Kimdir bu black midi?
black midi’nin hikayesi, BRIT School’un koridorlarında filizlenen bir tesadüfler zinciri gibi başladı. Geordie Greep ve Matt Kwasniewski-Kelvin’in başlangıçta uzun, ambient doğaçlamalar üzerine kurduğu işitsel diyalog, davulcu Morgan Simpson’ın katılımıyla keskin bir dönüş geçirerek daha yapısal ve ritmik açıdan karmaşık bir forma evrildi. Bu dönüşümün son parçası ise ilk konser sabahı gruba dahil olan basçı Cameron Picton’dı. Bu arada Picton’ın black midi dağılınca kurduğu yeni grubu My New Band Believe’e bakmanızı öneririz kamu spotuyla yola devam ediyoruz. Grubun isminin kökeni ise grubun müziği kadar tuhaf. “black MIDI” olarak bilinen, aşırı yoğun MIDI notalarıyla oluşturulan internet kökenli bir mikro-türden aparılmış bir isimdi. Ancak Greep’in ilgisini çeken şey bu stilin işitsel değil, görsel kaosudur. Londra sahnesinde özellikle The Windmill etrafında şekillenen ilk konserler, grubun ününü kulaktan kulağa yayarken, Shame gibi çağdaşlarının övgüsü ve KEXP performansının yarattığı viral etki, henüz ortada doğru düzgün bir diskografi yokken black midi’yi gizemli fenomen statüsüne taşıdı.
Bu yoğun ilginin ortasında kaydedilen “Schlagenheim” ise grubun kaotik enerjisini disipline etme girişimi olarak okunabilir. Albüm, Dan Carey’nin Speedy Wunderground stüdyosunda yalnızca beş günde, Kasım 2018’de kaydedildi. Sekiz parçanın bu kadar kısa sürede tamamlanması, grubun saatler süren doğaçlamalardan süzdüğü riff ve motifleri titizlikle yeniden inşa etme yönteminin sonucuydu. Her ne kadar dışarıdan bakıldığında spontane bir patlama gibi algılansa da, Greep’in de vurguladığı üzere süreç aslında kontrollü bir deneyler silsilesiydi. Bilinçli olarak yapılan hatalar, bozulmalar ve tarz dışı sapmalar üzerinden black midi müziğindeki özgünlüğe ulaşmaya çabaladı grup. Carey’nin prodüksiyona piyano, akordeon ve synthesizer gibi unsurlar ekleyerek canlıda yeniden üretilemeyecek dokular yaratması, albümün daha da kültleştirdi. Albümün ismiyse, grubun uydurduğu yarı Almanca çağrışımlı bir kelimeydi. Aynı zamanda deli dahimiz Geordie Greep’in zihninde kurduğu kurgusal bir evrenin merkeziydi.
Dakika bir, gol bir
Rough Trade Records etiketiyle gelen albüm, grubun bilinçli gizem stratejisi sayesinde daha yayınlanmadan kült bir merak nesnesi haline gelmişti. Parça listesi bile son ana kadar saklanmıştı. Çıkış sonrası bu merak hızla geniş kitleli bir hayranlığa evrildi. Albümün kaotik ama kontrol altındaki enerji patlaması, dönemin en heyecan verici yeni seslerinden biri olarak görülmesini sağladı. Bu ilgi, kısa süre içinde Mercury Prize adaylığıyla taçlandı ve “Schlagenheim”, kısa sürede rüştünü ispat etti.
Albümün bu denli yankı uyandırmasında şarkıların kendine has karakterleri belirleyici oldu. Açılışı yapan ‘953’, dinleyiciyi daha ilk saniyede içine çeken kontrolsüz bir patlama hissiyle buluştururken, ‘Speedway’ daha geri planda ilerleyen ama giderek büyüyen gerilimiyle büyük şehrin kirli gerçekliğini hipnotize edici bir gürültüye dönüştürüyordu. ‘bmbmbm’, tek düze gibi duran ama aslında rahatsız edici seviyede kararlı bir bas gitar üzerinden ilerlerken Geordie Greep’in teatral vokalleriyle grubun en ikonik anlarından birine dönüşüyordu. ‘Near DT, MI’ ise çoğu dinleyicinin ilk tercihi olmasa da aradan geçen 7 yılda her bir saniyesiyle taze kalmayı başaran gerçek bir black midi klasiğiydi. Bu parçalar, teknik karmaşıklıklarından ziyade yarattıkları gerilim, absürtlük ve kontrolsüzlük hissi sayesinde öne çıkarak “Schlagenheim”i alternatif sahnenin en çarpıcı çıkışlarından biri haline getirdi.
Albümün temelinde yatan isimler
“Schlagenheim”, black midi’nin müziğindeki her şeyin en çıplak ve en kaotik haliydi. Albümün damarlarında akan math rock’ın aksak ritimleri, noise rock’ın kontrolsüz gürültüsü ve post-punk’ın sinirli hali, black midi’nin özünü oluştuyordu. O özün diğer yanına baktığımızdaysa krautrock’ın, avangard cazla flörtleşmesini duyuyorduk. Davulcu Morgan Simpson’ın ders niteliğindeki performansı, bu çok katmanlı müziğin omurgası. Geordie Greep ve Matt Kwasniewski-Kelvin’in, öngörülemez gitar teknikleri, Simpson’ın davullarıyla müthiş bir kaos doğuruyordu. Vokale geldiğimizdeyse Greep’in teatral ve alışkın olmayanlar için itici tonlamaları, The Fall frontmani Mark E. Smith’ten mirastı. Dikkatli dinleyince Primus’u da duyabiliyorduk.
Puan: 8,5/10
Tür: Math rock
Yayın: 2019
Süre: 43 dakika
Label: Rough Trade


