ŞIMARIK’TAN BİZİM EVİN ÇOCUĞUNA: 90’LARDAN İKİ ALBÜMLE TARKAN
90’lar Türkiye’si bir illüzyondan mı ibaretti? Eğlencenin, özgürlüğün, yeniliklerin peşi sıra geldiği memleketin 90’lardaki sosyal ortamındaki bu sınırsızlık bazı sınırlılıkların üzerini kapamaya mı yarıyordu acaba? Tarihe “90’lar Türkçe Pop” kavramını yerleştiren bu dönemin alametifarikası, insanları eğlenceye yönlendirirken topluma da neoliberal politikaları benimsetmek için harika bir kaynak olmasıydı. Tüketim toplumu kavramı iyiden iyiye ülkeyi sarmaya başlarken müzik de bundan etkilenecekti.
Dönemin kendi müzikleri genelde o yıllarda yaşayan insanlar için hep bir eleştiri konusu olmuştur. Hele ki 90’ların müziği, büyük bir hızla değişen ve dönüşen bir toplumun içinde yaşayan Türk halkı için gerçek bir turnusol görevi görmüştü. Tıpkı bugün sürekli single çıkması gibi o dönemde de Unkapanı’na erken ulaşanın kaset çıkardığı bu dönem, kendi yıldızlarını yaratırken yıldız olma ümidiyle yola düşenlerin birçoğunu kaydırmakla meşhurdu. O dönem burun kıvrılan ama günümüzde adına partiler yapılan 90’ların yarattığı en büyük yıldızlardan birisi de hiç şüphesiz Tarkan’dı. Çünkü Tarkan, sıfırdan başladığı müzik yolculuğunda hiç yılmadan başarı merdivenlerini adım adım çıkmış; bu arada da yaptıklarıyla, söyledikleriyle, içi dışı bir kişiliğiyle de gözleri hep üzerine çekmişti. Bilirsiniz bir sanatçı ilk albümleriyle kitleleri peşinden sürükleyemiyorsa, bunu sonradan gerçekleştirmesi oldukça güçtür. Tarkan da ilk albümüyle o kadar olmasa bile 1994’te çıkardığı “Aacayipsin” ile yıldızını parlatmış, 1997’deki “Ölürüm Sana” albümleriyle Avrupa’ya göz kırpmaya başlamıştı. Milenyuma doğru giden ve 2000’lerde her alanda uçması beklenen Türkiye’nin batıya açılan yüzü de Tarkan’dı. Peki Tarkan’ın Türkiye’nin megastarı olmasına sebep olan bu iki albümün getirdikleri nelerdi?
Acayip bir albüm: Aacayipsin (1994)

1994’ün üzerinden 30 yılın geçmiş olması pek hayret verici bir olay, şahsen 94 doğumlu birisi olduğum için bu bana daha da garip geliyor. Bu yılı sadece 30 yıl öncesine dair bir tarih olarak anmak da çok basit kaçar diye düşünüyorum. Çünkü siyasi olarak da büyük bir kırılmanın kapısını aralayan bir yıldan bahsediyoruz. 27 Mart seçimlerinin şaşırtan sonuçlarıyla başlayan, 5 Nisan’da alınan devalüasyon kararıyla ekonomik olarak dar boğaza giren; ülke siyasilerinin kendileriyle hesaplaştığı bir devirde insanlar yeni yeni açılan özel televizyonlarla gündemi unutmaya çalışıyor; yine özel radyo kanallarının çaldığı şarkılarla eğleniyordu. Şartların böyle olduğu bir kültür sanat ortamında iki müzik türü diğerlerinin önüne geçiyordu: Türkçe Pop ve Türkçe Rock. İnsanlar zaten 80’lerdeki karanlık ortamdan ve onun beraberinde yükselişe geçirdiği arabeskten yorulmuş, 80’lerde doğan ve görece apolitik sayılan gençler yeni müzikal arayışlara yönelmeye başlamıştı.
1992 yılında çıkardığı ve çoğunluğu aranjman şarkılardan oluşan “Yine Sensiz” albümüyle Türkiye’nin popüler kültürüne yıldırım gibi düşen ve müzik eleştirmenlerini de ikiye bölen Tarkan, yalnızca pop şarkılarında iyi değildi çünkü daha lise yıllarında Karamürsel’de almaya başladığı TSM eğitimiyle çok da etkileyici şekilde Türk Sanat Müziği şarkıları söyleyebiliyordu. Yıllar sonra çıkaracağı “Ahde Vefa” albümüyle bu müzikteki iddiasını da gösterecek olan Tarkan, Yine Sensiz’de kendisini halka yavaş yavaş sevdirmeye başlamış, Avrupaî hareketleriyle hem bizden hem de dışarıdan gelen gurbetçi çocuğu hâliyle Türkiye’ye kendisini kabul ettirmişti. Kimse onun 1994’ten itibaren ivmeyi sürekli yükselteceğini tahmin etmezken o 1993’ün Ağustos’unda ikinci albümünün kayıtlarına başlamıştı bile. 6 aylık yoğun stüdyo döneminde yanında kimler yoktu ki? Zaten en başta Türkçe Pop’un Minik Serçe’si Sezen Aksu’nun desteğini arkasına almıştı. Stüdyoya Levent Yüksel, Sertab Erener, Ümit Sayın, Şebnem Ferah, Cihan Okan, Deniz Arcak, Özkan Uğur gibi isimler gelerek Tarkan’a back vokal yapıyor; Gür Akad, Erdinç Şenyaylar, İsmail Soyberk, Erdem Sökmen gibi isimler şarkılarda enstrüman yeteneklerini konuşturuyorlardı.

“Yine Sensiz” albümünde beraber çalışmaya başladığı ve günümüze dek bu birlikteliği devam ettirdiği Ozan Çolakoğlu’nun da prodüksiyonunda yer aldığı; Alp Turaç’ın ses mühendisliğini (2 şarkıyı ise Deneb Pinjo’nun üstlendiği), Duyal Karagözoğlu’nun mastering’ini, prodüktörlüğünü Mehmet & Şahin Söğütoğlu’nun yaptığı albüm, içinde büyük hit şarkılar barındırıyordu. Zaten albüm 17 Mayıs 1994 tarihinde raflarda yerini aldığında, bir önceki albümdeki uçuk kaçık Tarkan’ın yerine daha olgun ve müziğinde ne yapmak istediğini bilen bir Tarkan da duyuluyordu. Bir tarafta Sezen Aksu’nun ‘Hepsi Senin Mi?’si, diğer tarafta ise müziğini Nurhat Şensesli’nin yaptığı Yıldız Tilbe’nin ‘Kış Güneşi’ şarkısı vardı ve Tarkan deyince akla ilk gelen şarkılar olmaya başlamışlardı bile. Tarkan bu albümde salt eğlence vadetmiyordu; insanlar şarkılarıyla hem eğlensin hem de hüzünlensin, aşk acısını da mutluluğunu da şarkılarıyla yaşasın istiyordu. Nitekim öyle de oldu; hatta Gür Akad’ın çaldığı sololarla buram buram rock kokan ‘Biz Nereye’ şarkısını rock dinleyicileri bile dinliyordu. Albümün başarısı tartışılmaz bir noktaya varmıştı ki 1.5 milyondan fazla kaset ve cd satarak İbrahim Tatlıses’in “Haydi Söyle” albümünden sonraki en çok satan ikinci albüm olmuştu. Dönemin Hürriyet Gazetesi’nde “Pop dünyasında şıkıdım fırtınası” haberiyle albümden bahsedilirken ekonomik krizden dolayı büyük bir yara alan müzik sektörüne ilaç gibi geldiği de vurgulanıyordu mesela. 6 Mayıs 1995 tarihinde gerçekleşen Kral TV Video Müzik Ödülleri’nin ilk ayağında 3’ü Sezen Aksu’ya olmak üzere 4 ödül alan “Aacayipsin” albümünden 7 klip çekildi ve albümün çıkmasından yaklaşık 2 ay sonra Tarkan, 15-22 Temmuz 1994 tarihlerinde dönemin en prestijli konser mekanı Rumeli Hisarı’nda 7 gece üst üste konser vererek bir rekora imza attı. Tarkan, “Aacayipsin”in getirdiği popülaritenin keyfini sürerken 3 sene sonra çıkacak “Ölürüm Sana” albümünün ona nasıl kapılar açacağının farkında değildi.
Tarkan ile Türkiye’nin Batı’ya açılan yüzü: Ölürüm Sana

Henüz çok genç bir yaşta Türkiye’nin sevgisini kazanan bir sanatçı ne yapar? Bunun sefasını mı sürer, yoksa daha iyisini yapmak için hazırlıklara mı başlar? Tarkan, “Aacayipsin”in ardından rehavete kapılmayarak sadece 1.5 yıl sonra yeni albümünün startını vermişti. 1995 yılının sonunda başladığı çalışmaları birisi Amerika’daki Platinum Island Studio olmak üzere dört farklı stüdyoda sürdüren Tarkan, diğer albümlerinden çok daha farklı bir albüm yapmaya niyetliydi. Tıpkı bir önceki albümde olduğu gibi Mehmet Söğütoğlu’nun prodüktörlüğünü üstleneceği albümde Ozan Çolakoğlu da Tarkan’ın yanında, fikirleriyle müzik direktörlüğünü yapacaktı. Devir değişiyordu, elektronik müzik dünyada olduğu gibi milenyuma yaklaşan Türkiye’yi de yavaş yavaş sarmaya başlıyordu. Haliyle Tarkan’ın yeni albümünde bu dalganın hissedileceği de çok açıktı.
“Aacayipsin”de olduğu gibi Sezen Aksu’nun da desteğini alan Tarkan; ‘Şımarık’ ve ‘İkimizin Yerine’ şarkılarında Minik Serçe ile çalıştı. Öyle ki dönemin gazetelerinde “Sezen’den takviyeli” manşetiyle verilen haberler, albümün müjdecisiydi de. Dünyada birçok farklı dile çevrilerek yeniden seslendirilen ‘Şımarık’ albümün en bilinen şarkısı olsa da albüme adını veren ve kışkırtıcı klibi de Amerika’da çekilen ‘Ölürüm Sana’ buram buram rock kokan altyapısıyla Tarkan sevmeyenleri bile kendisine çekecekti. Meşhur gitarlarını Amerika’daki kayıtlarda çalan David Matos; ‘İnci Tanem’, ‘Unut Beni’, ‘Delikanlı Çağlarım’ gibi şarkılara da eşlik ederken, Tarkan önceki albümlerinde beraber çalıştığı yerli müzisyenleri de bu projesine dahil etmişti. Sezen Aksu’nun dışında Turgut Berkes’in de ‘Gecenin Ürkek Kanatlarında’ şarkısını yazdığı albümdeki şarkılara Levent Yüksel, Aycan Dağıstanlı, Elif Ersoy, Can Erkencigil, Nazire Yağız, Nalan, Sabri Tüfekçi, Seda Tüfekçi gibi isimler back vokal yapmıştı. 5 Temmuz 1997 tarihi gelip çattığında Tarkan, onu dünya genelinde tanıtacak albümü “Ölürüm Sana”yı dinleyiciyle buluşturduğunda ortalık yerinden oynadı. Tarkan, klasik pop tarzını bir kenara bırakmış; rock sound’uyla birleştirdiği synth-pop’u “Ölürüm Sana” albümüyle benimsemeye başlamıştı.

Çıkış şarkısı olan ‘Şımarık’ın klibini Londra’da çeken Tarkan, globale oynadığını da bu hareketiyle göstermişti. Aynı zamanda şarkıya 1999 yılında bir kez daha Fransa’da başka bir klip çekilmişti. Çıktığı gün 1 milyon sipariş alan albümün çıkışından 7 ay sonra Tarkan, bir Avrupa turnesi yaparak ününü yaymaya devam etti. Albümün bazı klipleri erotizm açısından fazla bulunarak eleştirilere maruz kalsa da 90’lar televizyonlarında bol miktarda meme ucu göreceğimiz ‘Salına Salına Sinsice’ klibini ülkecek izliyorduk. “Ölürüm Sana” ile birlikte Tarkan’ın imajı da değişmişti ki sokaklarda saçlarını tıpkı Tarkan gibi dikmiş gençlerin gezdiğine de şahit oluyorduk. Albümün şarkıları dilden dile dolaşıyor, televizyonlar ve radyolar bangır bangır Tarkan çalıyordu ve bu başarı asla tesadüf değildi. 1998 yılında gerçekleşen 4. Kral TV Video Müzik Ödülleri’nde 2 ödül alarak konumunu koruyan Tarkan, Fransa’da bu albümle Madonna, Spice Girls, Modern Talking gibi isimleri geride bırakarak 5. sıraya yükselince “Boğaz’ın Prensi” ve “Türkiye’nin Ricky Martin’i” gibi yakıştırmalarla da karşılaşmıştı. Hatta Tarkan’ın bu başarısı devlet nazarında bile görmezden gelinmemişti ki Ahmet Ertegün’ün önerisiyle “Türkiye’nin kültür elçisi” olması bile konuşulmaya başlanmıştı. O dönemler askerlik zamanının gelmesinden dolayı bazı yasal engellerle karşılaşan Tarkan’ın bu sayede askerliği de ertelenecek, yurt dışında ülkemizi daha rahat temsil edebilecekti. Ertegün’ün Tarkan’ı global arenaya tanıtacak olması elbette heyecan verici bir olaydı ancak zaten Tarkan, bu albümüyle Avrupa ve ABD’de tanınmaya başlamıştı.
1997’de henüz 25 yaşındayken çıkardığı “Ölürüm Sana” albümünü, aradan geçen 27 yıl sonra bile yeni jenerasyonlara bile dinletebilen ve zaman içinde “bizim evin çocuğu” noktasına gelen Tarkan; ülkenin tüm değişimlerine, dönüşümlerine rağmen hâlâ kredisi hiç bitmeyen bir ses, bir duruş. Geçtiğimiz günlerde çıkardığı son albümü “Kuantum 51” ile “nerede o eski Tarkan” diyenlerle “iyi ki varsın Tarkan” diyenlerin arasında kalsa da Tarkan yazmaya, söylemeye devam etsin; biz onu ilk günkü coşkuyla dinlemeye devam ederiz.


