“Biz Şarkılarımızı Hiçbir Zaman Belli Bir Hedef Kitleyi Düşünerek Yazmadık. Hayranlarımız, Plak Şirketleri, Prodüktörler ya da Bir Başkası İçin Müzik Yapmıyoruz. Kendimiz İçin Yapıyoruz.”
In Flames, Göteborg sound’un medarıiftiharı olarak 30 yılı aşkın süredir varlığını sürdürüyor. At the Gates ve Dark Tranquillity ile birlikte melodik death metalin öncülerinden olan grup, müzikal üretimine de tam gaz devam ediyor. Son olarak 2023’te “Foregone” albümünü yayımlayan In Flames, bu aralar yeni albümü üzerinde çalışıyor ve yeni bir Avrupa turnesine hazırlanıyor.
Çıkacakları Avrupa turnesi kapsamında 26 Temmuz’da İstanbul Maximum Uniq Açıkhava’da sahne alacak grup, Türkiye’deki hayranlarıyla yeniden buluşmak için de sabırsızlanıyor. İstanbul konseri öncesinde 1996’da yayımlanan ve metal müzik tarihine geçen albümlerden biri olan “The Jester Race”den beri grubun vokalistliğini, söz yazarlığını üstlenen Anders Fridén ile buluştuk.
Göteborg sound’u dünyaya ihraç eden ve İsveç’e dair özel bir kültürel iz bırakan In Flames’in kalplerimizdeki yeri her zaman ayrı. O yüzden bu röportajın önemi de ayrı. Bu röportajın bu kadar iyi olmasını sağlayan arkadaşım Burak Gülgüler’e teşekkür ederim, Türkiye’nin en büyük In Flames fanı kesinlikle o. Keyifli okumalar!
Ayrıca In Flames ve Dark Tranquillity üyelerinden oluşan “The Halo Effect” röportajımı da hatırlatmak isterim. The Halo Effect’in gitaristi ve bestecisi Niclas Engelin ile yaptığım röportajı henüz okumamış olanları da şuraya alabiliriz:
Öncelikle merhaba Anders, nasılsın? Birkaç ay önce Kuzey ve Güney Amerika turnenizi tamamladınız, ardından da bir süre Los Angeles’da vakit geçirdiniz. Sosyal medyaya yansıyanlara ve gördüklerimize bakılırsa In Flames’in yeni albümü üzerinde çalışıyorsunuz. Bu aşamada bizimle paylaşabileceğin bir şeyler var mı, yoksa resmi duyuruyu mu beklemeliyiz?
Anders Fridén: Merhaba, teşekkürler. En iyisi, insanların albümü gerçekten dinleyebilecekleri zamana kadar beklemek. Yeni albüm üzerinde hâlâ çalışıyoruz, henüz tamamlanmış değil ama her şey çok güzel ilerliyor. Yeni albümümüzün geldiği noktadan gerçekten memnunum ve bence birçok kişi de mutlu olacak.
Uzun yıllardır In Flames’i takip eden dinleyicilerimizn aşina olduğu birçok şey var ama bununla birlikte yeni unsurlar, farklı denemeler de mevcut. Kendimizi tekrar etmek istemiyoruz. bu albüm “Foregone Part II” olmayacak.
Açıkçası ben her zaman müziğin kendi adına konuşmasını tercih ederim. Müzik kişisel bir şeydir ve bu yüzden insanların bir albümü kendi hisleriyle deneyimlemelerini isterim, benim anlattığım şekliyle değil. Dinleyicilerimiz zamanı geldiğinde yeni albümü kendileri keşfetsin ve kendileri için ne ifade ettiğine karar versin istiyorum. Olması gereken de bu.
Peki, yeni albümde In Flames’in 10 yıl önce yazmasının imkansız olacağı herhangi bir şey var mı?
Anders Fridén: “İmkansızdı” demezdim. Bir müzisyen olarak doğal şekilde gelişiyorsunuz. Yeni şeyler denemek ve farklı etkileşimleri şarkı yazarlığınıza katmak istiyorsunuz. Ancak bundan daha önemlisi, bugün kendimi 10, 20 hatta 30 yıl öncesine kıyasla daha özgür hissetmem. Yeni fikirleri keşfetmek artık daha keyifli, çünkü her türden müziği dinliyorum ve farklı türlerden ilham alıyorum.
Elbette bu durum, In Flames’in bir anda elektronik müzik yapan, country çalan ya da caz yapan bir gruba dönüşeceği anlamına gelmiyor. Benim için önemli olan, yıllardır yürüdüğümüz yolda ilerlemeye devam etmek ama o yolu biraz daha genişletmek. İyi ya da kötü, bence kendimize özgü bir kimlik oluşturduk. Metal dünyasının bir parçasıyız ama buma rağmen kendimizi başka gruplarla kıyaslamıyorum.
İnsanlar In Flames’i duyduklarında, bunun In Flames olduğunu zaten anlıyor.

Biraz da yayımlanan son albümünüz “Foregone” hakkında konuşalım mı? Bu albüm açısından ilginç bir durum söz konusu. Hem uzun yıllardır sizi takip eden dinleyiciler hem de yeni keşfeden dinleyiciler bu albümü oldukça benimsedi. Sence bu albüm neden bu kadar geniş bir kitleyle bağ kurabildi?
Anders Fridén: Açıkçası bunun sebebini gerçekten bilmiyorum. Belki de çok doğru bir zamandı. Bazen bir albümü bitirdiğimde herkesin bayılacağını, çok seveceğini düşünüyorum ama öyle olmuyor. Bazen de hiç beklemediğim şekilde dinleyicilerde farklı türde karşılıklar buluyor.
Biz şarkılarımızı hiçbir zaman belli bir hedef kitleyi düşünerek yazmadık. Hayranlarımız, plak şirketleri, prodüktörler ya da bir başkası için müzik yapmıyoruz. Kendimiz için yapıyoruz. Albüm tamamlandıktan sonra onu dinleyicilere teslim ediyoruz ve o andan itibaren artık kendi hayatını yaşamaya başlıyor. Bazen insanlarla bağ kuruyor, bazen kurmuyor.
Bence Foregone, In Flames’in müziğine dalış yapmak için çok güçlü bir albüm. Eğer bizi daha önce hiç dinlememiş, hiç duymamış biri varsa, harika bir başlangıç noktası, çünkü kariyerimiz boyunca yaptığımız birçok şeyi içinde barındırıyor.
Doğrusu müziğimize Foregone albümü ile başlarsanız, diskografimize bakıp nasıl evrildiğimizi rahatlıkla görebilirsiniz. Bazı fikirlerin nereden geldiğini ve sound’umuzun yıllar içinde nasıl geliştiğini duyabilirsiniz. Belki de Foregone’ın hem eski hem de yeni dinleyicilere hitap etmesinin ana nedeni budur.
Bir yandan da “eski hayran” ne demek? Onu da tanımlamak gerek. Bizi “Lunar Strain” döneminde keşfeden mi eski hayran? Yoksa bizimle “The Jester Race” albümü ya da “A Sense of Purpose” albümü ile tanışan mı?
Bu işi o kadar uzun zamandır yapıyoruz ki bu tanımlamaların artık çok da önemi kalmadı.
Bu arada The Jester Race demişken, The Jester Race‘in üzerinden 30 yıl geçti ama dinleyiciler yeni çıkan her In Flames albümünü hâlâ o albümle kıyaslıyor. Hatta çoğu zaman ya The Jester Race ya da Clayman ölçüt olarak alınıyor. Bunu bir iltifat olarak mı görüyorsun yoksa In Flames’in yıllar içinde geldiği noktanın gözden kaçırıldığını mı düşünüyorsun?
Anders Fridén: Doğrusu insanların hâlâ o albümler hakkında konuşması, o albümleri dinliyor olması beni mutlu ediyor. O albümlerin aradan onca yıl geçmesine rağmen hâlâ bu kadar çok şey ifade etmesi ve metal tarihinin bir parçası hâline gelmiş olması, asla hafife almayacağım bir durum.
Gençken, özellikle de The Jester Race döneminde, müzik konusunda dar görüşlüydüm. Hayatım tamamıyla metal müzikten ibaretti. Arada başka şeyler de dinliyordum ama metal müzik benim için her şeydi.
Bugün geriye dönüp baktığımda, bu bakış açısının müzikal dünyamı fazlasıyla sınırlandırdığını görüyorum. Bugün insanlara söyleyebileceğim tek bir şey varsa, o da şu; ufkunuzu genişletin!Hayatınızda ne kadar farklı türde müzik olursa, bu o kadar iyi bir şey. Dinlediğiniz müzikler size daha fazlasını geri verir.
Bununla birlikte herkes In Flames’i istediği gibi dinlemekte özgür. Birisi sadece tek bir şarkımızı seviyorsa, hatta tek bir riffimizi seviyorsa bile bu gayet normal. Öte yandan birisi yaptığımız her albümü, her şarkımızı seviyorsa, bu da harika.
Bunların ötesinde benim için asıl önemli olan konu, In Flames’in 30 yıl sonra bile hâlâ konuşulmaya devam eden gruplardan birine dönüşmüş olması. Biz bu işe başladığımızda başka gruplara hayranlıkla bakıyorduk. Bir gün bize de aynı şekilde bakılacağını hayal etmemiştik.

Peki, kendini 1996 yılına, The Jester Race üzerinde çalıştığın günlere geri götürebilseydin, o dönemki Anders’e neler söylerdin?
Anders Fridén: Kesinlikle daha açık fikirli olmasını söylerdim. Bir de anı yaşamasını…
Bugün dönüp geriye baktığımda, bazı anların tadını daha fazla çıkarmış olmayı isterdim. Artık benim için çıktığımız her konser çok değerli. Bunun son konserim olmayacağını biliyorum ama yine de sahneye çıktığımda her şeyimi vermem gerekiyormuş gibi hissediyorum.
Anda kal, keyfini çıkar, çünkü bunlar sonsuza kadar sürmeyecek. Aynı şey hayranlarla kurduğumuz ilişkiler için de geçerli. Bugün onlarla yaptığım sohbetler, 20 yıl öncesine göre daha fazla anlam taşıyor. Elbette o zamanlar önemsiz olduklarından değil, yaşanılan deneyimler, o anların ne kadar kıymetli olduğunu öğretiyor. Bunların hiçbirini garanti göremezsiniz.
Ben her zaman inandığım yolda yürüdüm. Bunun iyi ve kötü tarafları oldu ama bugün hâlâ buradaysam, en büyük nedenlerinden biri de bu.
Battles albümündeki “The End” şarkısında geçen bir söz, albüm çıktığından beri hep aklımda: “When we were young… Was this the dream we had?”
Bugün In Flames’in etrafında olup biten her şeye nasıl bakıyorsun? The Jester Race‘in 30. yılı, Göteborg Brinner, yeni albüm ve Göteborg Senfoni Orkestrası’nın müziğinizi seslendirecek olması…
Bugün o soruya nasıl cevap verirsin? “Gençken kurduğunuz hayal bu muydu?”
Anders Fridén: Hayallerimin çok daha ötesine geçti. Dünyayı dolaştım. Muhteşem insanlarla tanıştım. Gerçekten inandığım, içimden gelen müziği yaparak bir ömür geçirdim. Umarım yaptığım müzik, ben öldükten sonra da insanlarla birlikte yaşamaya devam eder.
Bu inanılmaz bir ayrıcalık. O yüzden evet, hayalimi yaşıyorum. The Jester Race yayımlandığında hâlâ başka işlerde çalışıyordum. Tam anlamıyla profesyonel bir müzisyen olabilmem, “Whoracle” döneminde mümkün oldu. Ama hayat o zamanlar bile dışarıdan görüldüğü kadar parlak değildi. Buzdolabımda çoğu zaman doğru dürüst yiyecek bir şeyler olmazdı.
Sürekli grubu nasıl ayakta tutacağımızı, bir sonraki albümü nasıl yapacağımızı ve yeni turneyi nasıl organize edeceğimizi düşünüyorduk. İşin içinde lükse dair hiçbir şey yoktu. Fakat o günden beri başka hiçbir işte çalışmadım. Müzik benim için bir hobi olarak başladı, bugün mesleğim. Ancak ilginç olan şu ki, hâlâ bir hobi gibi hissettiriyor.
Neredeyse her gün yeni bir şeyler yazıyorum, hatta bu röportaja başlamadan hemen önce yeni bir şey üzerinde çalışıyordum. Belki insanlar bir gün onu duyar, belki de hiç kimse duymaz. Bazen sadece kendim için müzik yazıyorum. Bu benim terapim.
O yüzden evet, bu gençken kurduğum hayallerin çok ötesinde ve ben hâlâ o hayalin içinde yaşamaya devam ediyorum.

Yaratıcı ortaklıkların 30 yılı aşkın süre ayakta kalabilmesi pek sık görülen bir şey değildir. Björn Gelotte ile olan yaratıcı ortaklığınız kadro değişikliklerinden, müzik akımlarından ve müzik endüstrisinin dönüşümünden sıyrılarak bugünlere ulaştı. Bunca yılın ardından birbirinizi yaratıcı anlamda hâlâ nasıl zorluyorsunuz?
Anders Fridén: Birbirimizi hâlâ zorluyoruz ve çoğu konuda aynı fikirde değiliz. Hatta bence yaratıcı ortaklığımızın bu kadar uzun sürmesinin en önemli sebeplerinden biri de bu ayrım. Aramızda bir gelgit kuvveti var. Eğer Björn ile her konuda aynı fikirde olsaydık, In Flames zamanla tahmin edilebilir bir gruba dönüşürdü.
Benim farklı fikirlerim var, onun farklı fikirleri var. Birbirimizin güçlü yönlerini de biliyoruz, zayıf yönlerini de. Elbette tartışıyoruz. Bazen gerçekten kavga ediyoruz ama günün sonunda yine aynı noktada buluşuyoruz. O benim için sadece bir grup arkadaşı değil, bir kardeş ve nedense bu düzen hâlâ çalışıyor.
At the Gates’den Tomas Lindberg’i, “Tompa”yı kaybettikten sonra “Göteborg Sound” ifadesi senin için daha kişisel bir anlam kazandı mı?
Anders Fridén: Sanırım evet. Tompa, o sahnenin en önemli parçalarından biriydi. Onu 1980’li yılların ortalarından beri tanıyorum. Ben In Flames’e katılmadan çok önce tanışmıştık. Aynı çevrede, ayı ortamda büyüdük. Ailesinin evi herkesin toplandığı yerlerden biriydi. Orada müzik dinler, demo kasetlerimizi birbirimize dinletir, bira içer ve grupta olmanın hayalini kurardık.
O yıllarda Tompa’nın birlikte çaldığı gruplar bizim bulunduğumuz seviyenin çok ilerisindeydi. Hepimize ilham verdi. Belki doğrudan müzikal anlamda değil ama bunun gerçekten mümkün olduğunu göstererek. Bunu başarabileceğimizi ve anlamlı bir şeyler yaratabileceğimizi göstererek ilham verdi. Benim için onun hakkında konuşmak hâlâ çok zor, birçok açıdan öldüğüne hâlâ inanamıyorum.
Bir de Entombed’dan L-G’yi (Lars-Göran Petrov) kaybettik. Garip bir his… Çok önemli vokalistleri birer birer kaybediyoruz. Elbette ki yıllar içinde birçok müzisyeni kaybettik ama Tompa ve L-G’nin yerleri bambaşkaydı. Sadece olağanüstü vokalistler oldukları için değil, gerçekten harika insanlar oldukları için yerleri bambaşkaydı.
Bunun acısı hiçbir zaman tam olarak geçmeyecek.
Aralık ayında Gothenburg Senfoni Orkestrası, In Flames, Dark Tranquillity ve At the Gates’in müziklerini yorumlayacak. 35 yıl önce bu müzik tamamıyla yeraltına ait görülüyor, ana akımlaşması imkansız kabul ediliyordu. Bugün bu müziğin İsveç’in kültürel mirasının bir parçası olarak sahiplenildiğini görmek senin için ne ifade ediyor?
Anders Fridén: Doğrusunu söylemem gerekirse, hâlâ yeterince sahiplenildiğini düşünmüyorum. Sadece Göteborg’dan değil, İsveç’in dört bir yanından çıkmış, bu ülkenin müzikal kimliğine inanılmaz katkılar sunmuş gruplar var. Bugün dünyanın neresine giderseniz gidin insanlar İsveç metalini duydukları anda bunu doğrudan İsveç ile özdeşleştiriyor. Bu başlı başına kültürel bir etki.
Bugün In Flames ve dostumuz olan birçok grup, 20 ya da 30 yıl öncesine göre daha fazla kabul görüyor. Ancak ben bunu övgü olarak bile tanımlamıyorum. Daha çok bir kabul görme meselesi.
Bu müziği yazmak da çalmak da inanılmaz emek isteyen bir iş. Dolayısıyla bunun takdir edildiğini görmek güzel. Fakat yine de daha fazlasını hak ettiğimizi düşünüyorum. Bugün bile “İsveç Grammis Ödülleri”ne baktığınızda heavy metal neredeyse dipnot gibi değerlendiriliyor. Oysa uluslararası ölçekte bakarsanız, İsveçli birçok metal grubu başka türlerdeki müzisyenlerden, sanatçılardan daha büyük başarılara erişti ama sorun değil.
Ben metal müzik yapmaya ünlü olmak için başlamadım. Yüksek sesli agresif bir müzik yapmak istiyordum, bağırmak istiyordum, davullara vurmak istiyordum. Beni bu müziğe âşık eden şey buydu. Hiçbir zaman ana akımın parçası olmak gibi bir hedefim olmadı.
Yine de Göteborg Senfoni Orkestrası gibi köklü bir kurumun, Göteborg’un müzikal mirasına metali de ekleyerek yorumlamas gerçekten çok özel bir duygu.
Son olarak, Türkiye’deki hayranlarınıza neler söyleme istersin? Röportaj için de teşekkürler, harika bir röportaj oldu. Görüşmek üzere, sevgiler…
Anders Fridén: Ben teşekkür ederim, Türkiye’ye geri dönmek için sabırsızlanıyorum. Bir ara siyasi gelişmeler yüzünden İstanbul’a tekrar gelemeyebiliriz diye endişelenmiştim ama neyse ki öyle olmadı. En son geldiğimizde harika vakit geçirmiştik. Bu sefer de öyle olacağını düşünüyorum, hatta belki daha iyi bile olur. Türkiye’deki insanları ve yemekleri çok seviyorum. Herkesle yeniden buluşmayı dört gözle bekliyorum, görüşmek üzere.
ORÇUN ONAT DEMİRÖZ


