Şehrin ortasında ilkel duygularımızın müziği: Replikas ile geçen 30 yıl…

Batıkan Baksı
Okuma Süresi: 11 Dakika

Gökçe’yi henüz kaybetmişken bu güzel insanı ve mükemmel grubunu sağlam bir yazı ile analım istedik. Batıkan’ın kaleminden Replikas’a buyurun…

Memleketin müzik ortamlarında “Türkçe Rock yapılır mı?” sorusu sorulmaya başlayalı birkaç sene olmuş, müzik piyasası Türkçe Pop rüzgarıyla kasıp kavrulmaya başlamıştı 90’ların ilk yıllarıyla birlikte. Bir süre sonra kendisine özgü bir dinleyici kitlesi yaratacak Replikas da çok ortada sayılan bir dönemde kurulmuştu. Bir tarafta rock’ın Türkçe olup olmayacağı tartışılıyordu, bir tarafta ise Unkapanı prodüktörleri yavaş yavaş rock müziği keşfetmeye başlıyordu. Böyle bir ortamda kısa bir süre sonra popülerliğin keyfini sürmeye başlayacak olan rocker’lar, ister istemez özlerinde barındırdıkları isyankar ruhu da biraz törpüleyecekti. Kendisine özgü bir dinleyici kitlesi dedim ya, zaten Replikas da hiçbir zaman popüler bir grup olmayacaklarını biliyordu ve onları dinleyen bir kişi bile kalmış olsa o dinleyiciye şarkı söylemeye devam edeceklerdi.

Buralıyız ve buranın müziğini yapıyoruz kardeşim!

Genelde her müzik grubu döneminin ya da bir önceki kuşağın büyüklerini feyz alır ve onların açtığı yoldan ilerleyerek kariyerine başlar. Replikas’ın kurucuları Gökçe Akçelik, Barkın Engin ve Orçun Baştürk de öyleydi elbet. 90’ların başında rock müzik alt kültürüne ait komünlerde bir araya gelen sert çocuklar, içlerindeki isyan ateşini kurdukları metal gruplarıyla yansıtıyordu. 1993 yılında İstanbul Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde okurken kurdukları gruplarıyla metal yapmaya niyetli olan bu 3 genç müzisyen, bir yandan da etraflarındaki alternatif müzik sahnesini de yakından inceliyordu. Kendi kendilerine denemeler yapmaktan ve ayrıksı yerlerini sağlamlaştırmak için çalışmaktan hiç vazgeçmeyen Replikas; 1998 ve 2000 yıllarında aralarına katılan 2 yeni üyeyle kadrosunu da zenginleştirmişti.

Şimdi sırada ilk albümlerini çıkarmak vardı. Kurucu kadronun yanına eklenen Selçuk Artut ve Erden Özer Yalçınkaya, gruba hızla uyum sağladı ve grup 2000 yılında ilk albümleri olan “Köledoyuran”ı Türkçe rock dinleyicileriyle buluşturdu.

Metal yapmak için bir araya gelen Replikas, ilk albümünde adeta 30 yıl kadar öncesinde Türkiye’de en gözde müziklerden biri olan Anadolu Pop’a göz kırpıyordu. Agresif bas gitar yürüyüşleri, bu toprağa ait 7/8’lik ritimler, buram buram yerli melodiler… Bunun sebebini Gökçe Akçelik, Fatih Akın’ın 2005 yılında çektiği Crossing the Bridge’te şöyle açıklıyordu: “Biz Batılı gençler olarak yetiştirilmişiz aslında yani, bizim buranın müziğini anlamamız için 19 yaşımıza gelmemiz gerekti. Belli bir zaman sonra birdenbire burada yapılmış bir müzik olduğunu, bir gelenek olduğunu görmezden gelmekten vazgeçip işin içine daldığımız bir dönem oldu. Birdenbire farkına varınca yaşadığın yerin, böyle bir rahatlama ve sahiplenme hissiyle ‘evet buralıyız ve buranın müziğini yapıyoruz kardeşim’ diyorsun…
Festivallerin aranan ismi Replikas olmuştu…

Köledoyuran”ın kayıtlarını 17 Temmuz – 5 Ağustos gibi kısa bir sürede bitirip Eylül ayında dinleyicinin takdirine sunan grup, bu albümle geniş çevrelerden tam not aldı. Hatta öyle ki Roll Dergisi, web sitesindeki değerlendirmelerle albümü, 2000 yılının en iyi albümü olarak seçti. Yalnızca Türkiye’de değil, ünü yurt dışına da yayılan “Köledoyuran”, yabancı plak firmaları tarafından yeniden basılmış, albümün şarkıları birçok yabancı radyo kanallarında duyulur olmuştu. Türkiye’nin müzik ortamında yaşanan geçiş sırasında oldukça riskli bir çalışma sayılacak albüm, deneysel öğeler içeriyordu, 70’lerin saykodelik rock’ından da ilham alıyordu. İnsanlar, Replikas’ın Peyote’de sahne aldığı geceleri tıklım tıkış dolduruyor; grubun adı her geçen gün artan müzik festivallerinin afişinde gözüküyordu.

Mesela Türkiye’nin ilk konaklamalı festivali olarak anılan H2000’de, ilk albümleriyle Replikas; Muse, Teoman, Athena, mor ve ötesi, Vega gibi gruplarla aynı sahneyi paylaşacaktı ve tüm bu gruplar aslında ana akım rock yaparken Replikas tam tersiyle ilgileniyordu. Ancak dinleyici, grubu o kadar sevdi ki müziğine duyulan ilgi sahneleri aştı. Replikas, bu temponun içinde bir albüme daha hazırlanmaya başlamıştı; bu sefer “buranın grubu olma” dozunu biraz daha artıracaklardı. Türkiye’deki dinleyicilerin yaklaşık 20 yıl kadar sonra “Çukur” dizisiyle yeniden keşfedeceği ‘Yaş Elli’ şarkısını da içeren “Dadaruhi” albümü, 2002 yılında müzik marketlerde yerini aldı. Bu kez şarkılarda asma davullar, zurnalar, arabesk öğeler, deneysellikte sınırları aşan denemeler vardı. Dinlemesi de görece daha zordu.

Replikas’ın filtresinden hayatın gerçeklerini duyuyorduk…

Zaten Replikas da kalıplardan uzaklaşmayı kafaya koyan bir gruptu, yaşadıklarını kendi filtrelerinden geçirip kendi hayallerini aktarıyorlardı. Yani cennet de onların müziğindeydi cehennem de. “Çiçek, böcek” güzellemeleri onların tavrına göre değildi, onlar hayatın en filtresiz hâlini aktarmak istiyordu müziğinde. Sadece sözlerinde değildi onların vahşiliği. Müziklerinde de insanoğlunun ilkelliği vardı aslında. Crossing the Bridge’in soundtrack’inde yer alan ‘Şahar Dağı’ buna en iyi örneklerden biriydi mesela. Sert davullar, yırtıcı ve ne dediği anlaşılmayan kirli bir vokal, fuzz pedalı adeta köklenmiş gitarlar ve ciğerlerimize kadar hissettiğimiz keskin bas yürüyüşleri. Sanki ilk insanın uçsuz bucaksız bir arazideki haykırışlarını yansıtıyordu Şahar Dağı. Zaten benim için de Replikas, biraz Şahar Dağı’ydı.

Yeniden konser verirler mi” diye beklerken geçtiğimiz günlerde, 11 Ağustos 2024 tarihinde aldığımız acı haber, Türkçe rock’a da onarılmaz bir yara açtı. Sesinden Replikas’ın şarkılarını dinlemeye bayıldığımız Gökçe Akçelik, 47 yaşında hayatını kaybetmişti. Sabah uyandım, haberi gördüm ve saniyelerce ekrana baktım. Kulağımda ise ‘Bahar’ çalmaya başlamıştı bile. Replikas’ı maalesef hiç canlı dinleyemedim ama grubun 30 yılı aşkın kariyerinde çıkardığı Köledoyuran, Dadaruhi, Avaz, Film Müzikleri, Zerre, Biz Burada Yok İken, EP No:1, Alfred Hitchcock’s Blackmail – Live at Istanbul Modern albümleri bizim için en güzel tesellilerden biri. Replikas’ın hikayesini anlatmak güzel olsa da sözü çok da uzatmadan iki favori Replikas albümümü anlatmaya geçmek istiyorum.

Avaz avaz eşlik ettiren bir albüm: Avaz (2005)
Her grubun diskografisinde yer alan albümler birbirleriyle sık sık karşılaştırılır. Kimi albümler için “bu albümün üzerinde bir albüm yapamazlar” denir, kimileriyse “gruba hiç yakıştı mı” gibisinden tartışmalara sebep olur. Ancak bence tüm Replikas dinleyicilerinin hemfikir olacağı bir konu var ki o da “Avaz” albümünün, grubun en iyi albümü olduğu. Grup, o zamana kadar yaptığı tüm şarkılarla bu toprakların müziğini yaptığını gösterse de “Avaz”da biraz daha post-punk bir tavra bürünmüştü. Şarkılarda yine bir doğu / batı sentezi vardı ama tavır, Anadolu Pop’tan uzaklaşmıştı. 2005’in Şubat ve Mart aylarında İTÜ Miam’da kayıtlarını yaptıkları albümün prodüktörü de dudak uçuklatacak cinsten bir isimdi. Sonic Youth ve Pussy Galore gibi isimlerle çalışan Wharton Tiers, “Avaz”ın prodüksiyonunu sırtlanmıştı.

Kayıt danışmanlığını Pieter Snapper ve Reuben de Lautour’un üstlendiği albümün mix’lerini bizzat Wharton Tiers; Metin Bozkurt ve Replikas ile birlikte yapmıştı ki bu da grubun şarkılar üzerindeki hakimiyetini yitirmemesine sebep oluyordu. Albümdeki tüm şarkıların müzikleri ve sözleri Replikas’a aitti ancak şarkı listesinde olmamasına rağmen son şarkı ‘Reddiye’nin sonuna bir bonus track eklenmişti. O da Bunalımlar’a ait ‘Taş Var Köpek Yok’ şarkısından başka bir şarkı değildi. Yani aslında Replikas, burada bile köklerinden aldığı ilhamı ileriye taşımaya devam ediyordu. Albümün ilk şarkısı ‘Gece Kadar Rahatsız Etmiyor’ ve ‘Bahar’, her dinleyeni dinlediği anda kendisine çekiyordu ki, bu şarkılar dilden dile yayılmaya başlamıştı. Zaten Türkçe rock’ın da en şaşalı dönemine denk gelen bu albüm, Replikas’ın diskografisinde ayrıksı bir yeri çoktan edinmişti.

“Kim var imiş biz burada yoğ iken…” / Biz Burada Yok İken (2012)
Replikas, 20. yaşını kutlayacağı 2013 yılına kadar 6 tane albüm çıkarmıştı. 2012 yılında çıkardığı ve ustalara saygı kuşağı olarak da adlandırılabilecek “Biz Burada Yok İken” albümü ise “Anadolu Rock cover’ı nasıl yapılır”ın da adeta bir göstergesiydi. 90’larda yeniden dirilen Anadolu Rock (ki orijinalinde Anadolu Pop olmasına rağmen, o dönem rock müziğin popülerliğinden yararlanılıp Anadolu Rock’a çevrilmişti) kendi içinde özgün şarkılar da çıkarıyordu ancak 1960-1980 arasında yapılmış orijinal şarkıların cover’ları çok da özgün bir tavır taşımıyordu. Bu yüzden 90’lardaki Anadolu Rock’ın cover parçaları kendisini tekrar eden bir döngüye girmişti. Zaten 2000’lerde, bu özgünlüğü koruyamayan isimler piyasadan silindi, kendisine has şarkılar yazan ve dinleyici kitlesini konsolide eden isimler günümüze kadar geldi. Replikas, zaten kökünü 70’lerin Türkçe saykodelik rock gruplarından alıyordu ve artık ustalara borcunu ödemesi gerekiyordu. 2012’de çıkan albümün adı Anadolu Pop’çuların da kendine usta bildiği isimlerden birinden yani Karacaoğlan’dan geliyordu. Karacaoğlan’ın “Sual eylen bizden evvel gelene / kim var imiş biz burada yoğ iken” dizelerinden ilham alan grup, albümün adını da “Biz Burada Yok İken” koymuştu. Albümün kronolojik sırası da çok özeldi; cover’lanan şarkılar Anadolu Pop’un işaret fişeği olan Altın Mikrofon döneminden başlıyordu. 1965 yılından 1974 yılına kadar yapılan şarkılardan seçtikleri 11 şarkıyı, hem dönemin müziğinden kopmadan hem de kendi duruşlarını ortaya koyarak kaydeden grup Moğollar’dan Barış Manço’ya, Ersen Dadaşlar’dan Mazhar ve Fuat’a, Cem Karaca’dan Erkin Koray’a kadar birçok önemli isme selam çakıyordu. Toplumsal hafızamızın en önemli isimlerinden Cahit Berkay, albümün konuklarından biriydi ve Barış Manço’nun ‘Ölüm Allah’ın Emri’ şarkısının girişinde yaylı tamburuyla zamanı durduruyordu. Ardından gelen distortion’la bezenmiş bas gitar melodisi, orijinalinde çalınan mey melodisini aratmıyor, adeta şarkının kasvetine kasvet ekliyordu. “Biz Burada Yok İken”in prodüktörü bu sefer, Replikas ve Metin Bozkurt’tu, mix’leri de yine bu ekip yapmıştı. Mastering’i İTÜ Miam’da yapılan albümün kayıt süreci de 2011’in Mart’ından Ağustos’una kadar sürmüştü ki aslında bu grubun ne kadar ince eleyip sık dokuduğunu da gösteriyordu. Albüm çıktıktan sonra dinleyiciler tarafından çok büyük ilgi gördü, grubun bol bol verdiği konserlerle Anadolu Pop şarkıları yeniden dilden dile yayılır olmuştu. Hatta “Biz Burada Yok İken”in başarısı ilk albümdeki gibi yurt dışına da ulaştı ve ABD’de plak olarak da basıldı.

Replikas, ülkenin üç farklı 10 yılında müziğini yaparak değişen ve dönüşen müziğe; kültürel iklime ve değişen dinleyici profillerine rağmen hiç yolundan sapmadı. 31 yıl önce kurulmuş bir grup, gençliğini hep korudu, son yıllarda canlı olarak hiç izleyememiş olsak da Replikas; aslında bizim ergenlik, gençlik ve yetişkinlik heyecanımız. Ve isterim ki bu heyecan hiç sönmesin, biz Replikas’ı her dinlediğimizde o ilk günkü heyecanı hissedelim.

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir