü kazanan ilk albüm olmuştu 1992’de. Grubun kurucusu Bobby Gillespie’nin büyük bir Jesus and the Mary Chain hayranı olması ve Reid kardeşlerden öğrendiği birçok şey, bu albümün eşsizliğinde rol oynuyor.

Jesus and the Mary Chain: Glasgow’un En Başarılısı

Jesus and the Mary Chain

E hazır Jesus and the Mary Chain’in adını geçirmişken belki de Glasgow’dan çıkan en başarılı gruba geçebiliriz. Günümüzde hala müzik üreten gruplardan biri olan Jesus and the Mary Chain, Birleşik Krallık coğrafyasında 1980’lerin en özel isimlerinden. Özellikle ilk albümleri “Psychocandy”nin ulaştığı başarı ve ‘Just Like Honey’nin ulaştığı erişilmez mertebe, grubu tüm zamanların en saygı duyulan topluluklarından biri yaptı. 1999’da dağılmalarına rağmen 2007’de küslüğe sona veren Reid kardeşler, 18 yıldır üretmeye ve turlamaya devam ediyor…

Mogwai: Post-Rock’ın Popülerleşmesi

Mogwai

Post-rock’ı post-rock yapmakla kalmayan, aynı zamanda niş bir zevkten genel müzik dinleyicisine de ulaştıran Mogwai da Glasgowlu bir grup. Bu sene Türkiye’de de izleyeceğimiz grup, 30 yılı bulan kariyerlerinde sürekli albüm yapmanın yanı sıra deneysel damardan uzaklaşmadılar. 

İlk kez 2021’de Birleşik Krallık listesinde 1 numarayı gören Mogwai için bu durum gerçeküstü bir deneyim olsa da aslında bir o kadar da normal bir olgu. Çünkü özellikle 2000’lerin ilk yarısında yayınladıkları üç albüm olan -sırasıyla- “Rock Action”, “Happy Songs for Sad People” ve “Mr.  Beast”, çok beğenilen ve içlerinden herkese uygun parçalar çıkaran albümlerdi. Bir de üzerine sık sık soundtrack yapıp 2021’de “As the Love Continues”u çıkarınca, 1 numarayı gördüler. 

Rock Action Records: Sahneyi Destekleyen Plak Şirketi

Bu sene yeni albümleri “The Bad Fire”ı da dinleyicisiyle buluşturan Mogwai, sadece kendini değil birçok grubu da hayatta tutan bir topluluk. 2001 tarihli albümleri “Rock Action”dan adını alan plak şirketlerinden kendi albümlerinin yanı sıra birçok grubu da yayınlayan ekip, günümüzdeki post-rock sahnesine Glasgow dışında da destek oluyor. 

The Twilight Sad, Kathryn Joseph, Sacred Paws’ı bünyesinde barındıran bu plak şirketinde bir de Arab Strap var. Mogwai ile birlikte eski bin yılın sonu ve milenyumun başında oldukça aktif olan Glasgowlu grup, 2005’te dağıldıktan sonra 2021’de müziğe geri döndü. Döner dönmez yayınladığı “As Days Get Dark” ile birlikte Rock Action Records’a geçti.

Diğer Önemli İsimler ve Yeni Nesil

CHVRCHES

Sadece bu kadarla kısıtlı değil Glasgow’dan gelenler. Ancak bunlar öne çıkanlar ve efsaneleşenlerdi. Onlar haricinde CHVRCHES, Baby Strange, The Amazing Snakeheads ve Errors’u ekleyebiliriz. Bu isimleri saymamızın bir diğer sebebi şehrin yeni müziğe ve müzisyenlere duyduğu saygıdan geliyor.

King Tut’s Wah Wah Hut, Glasgow

Henüz “Definitely Maybe”nin d’si bile ortada yokken 1993’te Glasgow’a gelen Oasis, King Tut’s Wah Wah Hut isimli mekanda verdiği konserde keşfedildi desek yeridir. Gördükleri yoğun ilgi ve bu konserin kulaktan kulağa yayılmaz hızı, Oasis’ten önce Manchester’a ulaşmıştı. 31 Mayıs 1993’te Oasis’i parlatan konser gerçekleşti. 29 Ağustos 1994’teyse dünya, Oasis’i tanıdı.

Politik Duruş: Müzikte Yansıyan Kimlik

Glasgow, hatta İskoçya’nın tamamında olduğu gibi yapılan her şey aynı zamanda politik bir duruşa da sahiptir. Birleşik Krallık’tan bağımsızlık isteyen gruplar bunların en başında geliyor. Sonrasında özellikle Celtic-Rangers rekabetinden de bildiğimiz Celtic taraftarının başını çektiği göçmen hakları için verilen mücadele de şehrin her dokusuna işlemiş durumda. O yüzden müzikte de denk gelmemiz çok olası.

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir