“Hayatımızı, Her Şeyimizi Müziğe Adadık. Müzik İçin Hiçbir Şeyden Taviz Vermedik. Bu Sonuna Kadar Bir Tutku. Öldüğümüz Gün Müziği Bırakacağız. O Güne Kadar Emeklilik Yok.”
Scorpions’ı sahnede ilk kez 2008’de Parkorman’da izlemiştim. 20’li yaşlarımın başındaydım, üniversitede okuyordum, saçlarım belime doğru uzuyordu ve Türkiye’nin görece iyi zamanlarıydı. O konser öncesinde Beşiktaş’taki Conrad Otel’de gerçekleştirilen basın toplantısına da katılmıştım. Basın toplantısı sonrasında Scorpions üyeleriyle birlikte poz verilmişti, fotoğraflar çektirilmişti. Belki o zamanlar çok farkında değildim ama hayatımdaki belirleyici anlardan biriydi. İleride yaşamak istediğim hayatın ön izlemesini o basın toplantısında yaşamıştım.
Scorpions, 1993’teki efsanevi İnönü Stadyumu konserinden 15 yıl sonra İstanbul’a dönerek muazzam bir konser gerçekleştirmişti. Daha sonra tekrar ve tekrar geldiler. Geçen yıldan beri grubun 60. yılını kutluyorlar. Dile kolay, 1965’te kurulan ve müzik tarihinin en önde gelen gruplarından birinden bahsediyoruz. Manevi olarak kalbimde de özel bir yerleri var. 24 Haziran’da BKM organizasyonu ile Beşiktaş Tüpraş Stadyumu’nda bir konser verecekler. İstanbul’daki ilk konserlerinden 33 yıl sonra aynı yerde, aynı ruhla…
Konser öncesinde grubun yaklaşık 50 yıldır gitaristi olan Matthias Jabs ile buluştum ve bir röportaj gerçekleştirdim. Matthias ile devam etmelerini sağlayan tutkularını, Scorpions’ın 60 yıllık müzikal yolculuğunu ve 1993’teki tarihi İnönü konserini konuştuk. Gurur duymamı sağlayan röportajlardan biri oldu, keyifli okumalar!
Öncelikle merhaba, nasılsın? Seninle röportaj yapmak benim için çok büyük bir zevk, Scorpions’ın kalbimde özel bir yeri var. Önümüzdeki ay İstanbul’a “Coming Home – 60 Years of Scorpions Tour” kapsamında geleceksiniz. Turne ve hazırlıklar nasıl gidiyor?
Matthias Jabs: Teşekkür ederim, gayet iyiyim. Sen nasılsın? Evet, İstanbul için hazırız. Aslında 60. yılımıza özel dünya turnemiz geçen yıl başladı. Dünyayı yeniden turluyoruz ve şaşırtıcı olsa da hâlâ gitmediğimiz yerler var. Bu yüzden turneye devam ediyoruz.
Gerçekten harika bir şovumuz var. Bu turne 60 yıllık uzun kariyerimizi yansıtıyor ve ona göre tasarlanmış bir sahnemiz, özel efektlerimiz var. Baştan sona yeni bir prodüksiyon ile sahnedeyiz. 2 yıl önce İstanbul’a “Love at First Sting” turnesi kapsamında gelmiştik. Şimdi ise yepyeni bir şovla ve farklı bir sahne ile geri dönmeye hazırlanıyoruz.

Evet, İstanbul’a 2 yıl önce gelmiştiniz. Hatta yaşanan yoğun ilgiden ötürü arka arkaya 2 konser vermiştiniz. Fakat bu sefer bir stadyumda sahne alacaksınız ve stadyum konserlerindeki atmosfer her zaman farklıdır. Bu konser için şarkı listeniz nasıl olacak?
Matthias Jabs: Elbette, bu konser diğerlerinden biraz daha farklı olacak. Şarkı listemizde de ufak değişiklikler var. Hayranlarımız için her zaman en sevilen şarkılarımızı çalmak zorundayız. İstedikleri hit şarkıları çalmadığımızda hayal kırıklığı yaşadıklarını biliyoruz ve konserimizden sonra hayal kırıklığı yaşamalarını istemiyoruz. O nedenle şarkı listemizi belli bir ölçüde değiştirebiliyoruz.
Ancak bunun 60. yıl turnemiz olduğunu hatırlatmak isterim. Çok uzun ve farklı dönemeçleri olan bir kariyerden bahsediyoruz. Bu sebeple listemizde 1970’li yıllardaki albümlerimizden de şarkılar var. Dolayısıyla hayranlarımız geçen sefer duymadıkları bazı şarkıları da duyacaklar. Bununla birlikte başka sürprizlerimiz de var. Ayrıca olağanüstü bir prodüksiyonumuz var. Görsellerimiz, her şey harika. Unutulmaz bir gece yaşatacağız, emin olabilirsiniz.
Kulağa harika geliyor, şimdiden heyecanlandım. Şunu sormalıyım, Scorpions neredeyse The Beatles kadar eski bir grup ve sen de yaklaşık 50 yıldır bu grubun önemli bir parçasısın. Bu kadar uzun süredir müzik yapmak ve turneye çıkmak nasıl bir duygu? Tutkunuzu nasıl tanımlıyorsun?
Matthias Jabs: Çok genç yaşlarda müzik yapmaya başladık ve büyük bir şeyin parçası olduk. Gençlik yıllarımızda kendi aramızda sık sık konuşurduk ve “müzik bizim hayatımız, başka bir şey bilmiyoruz” derdik. Aradan geçen 50 yıldan sonra bunun gerçekten öyle olduğunu biliyoruz.
Gençken sadece bir hayalimiz vardı ve ona tutunmuştuk, onun için yaşıyorduk. Hayatımızı, her şeyimizi müziğe adadık. Başka bir planımız yokmuşçasına, başka bir alternatif yokmuşçasına yaşadık. Müzik için hiçbir şeyden taviz vermedik, hayatımızı sadece bunun üzerine kurduk. Tutunduğumuz hayal gerçek oldu ve bazı şeyler beklentilerimizin bile ötesine geçti.
Dünyanın neredeyse her köşesinde çaldığımız, farklı kuşaklardan hayranlarımız olduğu için çok mutluyuz. Bu gerçekten fantastik bir kariyer ve fantastik bir hayat. Sanırım The Rolling Stones’dan sonra dünyada en çok ve en uzun süre turlayan, en çok konser veren grubuz. Bu bile birçok şeyi anlatıyor. Bu sonuna kadar bir tutku. Öldüğümüz gün müziği bırakacağız. O güne kadar emeklilik yok.

Çok ilham verici bir cevap. Öte yandan bu uzun kariyere rağmen yeni albümler yapmaya da devam ettiniz. Son albümünüz “Rock Believer” 2022’de yayımlanmıştı. Peki, yeni bir albüm yapma planınız var mı ve sence bu günlerde yeni bir albüm yapmak hâlâ önemli mi?
Matthias Jabs: Yeni şarkılar üzerinde de çalışıyoruz ve bunları yayımlamayı düşünüyoruz. Belki tam olarak bir albüm olmaz ama üzerinde çalıştığımız yeni fikirler, şarkılar var. Ancak kariyerimizin bu aşamasında albüm yapmaya ihtiyacımız olduğunu ya da bunun bir gereklilik olduğunu düşünmüyorum. Bizi tatmin edecek materyaller olursa bunları farklı formatlarda da yayımlayabiliriz.
Az önce The Beatles’dan bahsetmiştin, o zaman John Lennon’dan örnek vereyim. John Lennon bir zamanlar şöyle demişti:
“Yeni bir fikrim olduğunda onu bugün kaydetmek ve yarın yayımlamak istiyorum. Bürokratik konular ve plak şirketi yüzünden ya da pazarlama kampanyaları dolayısıyla aylarca beklemek istemiyorum. Kendi elimde olmayan şeyler yüzünden beklemek zorunda kalmak istemiyorum.”
Böyle sebeplerden ötürü bekletilen şarkılar, albümler, onları yazan müzisyenler için çoktan eskimiş gibi gelir. Hayranların da bir şeyleri beklemek zorunda kalmaması daha iyi. Bu John Lennon’ın hayaliydi ve bugünün teknolojisiyle bunu gerçekten yapabiliriz. Artık çok hızlı kayıtlar yapıp, yayımlayabiliyoruz. Hatta yakın gelecekte bir plak şirketini beklememize bile gerek olmayacak.
Bu arada siz çok uzun zamandır old school hard rock sound’unu koruyan bir grupsunuz. Hatta AC/DC, Iron Maiden veya Judas Priest gibi kendinize özgü, tanımlayıcı bir sound’unuz var. Böylesine karakteristik, belirleyici sound’lar yaratmanın sırrı nedir ve günümüzün hard rock / heavy metal sahnesini nasıl değerlendiriyorsun?
Matthias Jabs: Evet, biz bunu çok uzun zaman önce başardık. Yine de bilemiyorum… Bu bazen de planlayabileceğin bir şey olmaktan çıkıyor. Biz iki gitarla kendimize özgü hard rock şarkıları yapmayı başardık. Tabii Klaus Meine gibi çok özel bir vokalimiz de var, bunu unutmamak lazım. Onun sesi ve vokal tekniği de yarattığımız sound’u tanımladı.
Ayrıca grubun tavrı da belirleyici oluyor. Yüksek enerji ve mümkün olduğunca iyi olmaya çalışmak, bu da kendine ait bir sound yaratıyor. Biz bunu sürdürmeye devam ediyoruz. Elbette sound’umuz on yıllar içinde biraz değişti. Neticede dönem değişiyor, müzik ortamı farklılaşıyor ve yeni teknolojiler kullanmaya başlıyorsun.
Açıkçası biraz da yaşlanıyorsun. Bunu kötü anlamda söylemiyorum. Olgunlaştığında, daha rahat çalıyorsun. Gençken, 20’li yaşlarımızdayken manyakçasına, deli bir enerjiyle çalıyorduk. Çok şükür bu biraz değişti ama yıllar içinde Scorpions’ı spesifik olarak tanımlayan bir sound yaratabildiğimiz için mutluyum.
Diğer soruya gelecek olursam, 1980’lerin sonu ile 1990’ların başlarında ana akım medya rock’ın öldüğünü söylüyordu. Özellikle bizim gibi klasik rock gruplarını kastediyorlardı. Onlar için üzgünüm ama rock ölmedi. Bugün dünyanın en önemli, en büyük rock/metal festivallerindeki başrol oyuncuları 1980’lerdekiyle aynı.
Metallica, Iron Maiden, AC/DC, Scorpions… Bahsettiğimiz bütün bu gruplar artık yaşlı… Peki, bu gruplar gittiğinde ne olacak? Organizatörlerin birçoğu yakın gelecekte bu gruplar gibi çok büyük kitleleri etkileyen majör grupların kalmayacağından korkuyor. Fakat ben bu konuda çok iyimserim. Bizim izimizden gitmeye çalışan birçok genç grup var. Kendi yollarını bulmaya çalışıyorlar ve bu iyi bir şey.
Sadece bizi taklit etmeyin. Kendi işinizi yapın ve kendinize ait bir şey yaratmaya çalışın. Sağlam gitarlar, güzel vokaller, iyi yazılmış şarkılar… Yenilikçi olun, 1980’lerdeki şarkılardan daha farklı şarkılar yazın. Dışarıda gerçekten harika müzisyenler var. Gelecekte de muhteşem gruplar olacak. Bayrak değişiminin de zamanı geldi.
Neticede rock müziğin ortamı kendisidir, Rock ‘n’ Roll budur. Onunla ne istersen yapabilirsin ve Rock ‘n’ Roll bizi hayatta tutar. Bu hissi yaşamaya devam etmek gerekiyor.

O zaman biraz eskiye gidelim. 1993’te o zamanki adıyla İnönü Stadyumu’nda “Face the Heat” turnesi kapsamında tarihi bir konser vermiştiniz. 30 yıldan uzun zaman sonra, aynı yerde bir başka stadyum konseri daha vereceksiniz. 1993’te verdiğiniz o konser, Türkiye’deki rock konserleri arasında çok özel bir yere sahip. Özellikle eski kuşaklar hâlâ o konserden bahseder. 1993’teki konseri hatırlıyor musun? 🙂
Matthias Jabs: Sahiden mi? Bana bunu hatırlattığın için teşekkür ederim. İnan ya da inanma ama o konseri gerçekten hatırlıyorum. Böyle anlara geri dönmek çok iyi hissettiriyor. Aradan çok uzun zaman geçti ama sen bahsedince zihnimde canlanmaya başladı. İstanbul’daki ilk konserimizdi, orada ilk kez sahneye çıkmıştık. O harika Boğaz manzarasını ilk gez görmüştük ve çok etkilenmiştik. Yalnız sahneye çıktığımız stadyum biraz eski gibi gelmişti. Hâlâ futbol maçları için kullanılıyor mu?
Ayrıca önümüzdeki ay vereceğimiz konserde hangi stadyumda çalacağımızı bilmiyordum, şu an öğrenmiş bulundum ve bu harika. O ilk konserdeki kalabalık da muhteşemdi. Çok çoşkulu, çok duygusal bir konserdi. O konseri hatırlamak mutlu etti. Aynı yerde çalacağımız için de ayrıca mutlu oldum. Bana bunu söylediğin için sağ ol, kimse bahsetmemişti.
Peki, İstanbul’u ve buraki yemekleri özlediniz mi? Buraya geldiğinizde yapmayı özellikle istediğiniz bir şeyler var mı?
Matthias Jabs: Almanya’da epey Türk arkadaşım var. O yüzden Türk kültürüne, Türk yemeklerine, kebaba, tatlılarına çok aşinayım. Hatta yakın çevremde babaları Alman, anneleri Türk olan, multikültürel aileler var. Geçen seferki İstanbul konserimizde Alman-Türk 12 kişilik bir arkadaş grubum da bizimle geldi. Hem İstanbul’u ziyaret etmek hem de bizim konserimizi izlemek istiyorlardı. Tabii ki hepsine Scorpions t-shirtleri dağıttık ve o şekilde takıldık, çok keyifliydi. Birlikte yemek yedik, daha önce gitmediğim yerlere gittik ve şehrin tadını çıkardık.
İstanbul tam anlamıyla büyüleyici bir şehir. Yıllardır tüm dünyayı turluyorum ve İstanbul’un dünyanın en güzel şehirlerinden birisi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bizimle birlikte İstanbul’a gelen grupta yeni evlenen çiftler de vardı. Boğaz kıyısında bir parti de verdiler ama o partiye katılamadım. Konserler devam ediyordu ve benim yola koyulmam gerekiyordu. Hayatımız biraz da böyle. İstanbul’a tekrar geleceğim için çok heyecanlıyım, orada sevdiğim çok fazla insan var.

Seninle röportaj yapmak çok güzeldi, Scorpions benim için çok önemli bir grup. Bu kişisel olarak da özel bir röportaj, çok teşekkür ederim. Son olarak buradaki hayranlarınıza söylemek istediğin bir şeyler var mı, konserde görüşmek üzere, sevgiler…
Matthias Jabs: Ben teşekkür ederim. Türkiye’deki hayranlarımıza son olarak şunu söyleyebilirim, İstanbul’a geri dönmek için sabırsızlanıyoruz. 2 yıl önce verdiğimiz konserler harikaydı, yine harika anılar biriktirdik. Ancak bu konser farklı olacak. Her şey daha coşkulu geçecek.
Ayrıca Türkiye’de gerçekten sevildiğimizi biliyorum. Konserlerimize gelen insanların tutkusunu, bağlılıklarını görmek bize güç veriyor. Senin de bahsettiğin gibi 24 Haziran’da 1993’teki o stadyum konserine geri döneceğiz, o anlara geri döneceğiz. Yıllar sonra aynı yerde buluşacağız. Bu bile başlı başına büyük bir hikaye.
Sizleri seviyoruz, iyi ki varsınız ve müziğimizi paylaşıyoruz. En iyi dileklerimle, yakında görüşmek üzere, hoşça kalın…
ORÇUN ONAT DEMİRÖZ


