48 Yıllık Yolculuğunda Yeni Türkü’nün Müzik Serüveni…

Batıkan Baksı
Okuma Süresi: 14 Dakika

Kabul etmek gerekiyor ki 100 yıllık Türkiye tarihinin fonunda duymaktan en keyif aldığımız grupların başında Yeni Türkü geliyor. Neredeyse 50 yıla dayanan geçmişiyle Yeni Türkü, tıpkı adı gibi hep yeni ve hep kendini güncel tutan bir grup olsa da 70’lerin sonundan beri memleketin her 10 yılına ayrı bir lezzet kattı kuşkusuz. Üstelik ilk kurulduğu andan itibaren sansür ve baskılarla yüzleşmiş ancak hiç yılmamış gençlerin hür sesi de olan Yeni Türkü, yoluna devam ederken zaman zaman müzikal kırılımlara uğrasa da ilk günkü duruşunun bayrağını bugün bile taşımayı sürdürüyor.

Peki ilhamını ta Latin Amerika ülkelerindeki “nueva cancion”dan (yeni şarkı) alan Yeni Türkü’nün 48 yıllık öyküsündeki dönüm noktaları ve müzik serüveni nasıldı? Hazırsanız bundan 48 yıl öncesinin Ankara’sına müzikli bir yolculuk yapalım!

Bir grup, bir türkü: Yeni Türkü doğuyor…

“Yeni Türkü” ilk zamanlar

70’ler en başından beri Türkiye’nin tansiyonu en yüksek dönemlerinden biriydi malum. Sokaklardan silah ve patlama sesleri eksik olmuyor, toplum tam manasıyla keskin bir çizgiyle sağ/sol olarak ikiye ayrılıyordu. En ufak bir siyasi söylem içeren sanat üretimi yapmak, birilerinin radarına takılıyor; sansürün yanında sanatçının eylemlerine bağlı olarak tutuklanma bile söz konusu olabiliyordu. Böyle bir ortamda yanlışları, eksiklikleri dile getirmek bir müzisyen için ekmek ya da su gibi hayati bir önem taşısa da bunun için cesaret etmek gerekiyordu. Artık kazan iyice kaynarken 1977 yılında bir grup genç, önemli bir misyon için bir araya geldiler. Ankara’nın Bahçelievler semtinde 43. Sokak’taki bir evde başlayan Yeni Türkü yolculuğunun 2 sac ayağı vardı. Hacettepe Tıp mezunu Selim Atakan ve ODTÜ’de Mimarlık Fakültesi’ni bitirmiş Derya Köroğlu, Latin Amerika’dan aldıkları ilhamı Türkiye’ye taşımak istemişti. Ardından Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okuyan Zerrin Yaşar (Atakan) da gruba vokalist olarak katılınca kadro tamamlanmıştı. Yeni Türkü adını verecekleri bu grubun yapacağı müziği Şilili Inti Illimani de yapıyordu ve onların felsefesi, Yeni Türkü’ye de ilham olmuştu. Grubun ismiyse Yaşar Miraç’ın başında olduğu bir sanat gazetesinden geliyordu. 1978 yılının Nisan-Mayıs-Haziran aylarında çıkan Yeni Türkü Sanat Gazetesi, aylık olarak yayınlanıyordu ve sendikalar yoluyla işçilere dağıtılıyordu. Gazetenin yayını 3. sayısından sonra durunca, bu isim yine Yaşar Miraç tarafından yeni kurulmuş çiçeği burnunda gruba verilecekti.

Grubun tarihinde bir muzır neşriyat: Buğdayın Türküsü

“Buğdayın Türküsü” albümü

Kurulur kurulmaz, profesyonel mesleklerinin yanında ilk albümlerini de çıkarmaya hazırlanan Yeni Türkü; Türkiye’nin tansiyonu yüksek gündeminde çok da hoş karşılanmayacak temaları içinde bulunduran “Buğdayın Türküsü”nü 1979 yılında LP ve kaset olarak yayınlamıştı. Gruba adını veren Yaşar Miraç’ın şiirlerinden Bekçi Kazım Türküsü, Özgürlük Türküsü ve Bir Ölü Daha Geçti gibi şarkıları da içinde bulunduran Buğdayın Türküsü, epey zor bir sürecin sonunda dinleyicilerle buluşmuştu ancak topluluk, bu albümle istedikleri gibi konserler de veremediği için tanıtım süreci de epey uzamıştı. Buğdayın Türküsü’nde şehirlerdeki insanlara türkü formunu yeniden tanıtmayı amaçlayan Yeni Türkü için zorlu bir engel de 1980 yılında karşılarına çıkacaktı. Zaten zararına çıkardıkları bir albüm vardı; Murat Buket, Tuğrul Bayrak, Eftal Küçük ve Tuncer Tercan’ın da katıldığı kadrosuyla 8-9 Ocak 1980 tarihlerinde Ankara’da ilk konserlerini vermiş olsalar da 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin sonrasında ilk albümleri muzır neşriyat olarak görülecek ve yasaklı kategorisine girecekti. Bu da aslında grubun kariyerinin ufak bir duraklama dönemine girmesine sebep olmuştu.

Dönem değişiyor Yeni Türkü daha da tanınıyordu…

1980 karanlığı yavaş yavaş dağılmaya başlarken Yeni Türkü için de yeni bir dönemin kapısı açılıyordu. 1981 yılında ilk olarak grupta bir kan değişimi yaşandı. Profesyonel kariyerine devam eden Zerrin Atakan, İngiltere’den burs kazanarak Türkiye’den taşındı. Eşi İngiltere’ye gittiği için Selim Atakan da onunla birlikte gidince grubun kurucu kadrosundan sadece Derya Köroğlu kalmıştı. Selim Atakan, Türkiye’ye geldikçe gruba eşlik ediyordu ancak Yeni Türkü’nün bir vokali yoktu. Bu sebepten grup, bir süre vokalsiz olarak enstrümantal performanslar sergiledi. 1981 yılında Atıf Yılmaz’ın çektiği Deli Kan filmine yaptığı müzikle 1982 yılında Sinema Yazarları Derneği’nden “en iyi film müziği” ödülünü alan ekip, 1984 yılında da Şerif Gören’in çektiği Derman filmine “Buğdayın Türküsü”nde de yer alan ‘Sonbahardan Çizgiler’ şarkısını tema müziği olarak enstrümantal şekilde eklemişti. Film müziklerinde yakaladıkları başarının ardından Yeni Türkü, bu müziklerle birlikte o dönemki enstrümantal parçalarını da “Film Müzikleri” adı altında bir albüm olarak yayınladı. Tüm bu gelişmeler olur, Yeni Türkü daha da tanınırken Derya Köroğlu, grubun bestelerini de üstlenmeye iyiden iyiye başlamıştı. Grup yeni bir albüm yapmaya hazırlanıyordu ancak yeni albümleri, Yeni Türkü’nün müziğinde büyük de bir kırılımın habercisi olacaktı.

“Film Müzikleri” kaseti

Akdeniz’den gelen sesler Yeni Türkü’ye renk katıyor…

Yeni Türkü dediğimiz vakit kulağımızda yankılanan sound, 1980’lerin başına uzanıyor aslında. 1983 yılında karanlık atmosfere aydınlık müzik misyonuyla çıkardıkları albümleri Akdeniz Akdeniz, ilk iki albümün çizgisinden epey uzak bir albümdü. Dinleyeni gerçekten bir Ege sahilinde hissettiren çalışma Akdeniz tadında bir özgün müzik sunuyordu. Yeni Türkü’yü ülke çapında tanıtan şarkı ise albümde yer alan Telli Telli şarkısıydı. Manos Loizos’un bestesine Murathan Mungan tarafından yazılan sözlerle söyledikleri Telli Telli, Yeni Türkü’nün en önemli hit parçalarından biri olmuştu ki artık herkesin ağzında bu sözler vardı. Öyle ki gazinolarda bile Telli Telli çalıyor, insanlar bu şarkıyla şenlenip ortalarda danslar ediyordu. Tabii Akdeniz Akdeniz, Murathan Mungan ile Yeni Türkü iş birliğinin de ilk sinyalleriydi. Yıllar boyunca birlikte şarkılar üretecek bu ortaklık, Türkiye’de müzikal iş birliği konusunda da akla ilk gelen ortaklıklardan biri olacaktı. Derya Köroğlu, grupta tam manasıyla vokalistliği de üstlenmiş ve kendisiyle özdeşleşecek bir tavırla Yeni Türkü’nün yeni sound’unu yaratmaya giden yolda ilerlemeye başlamıştı.

Çekirdek Sanat Evi’nde bir Yeni Türkü konseri…

Yeni Türkü “Çekirdek Sanat Evi Resitali”

1980’lerin en önemli bağımsız sanat kuruluşlarının başında Fikret Kızılok ve Şeyda Kızılok tarafından Bostancı’da kurulan Çekirdek Sanat Evi geliyordu. Sergilerin açıldığı, konserlerin verildiği bu kolektif üretim alanının odalarından kimler geçmemişti ki? Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok, Erkan Oğur, Jak Esim, Cem İkiz, Ezginin Günlüğü gibi isimlerin yanında Yeni Türkü de buradan geçmişti elbette. Ankara’dan İstanbul’a gidip geldiği, ardından komple İstanbul’a taşınacağı bu yeni geldiği dönemde Yeni Türkü, Çekirdek Sanat Evi’nde bir konser verdi 1984 yılında. Akdeniz Akdeniz yeni çıkmıştı ve grup heybesinde toplam 3 albüm bulunduruyordu o sırada. Çekirdek Sanat Evi’nin bir özelliği de burada performans sergileyen isimlerin kayıtlarının bir kaset olarak dinleyicilerle buluşturulmasıydı. Kasetler mantık olarak do-it-yourself bir nitelik taşıyordu ancak bu kolektifin, sanatseverle kurduğu sıcak bağın da bir tezahürüydü. Üretimlerin nasıl olduğunu Fikret Kızılok ve Bülent Ortaçgil’in “Çekirdek Hatırası” kasetlerinin içinde yazan bir not anlatıyordu esasında: “Çekirdek Sanat Evi resitalleri özgün yapımcıların ürünlerini yaymak için düzenlenir. canlı kayıttır, eko-filtre kullanılmaksızın doğal olarak yayınlanır. Yeni Türkü’nün çıkardığı Çekirdek Sanatevi Resitali albümü de bu düzlemde ilerleyen bir albümdü ve içinde; İstersen Hiç Başlamasın, Akdeniz Akdeniz, Maskeli Balo, Olmasa Mektubun, Gurbete Kaçacağım gibi çok sevilen Yeni Türkü şarkılarını içeriyordu. Aynı zamanda bu albüm, grubun ikinci kadrosunun bir arada kayıt yaptığı son albüm olma özelliğini de taşıyordu çünkü ekip bu kayıttan sonra Ankara’dan İstanbul’a taşınmış; Tuncer Tercan ve Eftal Küçük, Yeni Türkü’den ayrılmıştı. Bu ayrılık, hemen ardından ülke tarihine Çağdaş Türkü adlı yeni bir grup daha katacaktı.

“Akdeniz Akdeniz” albümü

Yeni Türkü’nün yükselişi ve kaçınılmaz değişim…

Grupta gidenler olduğu kadar gelenler de vardı tabii. 1985 yılında kulağımızın epey aşina olduğu klasik kemençesiyle Cengiz Onural, gruba katılmıştı. O sıralar 4. albümü Günebakan’ı yayınlamaya hazırlanan Yeni Türkü, yeni kadrosuyla 1986’da önemli albümlerinden biri olan çalışmayı piyasaya sürdü. Grubun popülaritesi iyice artmış, arabesk ve poptan sıkılmış dinleyiciler rotasını hepten Yeni Türkü’ye çevirmişti. Ekip bu popülariteyle peş peşe iki albüm daha çıkardı; 1987’de Dünyanın Kapıları, 1988’de ise Yeşilmişik ile başarısına başarı kattı. Artık grup için yurt içi kadar yurt dışı konserleri de önem kazanmıştı. Hatta yurt dışında verdikleri konserlerin bazılarında İngiltere’de yaşayan Zerrin Atakan da eşlik ediyordu ekibe. Ancak 80’ler biterken grubun içindeki anlaşmazlıklar maalesef ayyuka çıkmıştı. Bu süreçte Fuat Oburoğlu, ekipten geçici olarak ayrıldı yerine Tayfun Duygulu geldi ve ilk kez o yıl bir davulcu ile çalışmaya başlayarak Halis Bütünley’i bünyesine kattı Yeni Türkü. Grup üyelerinde yaşanan bu güncellemenin ardından topluluk, 1990 yılında Vira Vira’yı yayınladı ve dönemin meşhur Rumelihisarı Konserleri’nde tam 4 gece sahne almış, daha sonra bu konserlerde kaydettikleri canlı performansları Rumeli Konseri adıyla yayınlamıştı. Konserde seslendirilmemesine rağmen Özgürlük ve Mapushane Kapısı şarkıları da stüdyo kaydı olarak konulmuştu bu albüme.

90’larla birlikte farklı bir yola evrilen Yeni Türkü yolculuğu…

1990’larda Türkiye’de iki müzik türü vardı desek tabii ki yalan olmaz. Pop ve rock müziğin böylesine patlama yaptığı bir dönemde Yeni Türkü’nün de 80’ler ortasından itibaren elde ettiği bilinirlik ve popülarite, pop bir gruba evirmişti yavaş yavaş grubu. Oysa Yeni Türkü, amatör bir ruhla çıkmıştı yola ve Selim Atakan’a göre bu popülerlik o amatör ruhu öldürüyordu. Bunun sonucunda gruptan tamamen ayrılan Selim Atakan, daha klasik bir müzik anlayışıyla müzik yapmaya devam edecekti. Atakan’ın ayrılmasının ardından grupta bir yaprak dökümü yaşanmaya başladı. Tuğrul Bayrak, Tayfun Duygulu ve Halis Bütünley de Yeni Türkü’yü terk etti; eski elemanlardan Fuat Oburoğlu ise geri döndü. Bu kadroyla 1992 yılında Aşk Yeniden albümünü çıkaran Yeni Türkü, bu albümle yine konserlerin aranan isimlerinden olmuştu. 90’lar özel televizyon kanallarının da hızla açılmaya başladığı bir dönemdi ve bu kanallarda peşi sıra yeni diziler başlıyordu. 1993 yılında başrollerinde Şevket Altuğ ve Sümer Tilmaç’ın oynadığı Süper Baba’nın tema müzikleri aracılığıyla halkı kalbinden vuran Yeni Türkü’nün özellikle Oya Küçümen vokaliyle kaydettiği Bana Bir Masal Anlat Baba şarkısı dillere pelesenk oldu. Daha sonra bu şarkıları Süper Baba – Film Müzikleri albümünde toplayan gruba Şevval Sam ve Sumru Ağıryürüyen de eşlik etti. 1994 yılında yayın hayatına başlayan absürt komedi dizisi Kaygısızlar’ın da müziklerini yapan Yeni Türkü için 1997 yılı tehlike çanlarının çaldığı, ayrılık rüzgarlarının estiği bir yıl olmuştu. Fikir farklılıklarının su yüzüne çıktığı, grubun eski popülaritesini koruyamadığı bu yıl Yeni Türkü’nün dağılma tehlikesiyle burun buruna geldiği bir yıldı ve Cengiz Onural da gruptan ayrıldı. Furkan Bilgi, Fatih Ahıskalı, Yahya Dai, Murat Özbey’in olduğu yeni kadrosuyla yola devam eden Derya Köroğlu yönetimindeki Yeni Türkü, eski şaşalı günlerinden biraz uzaktı. Eski sound’dan sadece Derya Köroğlu kalmıştı ve Köroğlu ile birlikte bestelerin arkasında duran iki önemli isim artık grupta değildi. 1999 yılında Yeni adını verdikleri albümü çıkaran grup, konserlerinde yine Yeni Türkü’nün klasikleşmiş şarkılarını çalarak dinleyicileriyle buluşuyordu.

“Bana Bir Masal Anlat Baba” canlı performansı

2000’ler ve günümüz…

Yeni Türkü, 2000’lerde yılda 50’nin üzerinde konser veren bir grup haline geldi. Ayrıca ABD’nin 32 eyaletinde 100’den fazla konser veren ekip bir de külliyat yayınlamaya karar vermiş; 2003’ten 2006 yılına kadar Koleksiyon, Koleksiyon 2 ve Koleksiyon 3 albümlerini piyasaya çıkararak eski şarkılarından seçkileri 3 albümde toplamıştı. 2006’dan 2012 yılına kadar yeni bir albüm çıkarmayan Yeni Türkü, Şimdi ve Sonra albümüyle kendisini özleyenlere bir selam çaksa da, albüm eski albümlerin sound’u ve havasından çok uzaktı. Grubun 45. yılında içinde Athena, Melek Mosso, Kenan Doğulu, Hayko Cepkin, Gaye Su Akyol, Cem Adrian, Ceylan Ertem gibi isimlerin olduğu bir tribute albümü çıktı ve ünlü isimler Yeni Türkü’nün kült şarkılarını yeniden seslendirdi.

“Şimdi ve Sonra” albümü

Yeni Türkü, 48 yıllık kariyerinde inişler çıkışlar yaşasa da yolunda hâlâ müzik aşkıyla yürüyor, buranın sesine buranın melodileriyle yanıt vermeyi sürdürüyor. 2 yıl kadar sonra 50 yaşına basacak Yeni Türkü yolculuğunda daha neler göreceğiz bilmiyorum ama Yeni Türkü, iyi ki bu toprakların sesine ses vermeye devam ediyor.

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir