2000’li yıllar Türkiye’de müzik sahnesi için hem büyük değişimlerin meydana geldiği hem de çeşitliliğin, farklı seslerin çoğaldığı bir dönemdi. Zaten 90’larda iyiden iyiye patlama yapmış rock müzik, ana akım olma yolunda hızla ilerliyor; popçularla birlikte rockerlar piyasayı domine etmeye başlıyordu. Anadolu rock’tan alternatif rock’a, pop-rock’tan indie vokallerine kadar pek çok yeni ismin ortaya çıktığı bu ortamda sesini konser sahnelerinde duyuran kadın sanatçılar, genellikle popülerleşmek için güçlü pop altyapılarını tercih ederken alternatif ve rock çizgisini sürdüren az sayıda isim de kalıcılığını korudu bu dönemde.
İşte Gökçe, bu denklemde alternatif ile pop arasında kendi özgün çizgisini korumayı başaran isimlerden biri olarak belirdi. Sahneye ilk adımını attığında “pop mu rock mı?” ya da “ne kadar özgün olacak?” sorularıyla karşı karşıya kalan Gökçe, bu sorulara her albümünde ve her sahne performansında bunu doğrudan ifade etmese de etkili bir cevap sundu.
Gökçe’nin Müzikle Tanışması Aileye Dayanıyordu!
1979 yılının ılık bir 9 Eylül gününde İstanbul’da dünyaya gelen Gökçe, Boşnak göçmeni bir ailenin kızı olarak doğmuştu. Gökçe’nin babası müzisyendi ve hâliyle müzik dolu bir eve açmıştı gözlerini. Daha çok küçük yaşta bir ilkokul öğrencisiyken piyano dersleri almaya başlamış, müziğin büyülü dünyasını çok erken keşfetmişti. Ardından babasından gitar öğrenmeye başlayan Gökçe, ortaokuldan itibaren müziğin içinde daha da yoğun bir şekilde yer alır olmuştu. Liseyi bitirmeye yakın bir dönemde şarkı sözleri yazmaya ve besteler yapmaya başlayan Gökçe, ileride kariyerini bu yönde şekillendireceğini çok da bilmeden müziğin yanında oyunculuk dersleri de almıştı. Çok erken yaşlardan itibaren müzikle haşır neşir olan Gökçe’nin bu serüveni, sanatçı kimliğinin erken zamanlarda şekillenmesine de katkı sağlamıştı. Üniversitede de sanat ve kültür yönetimi okurken müzik gruplarında şarkı söyleyip davul çalmaya başlayan Gökçe, bir reklam ajansında çalışmaya başlamış, sanat yönetmeni olarak başladığı kariyerini kısa bir süre böyle sürdürmüş ve bu süre zarfında 3 kadından oluşan bir grup kurmuş ve bu grupta davul çalmaya başlamıştı. Bu grubun ardından profesyonel olarak müzikle ilgilenmeye karar veren Gökçe, sanat yönetmenliğini de bırakmıştı.
İlk Profesyonel Çıkış: ‘Böğürtlenli Reçel’ ve ‘Beş Kuruş Yok’

Gökçe, 2007 yılında çıkardığı ilk albümü “Böğürtlenli Reçel” ile müzik piyasasına adım attığında Türkiye’nin rock ve alternatif sahnesi yeni seslere açık olsa da oldukça seçiciydi. Gökçe’nin bu albümde çizdiği profil; dinamik, genç ve çevresine büyük bir enerji saçan, kendinden emin bir imajdı. “Böğürtlenli Reçel”, Gökçe’nin hem söz hem de beste anlamında yeteneğini ortaya koyduğu bir albümdü ve 7 tanesinin söz ve müziği Gökçe’ye ait olan şarkılar dönemin rock anlayışına tam uyuyordu. Ne sert, gürültülü bir rock ne de pop sound’u sunuyordu dinleyiciye Gökçe. Tam ortadaydı ama aslında o dönem için tam aranılan bir müzik yapıyordu. Albümde çok önemli isimlere rastlamak da mümkündü. Alen Konakoğlu albümün prodüktörlüğünü, davullarını, kayıtlarını ve bazı şarkıların gitarlarını üstlenmişti. Alp Turaç, mix’leri yapıyor; Cüneyt Karayalçın, Timur Atasever, Göksun Çavdar, Erman Baykan, Gültekin Kaçar, Gündem Yaylı Grubu gibi isimler albümde müzisyenlik yapıyordu. Çıkış şarkısı olan ‘Aradım Seni’ ile büyük bir ses getiren Gökçe, ardından ‘Vay Be Ben Neymişim’ şarkısına klip çekmiş ve bu klip Kral TV Video Müzik Ödülleri ve Powertürk Müzik Ödülleri’nde “En İyi Çıkış Yapan Sanatçı” kategorisinde aday gösterilmişti. 2009 yılında çıkan ikinci albümü “Beş Kuruş Yok” ise Gökçe’nin daha olgun bir yaklaşımla hazırladığı bir albümdü. 2007’de attığı ilk adımı artık daha da sağlamlaştırmaya niyetlenen Gökçe, bu albümde hem müzikal çeşitliliğini artırdı hem de bazı şarkılarda düetlere yer vererek kendi sınırlarını zorladı. Hayko Cepkin, Esin İris, Serdar Barçın gibi isimlerin olduğu bazı şarkıların yanı sıra Leman Sam’ın seslendirdiği ‘Anladım Ki’ şarkısına yaptığı cover da epey ses getirmişti. Bu dönemde Gökçe, pop ve rock unsurlarını dengeli bir şekilde kullanarak geniş bir dinleyici kitlesine hitap etmeyi başardı. İlk albümdeki samimiyet ve özgünlük, ikinci albümde olgunlaşarak Gökçe’yi Türkiye’nin genç ve yetenekli kadın rock sanatçılarından biri hâline getirdi. Bu profesyonel çıkış, Gökçe için yalnızca albüm satışlarından da ibaret değildi; sahne deneyimi artıyordu; radyo ve televizyon performansları, müzik videoları ve konserler peşi sıra geliyordu. Bu da onun müzik dünyasında görünürlük kazanmasını sağladı. Gökçe, hem kendi yaratıcı vizyonunu koruyarak hem de ticari başarıyı elde ederek kariyerine sağlam bir temel attı. Bu süreç, onu ilerleyen yıllarda ‘Tuttu Fırlattı’ gibi geniş kitlelere ulaşacak hit şarkılara götüren kritik de bir dönemeç oldu.
Dönüm Noktası: ‘Tuttu Fırlattı’ ile Geniş Kitlelere Ulaşması

2011 yılında Gökçe, müzik piyasasına adeta bir bomba bırakmıştı. Bir Balkan şarkısı olan ‘Tutti Frutti’, Gökçe ve Esin İris tarafından yazılmış Türkçe sözlerle ‘Tuttu Fırlattı’ya dönüşmüş ve bu şarkı Gökçe’nin kariyeri için inanılmaz büyük bir öneme sahip olmuştu. 2012 yılında çıkardığı “Kaktüs Çiçeği” albümüne de koyduğu bu şarkı, genel olarak çok olumlu eleştiriler aldı. Şarkının video klibi o dönem en çok izlenen Türk müzik videosu oldu ancak daha sonra Murat Dalkılıç’ın ‘Bir Güzellik Yap’ şarkısı bu rekoru Gökçe’nin elinden aldı. Ancak buna rağmen bu rekor, Gökçe’nin sadece rock / alternatif sahnede değil, genel popüler kültürün içinde de görünür kılınmasına sebep oldu. Bu başarı da Gökçe’yi klasik rock şarkıcısı sınırlarını kırabilen bir sanatçı olarak konumlandırdı. Bu şarkının yer aldığı “Kaktüs Çiçeği” albümündeki ‘Ne Yapardım?’ da ‘Tuttu Fırlattı ile birlikte Gökçe’nin en önemli hitlerinden birisi oldu.
Gökçe, 2000’li yılların başından bu yana Türk müzik sahnesinde hem kendine özgü bir yer edindi hem de geniş bir dinleyici kitlesi kazandı. Müzik kariyerine “Böğürtlenli Reçel” gibi organik bir çıkışla başladı; ardından hem ticari hem de sanatsal olarak pek çok dönemeçten geçti; ‘Tuttu Fırlattı’ gibi parçalarla geniş kesimlere seslendi ama her zaman kendi müzikal karakterini korumaya çalıştı. Bugün sahne kariyerine hâlâ aktif olarak devam ediyor; konserler, festival performansları ve sosyal medya üzerinden hayranlarıyla olan etkileşimini sürdürüyor. Müziğinde pop ve rock unsurlarını da dengeli biçimde kullanmaya devam eden Gökçe, hem eski hitlerini sahnede yaşatıyor hem de yeni şarkılar ve projelerle dinleyicilerine farklı yönlerini göstermeye devam ediyor. Günümüz itibarıyla Gökçe’yi, popüler kültürle alternatif rock arasında köprü kuran, özgün sesi ve performansıyla Türkiye müzik sahnesinde sağlam bir konumda duran sanatçılardan biri olarak tanımlamak çok mümkün.


