1979’da yayınlanan “Fear of Music”in ardından Talking Heads üyeleri enerjilerini farklı müzikal projelere yönlendirmek istediklerine karar verdiler. David Byrne, grubun sadece frontman’i değil bir nevi beste fabrikasıydı. Talking Heads’e dair duyduğumuz her tının altında onun imzası vardı desek abartmış olmayız. O da farklı müzikal birliktelikler deneyimlemek istediği için Brian Eno ile bir araya geldi ve “My Life in the Bush of Ghosts”u yarattılar. Diğer yandan Tina Weymouth ve Chris Frantz, Talking Heads’in yüksek stresi ve fiziksel yoğunluğundan uzaklaşarak funk, dub ve Karayip ritimlerinin eğlenceli birleşiminden oluşan Tom Tom Club’ı kurdu. Bu dönemde Talking Heads, kolektif bir rock grubundan ziyade, her üyenin kendi evrenini yaratmak istediği bir tür nadasa bırakıldı. O nadastan çıkmak ise pek kolay olmayacaktı.
Tıkanma

1980’e gelindiğinde David Byrne kendini bir yaratıcı çıkmazda buldu. Bu çıkmazdan nasıl kendini kurtaracağını bilemeyen David Byrne’e yardıma koşan Brian Eno’dan başkası değildi. Brian Eno, şarkı yazmak için sözlerden önce seslere ihtiyaç duyduğunu hatırlattı. Sese odaklanmadan müzik yapmanın mümkün olmadığını fark eden Byrne, önceden kimsenin denemediği kompozisyonlar ve çalma teknikleriyle şarkıların anlamını buldu. Bu aşamaları geçtikten sonra sözleri yazmaksa tahmin ettiğinden çok daha kolaydı. Ayrıca Brian Eno’nun önerisi kadar Fela Kuti’nin müziği de David Byrne’in ufkunu açtı. Albümün oldukça güçlü afrobeat temelinde bu ilham yatıyor.
New Wave’in Bayrak Albümü
Talking Heads, “Remain in Light”ı çıkarmadan önce new wave grupları arasında sayılsa da en öndekilerden biri değildi. Blondie, The Cars, Devo gibi grupların hükmettiği türün alamet-i farikası, elektronik müzik alışkanlıklarının punk müziğin çiğ enerjisiyle buluşmasıydı. Talking Heads, 1980’e kadar bunu yapamasa da “Remain in Light” ile birlikte bu formülü dünyaya kabul ettirdi. Albümde gitarlar sanki telli değil de vurmalı bir çalgıymış gibi çalındı. Sadece bu bile akıl almaz bir şeyken bas gitar, albümün harcı oldu. Bu sayede bas gitarın üzerine inşa edilen albümdeki her katman güçlendi. Ki “Fear of Music”ten kalan Afrobeat alışkanlığını bu albüme de akıtan grup, adeta buzdolabındaki alakasız şeylerden bir ziyafet masası kurdu.
“Remain in Light”a bir albüm demekten ziyade dönemin ruhunu anlatan bir öğretiydi diyebiliriz. Brian Eno’nun, David Byrne ile yakaladığı uyumun üzerine kattığı prodüksiyondaki ustalığı, hem dans müziğine hem funk’a hem yer yer elektronik müziğe ve günün sonunda new wave’e etki etti. Hatta, new wave’e etki etmenin ötesinde türü tanımlayan albümü yaptı.
Değişen Kapak

“Remain in Light”ın kapak tasarımı da en az müziği kadar öncüydü. Çünkü bu albümden önce böyle dokunuşların olduğu albüm kapağına rastlamak pek mümkün değildi. Ünlü fotoğrafçı Jimmy Desana’nın çektiği fotoğraflar üzerine yapılan, bilgisayar destekli kırmızı yüz maskeleriyle kaplı grup portresi, 1970’lerin sonundaki erken dijital sanatın ve estetik anlayışının ilk örneklerinden biriydi. Ama albümün derinine inip hikayesini irdeledikçe bu öncü kapağın aslında bir sansür kapağı olduğu gerçeğiyle yüzleşiyor insan. Albüm ilk kapak tasarımında, arka planda savaş uçakları ve askeri semboller yer almaktaydı. Ancak plak şirketi tarafından fazla “politik” bulunarak sansürlenen bu kapak Talking Heads’in şarkılarındaki politikliğin önüne geçmemişti. Kapağın kendisine bakmaya devam edersek, orijinal görselin arka planı sadeleştirildi ve odak, dijital bozulma efektleriyle maskelenen yüzlere taşındı. Bu sansür, albümün anlatmak istediği her şeyi ve fazlasını kolaylıkla anlatıyordu. Kimliksizleşen, birey, korkuyla örülmüş bilgi karşısında sahteleşir ve maskelerle var olur diyebiliriz…
- Puan: 9/10
- Tür: New Wave
- Yayın: 1980
- Süre: 40 dakika
- Label: Sire Records
Ürün sayfası ve detaylar için Beatsommelier websitesine göz atabilirsin!


