İnsanlar bazen deliliğe daha yakındır, bazen de dahiliğe… Bazıları ikisine eşit mesafededir. Robbie Williams, tam olarak onlardan biri.
16 yaşından beri İngiltere’nin en meşhur isimlerinden biri Robbie Williams. Sivri dili, ayarsız şakaları, içten şarkıları ve pop yıldızı hayatının getirdiği bütün aşırılıklara balıklama atlayan yaşam tarzıyla, hiçbir zaman arka planda kalmadı. Take That ile yola çıkıp İngiltere’nin en büyük potansiyellerinden biri olduğu günden, iç çamaşırıyla Netflix belgeselinde bulunmasına kadar her şeyi kafasına göre yaşadı. Söz konusu müzik olduğunda bir dehadan bahsedebilirken, müziğin dışına çıktığımızda acilen tedavi edilmesi gereken bir deliydi. Bu çalkantılarla 2007’ye ulaştığında intihar düşünceleri, hayatının bir parçasıydı. “Hayatımın işi” dediği 2006 tarihli “Rudebox”, başarısız olmuştu. Daha doğrusu, başarısızlığın ötesinde Robbie’yi rezil bile etmişti. Dibin dibini görmüştü. Sonrasındaysa kendi deyişiyle, hayatını değiştiren bir kadınla tanıştı.

Ayda Field Williams ile olan birlikteliği önce kendini bulmasını sağlayan bir albüme sonra da 4 çocuklu bir aileye dönüştü. Tüm bunlar olurken değişmeyen tek şey, Robbie Williams’ın İstanbul’a asla uğramamasıydı. 2023 yılında Bodrum’daki bir otelde lüks ve ayrıcalıklı konuklar için verdiği bir konser dahi gerçekleşti… Gelgelelim bir terslik çıkmazsa kariyerinin 35. yılındaki çıtır(!) Robbie Williams’ı ilk kez İstanbul’da izleyeceğiz. Sürekli mekan değişse de son olarak açıklanan lokasyon Ataköy Marina. Ek olarak, 10 Ekim’de Robbie Williams’ın yeni albümü “Britpop” da çıkacak. Dememiz o ki, delilerin delisi Robbie Williams gümbür gümbür geliyor. O deliliği, hatırlama vakti.
Tek Başına
Dünya müziğine Robbie Williams’ı katan Take That’ten başkası değil. Doksanların ilk yarısında bütün İngiltere’yi ve Avrupa’yı avucunun içine alan boy band’lerin belki de en başarılısı diyebileceğimiz Take That, Robbie’ye küçük gelmeye başlamıştı. Ki grubun lideri Gary Barlow’du. Robbie Williams mizacında birinin, bir başkasının gölgesinde kalmaya tahammül edemeyeceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. 1995’te Take That’e “bana müsaade” diyerek veda etmiş ve oradaki travmalarını müziğe aktarmak için beklemişti. 1996’nın neredeyse tamamını serserilikle geçiren ve bu dönemde Oasis elemanlarıyla can ciğer kuzu sarması olan Robbie, plak şirketi ve yakınlarının zorlamasıyla alkole değil, müziğe yönelmek durumunda kaldı. Ortaya oldukça ümit vadeden bir ilk albüm olan “Life Thru’ A Lens” çıktı. ‘Angels’ın da bulunduğu bu albüm, Robbie Williams’ın tek başına ayakta ve hayatta kalabildiğinin ispatı oldu. Guy Chambers ile hit dolu ortaklığının başlangıcı olan bu zamansız şarkı, sadece 25 dakikada ortaya çıkmıştı.

‘Angels’ın gücü ve başarısıyla ilerlerken arayı hiç açmadan bir kez daha stüdyoya giren Robbie Williams, “ben de sizi bekliyordum” dediği “I’ve Been Expecting You” ile Take That günlerinin hesaplaşmasını milyonlarca insanın önünde yaptı. Gary Barlow’a ve Take That’e olan kırgınlığını ‘No Regrets’e dönüştüren Robbie, ‘Strong’ ile “beni güçlü sanıyorsunuz ama öyle değilim” demekten de çekinmedi. Elbette müziğe odaklandığında bile odağı müzik değildi. İçki, uyuşturucu, seks ve kaos neredeyse, Robbie Williams birkaç dakika önce oradan ayrılmış oluyordu. Ancak Guy Chambers ile olan ortaklık onu karaya oturmaktan koruyordu. 2000 tarihli “Sing When You’re Winning”, Robbie Williams diskografisinin en radyo için yapılmış albümüydü. ‘Rock DJ’, tam bir parti şarkısıydı. ‘Supreme’, Gloria Gaynor’dan alınan sample ile güçlenmiş ve müzisyenin söz yazarlığındaki en başarılı işlerinden biriydi. Ancak ortada bir albümden ziyade, iyi şarkıları albüm diye sunmak için doldurulmuş bir kayıt havası vardı.
Ego
Fransa’ya tatile giden Robbie Williams ve Guy Chambers, o dönemki partnerleriyle hem dinlenmek hem de yeni albüm öncesi kafa dağıtmak istemişti. Ancak Robbie, paparazzilerin taciz seviyesindeki ilgisi sebebiyle adeta cinnet geçirdi. Daha büyük fiyaskoysa, paparazzilerin kaynağı Robbie’nin sevgilisi Rachel Hunter’dı. Kendini savunmasız ve çıplak hisseden Robbie’nin müzikal dehası, paranoyaklıkla birleşen bir deliliğe bıraktı. Buna rağmen “Escapology”, kariyerinin en başarılı işlerinden biri oldu. ‘Feel’, ‘Angels’ seviyesine çıkan tek şarkısı oldu bugüne kadar. Ancak hem savunmasız hissetmesi hem kendini ispatlama isteğiyle bir anda Guy Chambers’ı kovdu. Daha doğrusu, tüm bağını kesti. O olmadan da başarılı olabileceğini ispat etmek isteği, egosunun karşısında çaresiz kalmış bir insanla karşılaşmamıza neden oldu. 2005’te fena olmayan bir albüm olan “Intensive Care”i yayınlamış ve iyi yorumlar almıştı. Ancak içinde bulunduğu durum, albümün adıyla aynıydı. Robbie Williams, mental olarak yoğun bakımdaydı ve girişte bahsettiğimiz sürecin fitilini ateşleyen “Rudebox”ı yaptı.

Onlarca ödül kazanıp, Knebworth tarihine geçen konserler vermiş ve tüm dünya çapında kapalı gişe turnelere çıkmış biri Robbie Williams. Dehasını, deliliğin sınırlarında yok saydığı günlerin altından kalkabilseydi belki de son 20 yılından bahsedebileceğimiz materyaller sunardı müzikseverlere. Ancak 10 Ekim’de yayınlayacağı “Britpop” isimli albüm, eskiyle yeniyi karıştırdığı bir formüle sahip gibi duruyor. 7 Ekim’de ilk kez İstanbul’da ağırlayacağımız Robbie Williams’a, “konuş deli, arkandayız” demekten başka opsiyonumuz yok ve o deliyi seviyoruz.


