Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti: 2025 Sonbaharının En İyi Albümleri

Orçun Onat Demiröz
Okuma Süresi: 7 Dakika

Sonbahar, melankolik bir coşkulanım yaratır. Serin, yağmurlu, rüzgarlı günlerin ve sararan yaprakların sayısı artıkça daha içsel, daha duygusal bir döngüye girilir. Hüzün bu mevsimin en güzel melodisidir. Yürek burkan ayrılıkların silinmeyen izleri, acı hatıralar ve biten hikayeler solan renkler ile bütünleşir, iç içe geçer. O yüzden bu dönemde dinlenilen albümlerin farklı türde bir ağırlığı vardır. Gelin, 2025 sonbaharının öne çıkan albümlerine birlikte göz atalım. Benim için 2025 sonbaharının en iyi albümleri şu şekilde, keyifli okumalar! 

1- Suede – Antidepressants

Antidepressants

Suede’in bir önceki albümü Autofiction, grubun temellere döndüğü ve 90’ların öfkeli varoluşunu geri getirdiği bir kayıttı. Autofiction ile ham ve kirli bir yapıya tekrar büründüler. Açıkçası son dönemlerde özellikle Black Midi’nin albümlerinde hissettiğimiz canlı performans büyüsünü yakalama isteği ve “DIY” yaklaşımı Autofiction’da mevcuttu. Albümdeki Dolby Atmos miksajı da dinleyicilere canlı bir gösterinin enerjisini yansıtmayı amaçlıyordu. Bu açıdan grubun asıl prodüktörü olan Ed Buller’ın dönmesi hayli yerinde olmuştu.

Ayrıca Autofiction albümü müzikal olarak “Dog Man Star” gibi erken dönem kayıtlarına göz kırpıyordu ve Suede’in her daim sahip olduğu maçoluk karşıtı androjen duruş bu albümde yoğun şekilde hissediliyordu. Bunun yanı sıra albümdeki şarkı sözleri Brett Anderson’ın “Coal Black Mornings” ve “Afternoons with the Blinds Drawn” kitaplarına dayanıyordu. Onun kimlik krizleri, kayıpları, savaşları ya da ilişkilerde duyduğu yetersizlik hissi albümün her köşesinde kendisini belli ediyordu.

Autofiction’ın güzelliği, samimiyeti ve draması tam olarak o duygularda saklıydı. Yaşanmışlıktan, olgunluktan, doğallıktan beslenen ve damarı bulan bir kayıttı. Yeni albümleri Antidepressants ise Autofiction ile aynı yönde ilerliyor, benzer duyguları kazıyor. Modern hayata dair varoluş krizleri, gerilimler, paranoyalar ve nevrotik ruh halleri Antidepressants’ı tanımlayan temalar. Aynı zamanda Suede’in 10. albümü niteliğindeki  Antidepressants, bozulmuş bir dünyada insani bağlar kurmanın erdemini yüceltiyor.

2- Glenn Hughes – Chosen 

Chosen 

Glenn Hughes, 1970’lerden beri Rock ‘n’ Roll’un doğru ve sıkı adresi. “The Voice of Rock” lakaplı müzisyen, Trapeze ve Deep Purple gruplarında yaptığı işlerle de ikonik bir konumda. Özellikle Deep Purple’ın en iyi albümleri arasında bulunan “Burn” ve “Stormbringer”ın kadrosunda yer alan Glenn Hughes, içindeki Rock ‘n’ Roll ateşini korumayı bilen ve bu ateşle hayatına devam edebilen isimlerden.  

2010’dan beri aktif olan süper grup Black Country Communion ile yaptığı albümler ise kariyerinin son dönemindeki zirvelerden. Gitar efendisi Joe Bonamassa, Jason Bonham, Derek Sherinian ve Glenn Hughes’dan oluşan Black Country Communion, kaliteli, üst düzey hard rock / blues arayan müzikseverler için biçilmiş kaftan. 

Glenn Hughes’un geçen eylülde yayımladığı solo albümü “Chosen” ise 2025’in en güzel sürprizlerinden biri. Yaklaşık 10 yıllık bir aranın ardından yeni bir solo albüm ile dönen Glenn Hughes, hâlâ vahşi bir müzisyen olduğunun altını çiziyor ve yaşın sadece bir sayı olduğunu tekrar vurguluyor. Kendisini 2019’da İstanbul’da canlı olarak da izleme şansına sahip olmuştum. O konserdeki vokal performansına da inanamamıştım. İçimden heralde playback yapıyor diye geçirmiştim.

Glenn Hughes’un yeni albümü Chosen,  Black Country Communion albümleri gibi bam güm vuran dinamik bir kayıt. İyi ki Glenn Hughes var! 

3- Paradise Lost – Ascension

Ascension

Gotik estetiğini ve ruhunu metale enjekte eden Paradise Lost, tür içindeki özel gruplardan. Gotik rock ve post punk türlerini sevenler için de farklı bir yerde duran grup, kariyer yolculuğunda ilginç duraklara uğradı, birçok dönüşüm yaşadı.

Özellikle Draconian Times albümü sonrasında farklı bir yola giren Paradise Lost, arka arkaya synth-pop ve elektronik ögelerin ağırlıkta olduğu new wave kayıtlar yayımladı. Bu dönemlerinde Depeche Mode’a göz kırpan bir sound’a sahip olan Paradise Lost, One Second ve Symbol of Life albümleriyle de hayli avangart işler yapmayı başardı. 

Ancak Paradise Lost, Tragıc Idol ile birlikte köklerine dönme sinyalleri verdi. Gregor Mackintosh’un duyguları rendeleyen gitarının ve Nick Holmes’un içe işleyen vokallerinin belirlediği karakteristik sound’larına döndüklerini görmek ise eski okul hayranları adına büyük bir zaferdi. Özellikle 5 yıl önce yayımlanan Obsidian, geleneklerine sıkı sıkıya bağlı oldukları çok klas bir kayıttı. 

Kariyerlerindeki 17. albümleri Ascension ise hâlâ nelere kâdir olduklarını gösteren bir şaheser. Draconian Times zamanlarından parıltılar taşıyan bu albüm, Paradise Lost’un ölüm kokan ağır gerçekliğini dinleyicilerinin yüzüne görkemli şekilde vuruyor.

4- Perturbator – Age of Aquarius

Age of Aquarius

Perturbator, Lustful Sacraments albümü ile karanlık dans pisti ruhunu sonuna kadar hissettirdiği koyu bir atmosfer sunmuştu. Bu albüm ile birlikte parıltılı neon ve bilimkurgu temalarından uzaklaşan Perturbator, daha kasvetli ve daha karanlık sulara yelken açmıştı.

Açıkçası John Carpenter ile erken dönem Nine Inch Nails hibriti haline gelen Perturbator, gizemli ve sofistike bir dönüşüm yaşamıştı. Johannes Persson ile ortak çalışmaları Final Light da bunun çok iyi bir örneğiydi.

Aynı zamanda başından sonuna sinematik bir deneyim yaratan Perturbator; tekno vuruşlar, hipnotik ses manzaraları ve tekinsiz bir atmosfer ile sarılan nefis çalışmalar sunmaya başladı. Öte yandan içerisinde post-punk ögeleri ve endüstriyel bileşenler taşıyan bu çalışmalar, Perturbator’ın müzikal paletini geliştirmesini sağladı.

Yeni albüm Age of Aquarius da bu gelişen müzikal paletin bir yansıması. Perturbator, Age of Aquarius ile birlikte yeni bir karanlık çağın haberini veriyor ve bütünlüklü bir albüm ile kasveti yoğuruyor. 

5- Orbit Culture – Death Above Life 

Death Above Life 

Orbit Culture, İsveç metal sahnesinin yeni nesil melodik death ve metalcore ekiplerinden. In Flames, Dark Tranquillity ve Soilwork gibi gruplardan aldığı bayrağı taşıyan Orbit Culture’ın müziğinde djent ve groove ögeleri de bulunuyor. Bu nedenle Orbit Culture’ı dinlerken kulağınıza yer yer Meshuggah, Gojira ya da Machine Head gibi gruplardan esintiler de çalınıyor.

Ancak her albümlerinde biraz daha gelişen Orbit Culture, kendilerine ait bir hayran kitlesi yaratmayı başardı. Eklektik sound’ları ile zamanın ruhuna uygun post-modern bir yapı kuran grup, cilalı prodüksiyonları ile ışıldıyor.

Bu açıdan son albümleri Death Above Life’da da yenilikçi bir heyecan mevcut. Özellikle gitar işçiliğiyle dikkat çeken Death Above Life, çekici bir öfkeye, harika patlama anlarına, vokal ataklarına ve tutkulu kancalara sahip. Ayrıca görünen o ki Orbit Culture, kendilerini daha da büyütecek ve ileriye taşıyacak bir potansiyele sahip.

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir