The Sophs: “Müziğimizde Doğu Avrupa Folk Esintilerinden 2000’li Yıllar Post-Grunge Sahnesine Kadar Birçok Element Var. The Strokes Sevgimiz de Normal Boyutlarda”
Los Angeles’lı The Sophs, bu yıl yayımlanan ilk albümleri “Goldstar” ile çıkış yapan bir grup. Londra merkezli öncü ve bağımsız plak şirketi Rough Trade’in yeni gözdesi olan The Sophs, 2000’li yıllara damga vuran birçok grupla da şimdiden kıyaslanmaya başladı. Bu kıyaslamaların başında da Julian Casablancas’lı The Strokes geliyor.
Özellikle frontman’leri Ethan Ramon’un aurasıyla dikkatleri üzerine çeken grup, 6 Mayıs’ta İstanbul Blind sahnesinde olacak. Türkiye’ye ilk defa gelecekleri için oldukça heyecanlı olan The Sophs ile konserleri öncesinde buluştum. Bas gitarist Cole Bobbitt ile ilk albümleri Goldstar’ı, Rough Trade’e nasıl ulaştıklarını ve İstanbul konserini konuştuk. Keyifli okumalar.
Merhaba Cole, nasılsın? Şu an Avrupa turnesindesiniz, 6 Mayıs’ta da İstanbul’da bir konser vereceksiniz. Nasıl hissediyorsunuz?
Cole Bobbitt: İngiltere’den selamlar. Gayet iyi hissediyoruz. Konserler tüm hızıyla devam ediyor. The Sophs olarak Türkiye’ye gelmek, oradaki harika insanlarla tanışmak ve çalmak için sabırsızlanıyoruz.
Bu aynı zamanda İstanbul’daki ilk konseriniz olacak. Daha önce İstanbul’a gelmiş miydiniz ve hazırlıklar nasıl gidiyor?
Cole Bobbitt: Maalesef Türkiye’ye daha önce hiç gelmedik. Bundan ötürü de çok heyecanlıyız. Türkiye ile ilgili çok güzel şeyler duyuyoruz ve nasıl bir yer olduğunu çok merak ediyoruz. İstanbul’u görmek de farklı bir deneyim olacak. Konser ile ilgili özel bir hazırlığımız yok. Fransa’dan uçağa atlayıp geleceğiz, sadece fazlasıyla kahveye ihtiyacımız olacak. 🙂
Kahve bulmak kolay. Bu yıl yayımlanan ilk albümünüz “Goldstar” olumlu eleştiriler aldı. Ben de albümü gerçekten beğendim ve dinlerken 2000’lerin ortalarına döndüm. Özellikle pop-punk ve emo havası etkileyici. İlk albümünüzü nasıl değerlendiriyorsun?
Cole Bobbitt: Nazik sözlerin için teşekkürler, albümü beğenmene sevindim. Albüme gelen tepkiler de sevindirici. Ayrıca tanımlaman da doğru. Açıkçası müziğimizde Doğu Avrupa folk esintilerinden 2000’li yıllar post-grunge sahnesine kadar birçok element var.
Farklı tarzlarda bir sürü şey dinliyoruz ve bunun bir karışımını sunuyoruz. Tabii müziğimizdeki whisky etkisini de göz ardı edemezsin. Çokça içiyoruz ve o şekilde yazıyoruz. 🙂

Bir yandan da sizi yeni “The Strokes” olarak gören bir kitle var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz ve 2000’li yıllara damga vuran gruplarla karşılaştırılmak nasıl hissettiriyor?
Cole Bobbitt: Kariyerinin başında olan bir grup için bu karşılaştırmalar doğal. Ancak gruptaki hiç kimse büyük bir The Strokes fanı değil. Elbette seviyoruz ama bu sevgi normal boyutlarda. Bununla birlikte The Sophs’un köklerinde folk müzik etkin bir şekilde yer alıyor ve aldığımız yol da daha farklı. Yine de bu tür karşılaştırmalardan kaçmak mümkün değil, bu durumdan şikayetçi değiliz.
İlham verici bir hikayeniz var. The Sophs olarak sahneye çıkmadan önce gönderdiğiniz demo sayesinde plak şirketiniz “Rough Trade” ile sözleşme imzaladınız. Bu konuda ne söylemek istersin, şanslı olduğunu düşünüyor musunuz?
Cole Bobbitt: Ben kendimi her gün birçok konuda çok şanslı hissediyorum ve bunun için de teşekkür ediyorum. Ancak biz en başından beri müziğimizi duyurma ve geniş kitlelere ulaştırma konusunda çok kararlıydık. Bunun için yanıp tutuşuyorduk. Doğrusu elimizdeki materyalin yeterince iyi olduğunu da biliyorduk.
Elbette avantajlı olduğumuz bazı hususlar vardı. Ethan’ın (Ramon) o dönemki işi sayesinde plak şirketleriyle kolayca bağlantıya geçebildik, doğrudan en tepedeki yöneticilere ulaşabildik. Rough Trade’e ve Geoff Travis’e de müziğimizi bu şekilde ulaştırdık. Rough Trade gerçekten öncü bir plak şirketi, Geoff da Ethan’a hemen geri dönüş sağladı. Şimdi ise buradayız.
Rough Trade ekibiyle hem profesyonel hem de kişisel bir ilişki kurabilmek ayrıcalıklı bir durum. Bundan ötürü de onur duyuyorum.

Goldstar albümüne dönecek olursak, albümdeki gitar bölümleri ve atmosfer hayli etkileyici. Albüm farklı yönlere doğru yayılıyor. Beste yaparken dikkat ettiğiniz unsurlar neler?
Cole Bobbitt: Doğrusu belli bir beste yapma rutinimiz ya da formülümüz yok. Beste yapmak, o günkü ruh haline, duygusal durumuna göre farklılık gösterebilen ve farklı şekillere bürünebilen bir olgu. Bana kalırsa müzik yapmanın en keyifli yanı da bu. Sürekli olarak aynı patikayı takip etmenin sıkıcı olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca ben dün akşam yemeğinde bile ne yediğini söylemekte zorlanan biriyim. Fakat geriye dönüp baktığımda bestelediğim müziği ya da yazdığım bass bölümlerini etkileyen somut şeyleri dile getirebiliyorum. Spesifik olarak beni harekete geçiren duyguları ya da imajları belirtebiliyorum.
Altı kişilik, büyük sayılabilecek bir grupsunuz. Peki, grup içindeki roller nasıl? Özellikle şarkı yazma sürecinde nasıl çalışıyorsunuz?
Ethan şarkı sözlerini ve melodileri yazıyor. Seth (Smades), Austin (Parker Jones), Sam (Yuh) ve Devin (Russ) ise yazılan şarkı sözlerinin, melodilerin tamamlanmasına, bestelerin yapılmasına yardımcı oluyor. Benim görevim ise biraz daha farklı. İyi bass partisyonları yazmanın yanı sıra gruba duygusal destek de sağlıyorum. 🙂
Son olarak Türkiye’deki hayranlarınıza söylemek istediğiniz bir şeyler var mı? Röportaj için teşekkürler, görüşmek üzere. 🙂
Cole Bobbitt: Türkiye’yi çok seveceğimize ve İstanbul’da harika vakit geçireceğimize eminim. Konser gününü sabırsızlıka bekliyoruz ve oradaki güzel insanlarla birlikte paylaşacağımız şeyler için büyük bir heyecan duyuyoruz. Görüşmek üzere.


