Eye of the Fighter – UFC Walkout Müzikleri Üzerine Bir Yolculuk

Sümeyra Gümrah Teltik
Okuma Süresi: 22 Dakika

Ultimate Fighting Championship (UFC) organizasyonundaki Mixed Martial Arts (MMA) dövüşçülerinin octagona (sekizgen/kafes/ring) yürürken onlara eşlik eden müzikleri yani bir nevi onların imzalarına dönüşen walkout parçaları bu yazının konusu. 

Yazıya giriş yapmadan şu açıklamayı uygun buluyorum: Bu yazıyı okuyanlardan birçoğunun yüzünü ekşiteceğini ve “Hani şu birbirlerinin ağzını yüzünü dağıtan adamlardan mı bahsedeceksin?!” dediğini duyar gibiyim. Dünyada eşit şartlarda olmayan yönetimlerin katliamlara, soykırımlara varan şiddetine ekranlardan an be an tanık olurken; pek çok anlamda eşit şartlardaki dövüşçülerin bir şekilde rızalarıyla girdikleri octagondaki karma stildeki maçlarını izlemenin beni canavar yaptığını düşünmüyorum. 

Dövüşçülerin tünelden çıkıp octagona yürüyüş anları yani “walkout” bu işin bir ritüeli. Az sonra kafeste başlayacak fiziksel mücadele öncesi “aperatif kıvamındaki psikolojik mini harp” bu yürüyüş anında yaşanır.  Dövüşçünün tünelde görünmesiyle ilk nota vurur ve aynı anda taraftarların çığlıkları duyulur. Kafese kadar adımlanacak mesafede dövüşçü; müziği, adımlarının ritmi, yüz ifadesi ve vücut diliyle kelime kullanmaksızın kendini seyirciye anlatır. 

UFC’deki dövüşçülerin bir nevi imzalarına dönüşen walkout parçalarına geçmeden önce kişisel tarihimde bu konunun atası saydığım -aynı film serisinden- iki parça ile başlamak istiyorum: “Gonna Fly Now” ve “Eye of the Tiger”! Amerikalı besteci ve orkestra şefi Bill Conti’nin bestesi “Gonna Fly Now”, 1976’da vizyona giren (bizim ekranlarımıza yansıması daha sonraki yıllarda olacaktı) Rocky filminin efsane müziğiydi. Sokakta tek başına antrenman yapan bir adamın, devasa kentin gölgesinde mücadelesine ve zirveye çıkışının coşkusuna bu parçayla eşlik ediyorduk! Ve birkaç yıl sonra gelen bir diğer parça “Survivor: Eye of the Tiger”! 1982’de Survivor gitaristi Frankie Sullivan ve klavyeci Jim Peterik tarafından yazılan şarkı, Queen’in “Another One Bites the Dust” adlı şarkıyı kullanma iznini reddetmesinin ardından Rocky III filminin yıldızı, yazar ve yönetmen Sylvester Stallone’un isteği üzerine kaydedildi ve direnmeye, yeniden ayağa kalkmaya dair evrensel bir sembol haline geldi. Parçayı dinlerken hepimizde aynı refleks oluşuyordu; yumruğu sıkmak ve o doğru vuruşu yapmak! Sahi, hepimiz bir dövüşçüye dönüşmedik mi? O yıllar benim mücadelem matematik sınavlarıylaydı. Formüllerden yıldığımda bir kasetin tüm yüzüne kaydettiğim “Eye of the Tiger” dinleyerek beynime “acı yok, çalışırsan yaparsın” mesajı veriyordum. Eye of the Tiger”ın bugün hâlâ birçok dövüşçüsünün kulaklığında yankılanan o ilk ilhamın sesi olduğunu düşünüyorum. 

Şimdi dövüş arenasını bir konser sahnesine çeviren walkout parçalarına göz atalım. (Not: Bir dövüşçünün birden fazla parçası olabildiği için ve çok sayıda dövüşçü olduğu için “Ama bu neden yok” demeyin ve yorumlara siz de ekleyin.)

1. Khamzat Chimaev – “Thé à la menthe” (La Caution) + Çeçen Ezgileri

Listeye Khamzat “Borz” Chimaev ile başlamak istiyorum. Dövüş dünyasının özgüveni ve yıldız olma potansiyeli yüksek güreş temelli dövüşçüsü Khamzat’ın tünelden kafese yürüyüşüne eşlik eden “Thé à la menthe”i benim için ikinci bir Eye of the Tiger”. 2004 yapımı Ocean’s Twelve’daki o meşhur lazer sahnesiyle hayatımıza giren ve Fransızca’da “nana çayı” anlamına gelen o müzik artık Khamzat’ın avına fırsat tanıyan sinsi bir avcı gibi gülüşü ve o kurt bakışıyla özdeşleşmiş durumda. Fas kökenli Hi-Tekk ve Nikkfurie üyelerinden oluşan bir Fransız hip hop ikilisi La Caution elinden çıkan bu parça insanda zıplama, uyumsuzca dans etme isteği uyandırıyor. Arenayı taraftarlarını da coşturan bir zıplamayla kat eden Khamzat’ın avını yere alana kadar ki nereden geldiği belli olmayan hamlelerine çok yakışan bu parça ile sanki “Hadi ne duruyoruz, hemen bitirelim şu işi” der gibi.

Çeçen kültüründe borz yani kurt; cesaretin, sadakatin ve köklerine bağlılığın sembolü olarak geçiyor. Khamzat da lakabının anlamına yakışır şekilde kimi yürüyüşlerinde “Thé à la menthe” yerine doğduğu coğrafyanın sertliğine vurgu yapan ve millî duyguyu öne çıkaran marşlar tercih ediyor.  

Bu yıl Chicago’daki United Center’da düzenlenen UFC 319 gecesinde, Khamzat “Borz” Chimaev, orta sikletin şampiyonu Dricus du Plessis’in karşısına çıktığında, herkes onun bu kez av mı yoksa avcı mı olacağını merak ediyordu. Khamzad arenaya çıkmadan önce bir uluma duyuldu ardından “O gece kurtların doğduğu gece” anlamında Rusça sözleri olan ve savaşçı ruha gönderme yapan bir parça tercih etti. Chimaev, rakibi nefes bile almadan baskısını kurdu; takedown’dan takedown’a geçerken her hareketinde avını yakalayan kurt atikliği, onu yere aldığında ise kendini yormadan avının pes etmesini bekleyen temkinli bir sabır vardı. Beşinci raundun sonunda hakem kararıyla maçı aldı. Orta sıklet kemerinin yeni sahibi Khamzad şimdi kurt bakışları ve meydan okuyan tavrıyla karşısına çıkmaya cesaret edecek yeni avlarını bekliyor.

2. Ilia Topuria – “Canción del Mariachi” 

Khamzat bir kurtsa, Ilia Topuria tam bir matador. İspanyol-Gürcü kökenli dövüşçü, arenaya “Canción del Mariachi” ile adım atarken bazen kendinizi bir Western filminin son düellosunu izliyor gibi hissedebilirsiniz. Gitarın ilk tınısı duyulduğunda, atmosfer bir anda Meksika barına dönüşüyor; sıcak, tehditkâr, eğlenceli. Desperado filminden gelen bu parçada söylendiği gibi belki elinde gitarı yok ama onun yumrukları var. Yüzündeki ifade ile de “bu benim arenam” diyor.

Şubat 2024’te, California’daki Honda Center arenasında düzenlenen UFC 298 gecesi onun gecesi oldu. Ilia Topuria, tüy sikletin tartışmasız kralı Alexander Volkanovski’nin karşısına çıkarken arenada Canción del Mariachi” yankılandı. Gitarın ilk tınısı duyulduğu anda salondaki binlerce kişi nefesini tuttu; nakarat yükseldiğinde ise tribünler sandalyelerinden fırladı, alkışlar ve ıslıklar birbirine karıştı. Birkaç dakika sonra, Topuria’nın sağ kroşesi Volkanovski’yi yere serdi ve kemerin yeni sahibi oldu. Henüz üç-dört yaşlarındayken edinlediğini söylediği “Canción del Mariachi”, o geceden sonra El Matador’un zafer marşına dönüştü. Şimdi bu melodi her duyulduğunda arenada yine aynı uğultu başlıyor; herkes biliyor, o geliyor.

Ilia Topuria hâlen UFC hafif-sıklet şampiyonu ve sıradaki maçının Ocak 2026’da yapılması bekleniyor. En güçlü adaylar ise Paddy Pimblett ve Justin Gaethje.

Not: Topuria uzun aradan sonra ziyaret ettiği Gürcistan sokaklarında dolaşırken arabasında Kazım Koyuncu çalıyor olması şu sıralar UFC Türkiye takipçileri arasında özellikle gündem oldu.

3. Israel Adesanya – “Rest in Peace” (The Undertaker Teması)

Bazı maçlar girişte kazanılır. Israel Adesanya’nın namıdiğer “The Last Stylebender” yani “Son Tarz Bükücü”nün, 2 Temmuz 2022’de, Las Vegas’taki UFC 276 gecesinde yaptığı yürüyüş de onlardan biri. Salonun ışıkları söndüğünde, arenayı bir çan sesi doldurdu. Mor sis yükselirken, Adesanya başında yüzünü gölgede bırakan geniş kenarlı siyah şapkasıyla yavaş adımlarla yürürken, göğsünün altında iki eliyle tuttuğu kap dikkat çekiyordu. Bu üzerinde rakibinin adı yazılı bir urn yani kül kabıydı. Çalan müzik, efsanevi Amerikan güreşçisi The Undertaker’ın meşhur “Rest in Peace” temasıydı. Adesanya, The Undertaker’ın ölüm sessizliğini ve teatral karizmasını kendi tarzına uyarlamış, kendi mitini inşa etmiş, çıkışını bir film sekansına dönüştürmüştü. 

Rakibi Jared Cannonier, kafese onun o soğukkanlı yürüyüşünü izleyerek girdi. Adesanya o gece kemerini korudu, ama asıl kazandığı şey, UFC tarihinin en teatral walkout sahnelerinden birine damgasını vurmak oldu. Bugün “Rest in Peace” melodisi duyulduğunda, yalnız The Undertaker değil; o ölüm sessizliğini bir sanata dönüştüren Israel Adesanya da akla geliyor.

4. Conor McGregor – “The Foggy Dew” (Sinead O’Connor) + “Hypnotize” (Notorious B.I.G.) 

Şimdilerde aktif olmayan ama sürpriz bir geri dönüş olasılığı yüksek efsanevi dövüşçü Conor McGregor, şaşaalı ring girişleriyle de hafızalara kazındı. İrlandalı dövüşçü, memleketinin asi ruhunu yansıtan bir folk ezgisi olan “The Foggy De”yu kendine marş edinen bir isim. Bu hüzünlü İrlanda ağıtı aslında bir savaş türküsü; McGregor kendi topraklarının bu tarihsel parçasını seçerek ringe adeta savaşa gider gibi çıkıyor. 2015’te (UFC 189’da) arenada Sinead O’Connor parçayı canlı söylerken McGregor ağır adımlarla kafese yürürken görüyoruz. Ve o an salon adeta başka bir zamana ışınlanıyor ve bir dövüş müsabakası olmaktan çıkıp İrlanda’nın milli bir gurur tablosuna dönüşüyor. McGregor genellikle bu geleneksel ezgiyi hip-hop kültürüne göz kırpan Notorious B.I.G.’nin “Hypnotize” parçasıyla harmanlıyor. “The Foggy Dewnun gırtlak parçalayan duygusallığı, hemen ardından gelen “Hypnotizeın ritmik meydan okumasıyla birleşince ortaya McGregor’un iki yönlü karakteri çıkıyor… İsyankâr bir halk kahramanı ve küstah bir süper star… Bu giriş müziği, rakiplerinin kalbine korku salıyor muydu bilinmez ama İrlandalı taraftarları ateşlediği aşikâr. 

5. Khabib Nurmagomedov – “Dagestan”

Kafes dövüşünün yenilgisiz efsanesi Khabib Nurmagomedov da müzik seçimini memleketine adayanlardan. Khabib’in maçlarına çıkarken kullandığı ve Sabina Saidova’nın yorumladığı “Dagestan” Kafkas ritimleri ve Rusça sözlerle dini ve millî değerlerine bağlı olan Khabib’in imzası gibi. 

2018’de İrlandalı Conor McGregor’u yendiğinde arenada yine bu parça yükseldi ve Khabib zafer konuşmasında Allah’a ve memleketine şükredip Dağıstan bayrağını gururla dalgalandırdı. O anlarda arenada yine bu şarkı çınlıyordu. O gece, MMA tarihinin en olaylı anlarından biri olarak da tarihe geçti. McGregor’ın maç öncesi aylarca süren hakaretlerinin, dini ve kültürel saldırıların ardından Khabib, maçı “submission” ile kazandıktan sonra McGregor’ın köşesinden gelen küfürlere karşı kendini tutamadı ve octagonun dışına atlayarak Dillon Danis’e saldırdı. O an, Las Vegas’taki T-Mobile Arena bir anda kaosa döndü ve organizasyon tarihinin en büyük güvenlik krizlerinden biri olarak kayda geçti. Khabib ceza aldı ama taraftarlarının gözünde onurunu savunan bir Dağıstanlı olarak yüceldi. “Dagestan” şarkısı ise o geceden sonra bir walkout müziği olmanın ötesine geçerek, köklerine sadık bir savaşçının marşına dönüştü. 

Erken yaşta ringlere veda eden Khabib’in mirası o kadar güçlü ki, bugün takım arkadaşı ve halefi Islam Makhachev de benzer yerel ezgilerle kafese yürüyor. “Dagestan” parçası ise her zaman Khabib’in adıyla anılıyor.

6. Paddy Pimblett – Tiësto Mix (“Lethal Industry” & “Heads Will Roll”)

İngiltere’nin son dönemde çıkardığı en popüler dövüşçülerden Paddy “The Baddy” Pimblett, sadece sempatik kişiliğiyle değil, çılgın ring girişleriyle de konuşuluyor. Paddy’nin imzası haline gelen giriş müziği ise aslında tek bir şarkı değil, bir DJ miksajı. Liverpool çıkışlı Pimblett, Hollandalı DJ Tiësto’nun “Lethal Industry” adlı elektronik eserini, Yeah Yeah Yeahs grubunun “Heads Will Roll (A-Trak Remix)” parçasıyla harmanlayan özel bir birleştirilmiş versiyon kullanıyor. Bu yüksek tempolu, elektronik dans tınıları daha ilk notalardan itibaren seyirciyi ayağa kaldırıyor. Özellikle Londra ve Liverpool’da Paddy mücadeleye çıkarken tribünlerin bu müzikle coştuğunu gördük. 2022’de O2 Arena’daki maçında Pimblett oktagona doğru koşar adım ilerlerken, arenadaki herkes zıplıyor ve adeta bir rave partisi atmosferi yaşanıyordu. Flaş ışıkları, çılgın alkışlar ve bas titreşimleri… Hepsi Paddy’nin karizmatik varlığıyla birleşince ortaya UFC’de ender görülen bir şov çıktı. Pimblett, bu müzik seçiminde Liverpool’un gece kulübü kültüründen ilham aldığını söylüyor. Kendisi de gençliğinde bu parçalara eğlenerek büyümüş biri olarak, ringe girerken de aynı enerjiyi korumak istediğini belirtiyor. Heads Will Rollun isyankâr sözleri (Kafalar yuvarlanacak), Paddy’nin rakiplerine de gönderme yapıyor: “Kafes benim mekânım ve burada kafa uçuracağım” mesajını esprili bir şekilde veriyor. Henüz kariyerinin başlarında olmasına rağmen Pimblett, bu enerjik girişleri sayesinde şimdiden geniş bir hayran kitlesi kazandı. Onun maçlarından önce arenada bu remix çalmaya başladığında, herkes cep telefonlarını çıkarıp kayda giriyor; çünkü Paddy’nin girişini yaşamak, sonra da tekrar tekrar izlemek isteyeceğiniz türden bir deneyim.

8. Chan Sung Jung (Korean Zombie) – “Zombie” (The Cranberries) 

Bazı lakaplar vardır ki müziği adeta kendiliğinden onu bulur. “Korean Zombie” lakabıyla tanınan Chan Sung Jung, yıllardır giriş müziği olarak The Cranberries’in klasik parçası “Zombie”yi kullanıyor. Dolores O’Riordan’ın güçlü sesinden yükselen “Zombie, zombie…” sözleri arenada çınladığında, aslında hepimiz Jung’un ruh haline tanık oluyoruz… Üstüne gelen darbelerle bile ilerleyen zombi misali rakiplerinin üstüne yürüyen, pes etmeyen bir dövüşçü… 2023’te Singapur’da kariyerinin son maçına çıkarken de yine “Zombie” çalıyordu ve bu defa atmosfer herkesi duygulandırdı. Max Holloway karşısında nakavtla yenilip emekli olan Jung, ayağa kalkıp seyirciye veda ederken arenadaki tüm taraftarlar onun şarkısını hep bir ağızdan söylemeye başladı. İzleyenlerin gözyaşlarını tutamadığı bu efsanevi an, UFC tarihinin belki de en duygusal çıkış sahnelerinden biri oldu. “Zombie” parçası, Korean Zombie’nin mirasıyla öylesine özdeşleşti ki, 2021’de bir anketle yılın en iyi giriş müziği bile seçildi. Chan Sung Jung artık dövüşmüyor olabilir, UFC izleyicileri nerede “Zombie melodisini duysa o cesur Koreli dövüşçüyü hatırlamaya devam ediyor.

7. Max Holloway – “Hawaiian Kickboxer” (Moke Boy)

Bazı dövüşçüler ringe girdikleri anda ortamın elektriğini değiştirir. Max “Blessed” Holloway onlardan biri. Hawaii’nin sıcaklığını ve sokağın serseliğini aynı anda taşıyan Holloway, her walkout anında ada kültürünün neşesini izleyiciye hissettiriyor Onun imzası haline gelen “Hawaiian Kickboxer”, Moke Boy’un 2008 tarihli bir hip-hop parçası. Yerel sözleriyle Hawaii’li dövüşçünün nasıl olması ve ne yapması gerektiğini anlatan bu parça Holloway’e octagona girmeden önce hatırlatma yapmak ister gibi… Her ne kadar Holloway, “alanını koru” diye tembih eden sözlere uymak yerine kontrolsüz bir neşe ile rakibinin alanına koşmaya devam etse de…

Bu küçük serserinin kafesteki hali Korean Zombie’yi yendiği maçta onun tarafından ısırıldığını düşünmeme neden oluyor. Rakibi yumrukları sallarken eller arkasında yüzünü bir kum torbası gibi rakibine sergiliyor, sanki zombi gibi… “Hawaiian Kickboxer” sanki onun vücuduna yumrukları hissetmemesini sağlayan tatlı bir zehir gibi işliyor ve onu huzurlu, şakacı, özgüvenli bir sokak serserisine dönüştürüyor…

UFC 300’de Justin Gaethje’yi son saniyelerde nakavt ettiği o tarihi gecede de yine “Hawaiian Kickboxer” çalıyordu. Moke Boy’un “Oh, Hawaiian kickboxer” dizesi duyulduğunda arena bir anda Honolulu’ya dönüştü. Holloway’in bu müzikle ringe yürüyüşü, modern walkout geleneğinin en unutulmaz anlarından b; UFC tarihinde ise unutulmaz son saniye zaferlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Ve artık bu parça Holloway’in “Blessed Express” ruhunu simgeleyen bir efsane olarak mühürlendi.

8. Tai Tuivasa – “Barbie Girl” 

Avustralyalı ağır siklet Tai “Bam Bam” Tuivasa, sert vuruşları kadar eğlenceli kişiliğiyle de tanınıyor. Ve belki de hiçbir şey bunu, onun “Barbie Girl” eşliğinde kafese yürümesi kadar iyi anlatamaz. Evet, yanlış duymadınız! İki metreye yakın, dev cüsseli dövüşçü Tuivasa, Aralık 2021’de, Las Vegas’ta UFC 269 gecesine bu parçayla çıktı. İzleyiciler önce kulaklarına inanamadı, ardından kahkahalar ve alkışlarla karşılık verdi. Giriş müziği olarak “Barbie Girl”ü seçtiğini sorduğunda Tuivasa gülerek “Ben Barbie kızıyım” diye cevapladı. 

Müziği rakibine korku salmak için değil eğlenmek ve eğlendirmek için kullanan Bam Bam, belki de bir yandan rakibine “Bu benim için çocuk oyuncağı” mesajını veriyordu. “Barbie Girl” belki kimsenin dövüş gecesinde duyacağını beklemediği bir parça ama Tuivasa sayesinde UFC tarihinin en eğlenceli girişlerinden biri olarak tarihe geçti.

Tuivasa 2022’de UFC 271’de yine eğlenceli bir giriş yaptı. Bu kez seçimi Spice Girls’ten “Girls Just Wanna Have Fun” olmuştu. 

9. Anderson Silva – “Ain’t No Sunshine” (DMX versiyonu) 

UFC efsanesi Anderson “The Spider” Silva, yıllarca orta siklete damga vururken her maça aynı şarkıyla çıktı; DMX yorumuyla “Ain’t No Sunshine”. Bill Withers’ın duygusal bir soul klasiği olan parça, DMX’in dokunuşuyla karanlık ve tehditkâr bir havaya kavuşmuştu. Her ne kadar gergin ritim ve agresif vokali, Silva’nın sakin duruşuyla bir tezat içinde olsa da, bu zıtlıkların etkileyici kombinasyonuydu ve “Ben sahnedeysem size ışık yok” mesajı veriyordu.  Anderson Silva’nın mirasında bu şarkı öyle iz bıraktı ki, bugün 

10. Darren Till – “Sweet Caroline” (Neil Diamond)

Bazı girişler vardır ki seyirciyi de dövüşün bir parçası yapar. Liverpoollu Darren Till’in 27 Mayıs 2018’de kendi memleketinde, UFC Fight Night 130 etkinliğinde Stephen “Wonderboy” Thompson’a karşı ringe çıkarken seçtiği “Sweet Caroline” tam da böyle bir girişti. Neil Diamond’un bu efsaneleşmiş parçası çalmaya başladığında, Echo Arena’daki (bugünkü M&S Bank Arena) 8 bin kişilik kalabalık adeta bir futbol stadyumuna dönüştü; herkes hep bir ağızdan “So good! So good! So good!” diye bağırarak nakarata eşlik etti. “Sweet Caroline”, belki tipik bir dövüş şarkısı değil; ne agresif bir rap ne de korkutucu bir rock parçası… Ama Till için önemli olan sırtını yasladığı kitleydi. Bu şarkı, Liverpool pub’larında herkesin bildiği, kutlamalarda söylenen bir marş gibi. Till de bu kültürel bağı kullanarak ringe girdi. Sonuç? Seyircinin enerjisi tavana vurdu, Till de o gece maçı kazandı. Bu giriş, UFC tarihinin en özel atmosferlerinden biri olarak hafızalara kazındı.

11. Jorge Masvidal – “Scarface (Push It to the Limit)”

Miami sokaklarından gelen Jorge “Gamebred” Masvidal, dövüş dünyasının gangster karakterlerinden biri. Bu imajını pekiştirmek için seçtiği giriş müziği ise efsanevi Scarface filminden “Push It to the Limit. 1980’lerin kült uyuşturucu imparatoru Tony Montana’nın yükselişini anlatan bu şarkı, elektronik davulları ve motive edici sözleriyle tam bir suç dünyası marşı. Masvidal, 2019 yılında yıldızını parlattığı o muhteşem koşuya çıkarken “Push It to the Limit” ile kafese geldi. Mesaj açıktı: “Sınırları zorla, gözü kara ol, zirveye çık”! Masvidal’ın hayat hikayesi de benzer bir tırmanışı anlatıyordu zaten; sokak kavgalarından UFC şampiyonluk maçına uzanan bir yol. Scarface kültürü, Miami’de büyüyen Masvidal’ın benimsediği bir imajdı ve bu şarkı onun karakterine cuk oturdu. Madison Square Garden’da Nate Diaz ile yaptığı BMF (En Belalı Adam) kemeri maçında da aynı temayla girdi ve o gece de kazanan oldu. Konumuzla ilgisi olmasa da bu girişin bir başka sürprizi de Masvidal’ın yanında gerçek bir boks efsanesini, Roberto Duran’ı getirmesiydi.

Bonus: Rose Namajunas – “The Thrill and the Agony” / Gospel Seçkileri

Rose “Thug” Namajunas, UFC’nin iki kez şampiyonluk yaşamış ender kadın dövüşçülerinden. Ancak onun lakabındaki “Thug” (haydut) ifadesine aldanmayın. Rose, ring dışında adı gibi bir çiçek ve son derece mütevazı, ruhani yönü güçlü bir insan. Bu yönünün walkout seçimlere de yansıdığını söylemek lazım.  Namajunas genellikle girişlerinde yüksek tempolu hype parçalar yerine yavaş, duygusal ve tanrıya övgüler sunan dizelerle gospel (ilahi) parçalar kullanmayı tercih ediyor. Bunun ona sakinlik verdiğini söylüyor. Alışıldık dövüşçü tavrının aksine, Rose kendini “sükunetle” motive ediyor. 

Onu bu yazıda bir parça ile tanımlamayacağım. Çünkü onu bu listeye dahil etmemizin daha özel bir yanı var: Namajunas kendine uzun kuyruklu piyanolarla şık konser salonlarında konser verebilecek bir kariyer inşa edebilecekken kafesi seçen bir kadın. 

Rose Namajunas’ın hikayesinde müziğin ayrı bir yeri var. Annesi Litvanya’da akademik düzeyde yetişmiş bir piyanistken zorlu hayat şartları onları çoğunluğu Afro-Amerikan olan bir mahalleye sürüklüyor ve burada şiddetle burun buruna geliyor. Mahalledeki en küçük ve tek beyaz kız olmasına rağmen Haydut Rose lakabını o zamanlarda alıyor. 

Şimdilerde dövüş öncesi stres atmak için Chopin çalışıyor. Bir röportajında evinde antika piyanoda sakin sakin çaldığı, ardından “dünyanın en sert kadınlarından biri olarak kafese girdiği” anlatmıştı. Onun müzik seçiminde de bu iki zıt yönünün izini sürmek mümkün. “Prolific Praise” ya da Lorvins’in “Praise Yah gibi parçalar kulağa alışılagelmiş bir savaş marşı gibi gelmese de Rose Namajunas için tam ihtiyaç duyduğu etkiyi yaratıyor; zihnini berraklaştırıyor, korkularını dindiriyor ve kalbini inançla dolduruyor. 

Rakipleri tarafından çoğu kez hafife alınan naif bir görüntünün altında çelik gibi sinirler saklıyor. Müziğin bu sakinleştirici etkisi, 2021’de Zhang Weili ile yaptığı maç öncesi de görülmüştü. Rose kafese girerken çok sakin görünüyordu ve ardından ilk fırsatta rakibini nakavt ederek kemeri kazanmıştı. 

En kaotik maçlarda bile sükunetini koruyan Rose’un giriş müziği belki binleri zıplatmıyor ama kalplere dokunuyor; çünkü Thug Rose mücadeleye yüreğini de koyuyor.

Her dövüş bir müzikle başlar. Her nota, bir nefes, bir adım, bir iddia taşır. Kimisi kendi halk ezgisiyle yürür, kimisi bir film sahnesinden fırlamış gibi gelir; kimisi sessiz, kimisi kükreyerek, kimi duayla… Ama hepsi, octagona giden o kısa yürüyüşte kendi hikâyesini anlatır. Bu yüzden walkout anı, aslında bir dövüşün değil, bir karakterin açılış sahnesidir. Müziğin ritmi durduğunda, yumruklar konuşmaya başlar.

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir