Beat Talks: BALTHVS

Doğa Hanoğlu
Okuma Süresi: 8 Dakika

-BALTHVS olarak müziğinizde birçok farklı kültürel ve müzikal unsuru bir araya getiriyorsunuz. Orta Doğu müziği, funk, disco ve cumbia gibi türleri harmanlama süreci sizin için nasıl işliyor? Bu çeşitlilik sizi nasıl şekillendirdi?

Bunun internet sayesinde çok fazla müziğe maruz kalmamızın bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Biz öncelikle enstrümantalistiz ve ülkemizin (Kolombiya) müziği daha çok vokal odaklı. Başka ülkelerde ise Perulu Chicha, Türk halk müziği ve Batı’daki Surf Rock gibi daha enstrümantal müziğin öne çıktığını görmek bizi mutlu etti.

 -Aralık 2019’da kurulmanıza rağmen, grubunuz oldukça üretken, 26’dan fazla tekli ve 4 albüm çıkardınız. Bu üretkenliği nasıl koruyorsunuz? İlham kaynaklarınız nelerdir?

 Son 20 yılda kayıt teknolojisi muazzam derecede gelişti. Artık ev stüdyomuzda çok az ekipmanla yüksek kalitede ses kaydedebiliyoruz, bu 20 yıl önce mümkün değildi. Bu şekilde müzik prodüksiyon maliyetlerimiz yok ve baskı altında olmadan istediğimiz kadar müzik yapabiliyoruz. İlham kaynaklarımız doğa ve dünya; kendi sesimizi bulmak için sürekli arayıştayız.

– “Macrocosm” albümünüzü Covid-19 pandemisi sırasında bir ahırda kaydettiniz. Bu izole ortam müziğinizi nasıl etkiledi? O süreçteki duygularınızı paylaşabilir misiniz?

Macrocosm

O altı ay boyunca çok mutluyduk, sadece müziğe odaklandık. Süt çiftliğindeydik, etrafımızda inekler vardı; onlar çok ürkek hayvanlar, kırsal çok sessiz ve huzurluydu, biz de o manzaraya uyacak müzik yapma isteği duyduk.

 -Türk halk şarkısı “Mağusa Limanı”nı, “Famagusta Port” adlı eserinizde yeniden yorumladınız. Türk halk müziği ile bağınız nedir? Bu şarkıyı seçmenizin hikayesi nedir? Ayrıca sormadan geçemeyeceğim: Kolombiya’da Türk müziğine nasıl ulaştınız? Bu melodileri keşfetme süreciniz nasıl gelişti?

 Türk bağlantısı tuhaf, bazı müzik tarzları çok çaba gerektirir ama benim için Türk melodileri gitarda çok doğal hissettiriyor, bu harika bir duygu. Sanki evdeymişim gibi! Rolling Stones’un ‘Paint it Black’ şarkısının Erkin Koray’dan ilham aldığını öğrendiğimde, onu YouTube’da araştırdım ve ‘Cemalım’ı buldum, âşık oldum. Erkin bize Barış Manço, Selda Bağcan, Özdemir Erdoğan ve diğer birçok harika müzisyene kapı açtı. Psikedelik seslerin ve geleneksel Türk melodilerinin güzel bir birleşimi. Famagusta Port, Türkiye’ye bir aşk mektubuydu; çok minnettarız.

 -Türk kültürüne atıfta bulunan “Turkish Coffee” adlı bir şarkınız da var. Bu şarkıyı yaratırken aklınızda hangi imgeler ya da duygular vardı? Sizce Türk kahvesini bu kadar ikonik yapan nedir?

 Burada Kolombiya’da kahve çok ciddi bir iş! Kahveyi seviyoruz ve Türk kahvesi çok farklı bir yapım yöntemi. Bizim yaptığımızdan çok farklı. Kolombiya’da Türk kahvesi yapan sadece bir yer var ve bu, her iki kültürün ortak bir yönü gibi hissettirdi.

 -2022’de Amerikan turnenize SXSW ile başladınız ve Rock al Parque’da ana sahnede yer aldınız. Bu küresel deneyimler müziğinizi ve sahne yaklaşımınızı nasıl şekillendirdi?

 O yıl birçok ABD’li takipçimiz vardı ve onlarla tanışıp onlara çalmak harikaydı. Yıllarca dinlediler ve müziğimizin keyif aldıklarını bilmek bize güven verdi. Bu tür müzik Kolombiya’da popüler değil, ama ABD ve Avrupa’da birçok insan bunu seviyor.

 -YouTube’daki canlı performanslarınız çok beğeniliyor. Canlı performanslarınızdaki doğaçlamalar izleyicilere farklı bir deneyim sunuyor. Zorlu PSM’nin “PSM On Air Sessions” için bir canlı performans kaydedeceğinizi bildiğimizden, bu performansta da doğaçlamalar olacak mı?

 Evet! Doğaçlama gerçekten müzisyenin ruhunu gösterir, spontane ve hassas olmak zorundadır. Türk müziğinde genellikle şarkılara bir Taksim ile başlanması çok hoşumuza gidiyor, şarkıya başlamak için harika bir yol. Bu oturumda kesinlikle doğaçlama yapacağız. 

 -Performanslarınız sırasında doğaçlama süreçleriniz nasıl gelişiyor? Performansınızı izleyiciye göre uyarladığınız anlar oluyor mu?

 İzleyicinin müzik üzerindeki etkisi çok büyük, eğer titreşimlerin değiştiğini hissedersek, set listemizi anında izleyiciye uyacak şekilde değiştiririz. Bazen insanlar sadece dinlemek ister, bazen de dans edip coşmak isterler. Biz de o enerjiyi yakalamak zorundayız!

 -Geçtiğimiz aylarda yayınladığınız dördüncü albümünüz “Harvest” piyasaya çıkalı çok olmadı ama BALTHVS’un müzikal yolculuğunda gelecekte hangi projeler var? Yeni albümler ya da çok kültürlü müzik çalışmaları bekleyebilir miyiz? Ya da belki başka bir Türk şarkısı?

Harvest

 Evet!! Beşinci albüm şu anda yapım aşamasında, Türk melodilerine yönelmek neredeyse doğal geliyor, muhtemelen o etkileri daha fazla duyacaksınız. 

 -2-3 Kasım tarihlerinde Zorlu PSM’de gerçekleşecek MIX Festival’de sahne alacaksınız. İstanbul’da birçok farklı müzik türü, grup ve dinleyiciyle buluşacağınız bu sahnede yer almak sizin için ne ifade ediyor? Türk dinleyicilere özel bir mesajınız var mı?

 Ülkeniz inanılmaz bir tarih, kültür ve müzisyenler ile kutsanmış, sizin için sahneye çıkmak bizim için bir onur. Sabırsızlıkla bekliyoruz! 

Analiz

3 Kasım Pazar günü Zorlu’nun ev sahipliğinde, %100 Müzik’in sunduğu MIX Festival’de bizi en çok etkileyen gruplardan biri BALTHVS oldu. Grup üyelerinin sahnedeki birlikteliği ve enerjisi adeta büyüleyiciydi. Üç kişilik bu grup, sahnede adeta bir bütün haline gelerek Voltron gibi birleşti; büyüleyici bir uyumla sergiledikleri performansları gerçekten etkileyiciydi. Üç kişilik bu grup, sahneye çıktıklarında, adeta “Voltron” gibi birleştiler; giyim tarzları ise müziklerine olan aidiyetlerini ve aralarındaki bağı mükemmel şekilde tamamlıyordu. Farklı müzikal altyapıları ustalıkla harmanlayarak dinleyicilerini bazen sakinleştirmeyi bazen de dans ettirmeyi başardılar. Etrafa baktığımızda gülen yüzler, heyecanla bakan gözler ve bir sonraki ritmi sabırsızlıkla bekleyen dinleyiciler gördük.

BALTHVS, henüz beş yıllık bir grup olmasına rağmen sahnede nostaljik bir konser havası yaratabiliyordu. Özellikle Türkçe şarkılardan melodiler duyduğumuzda, dinleyicilerin grupla samimi bir bağ kurması kolaylaştı. Örneğin, Acid Arab’ın Stil parçasını coverladıkları anda herkes birbirine dönüp “Bu şarkıyı bir yerden biliyorum, Türkçe bu! Adı neydi ya?” gibi tepkiler veriyordu, bu da ortamı daha içten hale getiriyordu. Bu parçanın kökeni de Karacaoğlan’ın Demedim Mi isimli şiirine dayanıyor ve evet, Acid Arab da Türk değil! Parçanın vokal ve bağlama kısmını Cem Yıldız üstlenmişti; geçtiğimiz günlerde bu büyüleyici parçayı bir de BALTHVS’ın yorumuyla dinleme fırsatımız oldu.

Kültürümüzden ilham alan yabancı müzisyenler, ister istemez bizi derinden etkiliyor. Belki de bizler Anadolu müziğine yeteri kadar değer vermezken, yabancı müzisyenler için sonsuz bir ilham kaynağı, hatta adeta bir “altın madeni” olması, bizlerin de bu müziğe bakış açısını değiştiriyordur. Yabancı bir sanatçının kendi dilinizdeki bir şarkıyı seslendirdiğini duymak,  hem gurur hem de aitlik hissi veriyor. Belki de böyle anlarda, o müzisyenleri artık kendimizden uzak ya da tamamen “yabancı” hissetmemeye başlıyoruz. Aksine, kültürümüzün evrensel bir dil gibi yayıldığını görmek, bir köprünün iki ucundaymışız gibi, hem köklerimizi hem de dünyanın geri kalanını daha yakın hissettiriyor.

Grubun röportajda belirttiği gibi, performanslarını doğaçlamaya dayandırmaları sahnede bambaşka bir atmosfer yaratıyor. Hem grup üyeleri hem de dinleyiciler için sürprizlerle dolu bir konser yapısı oluşuyor ve bu da keyfi zirveye taşıyor. İzleyiciden aldıkları enerjiyi en üst düzeyde hissetmek, grubun sahnedeki performansını da olumlu yönde etkiliyor. Bu konuda da hiçbir zorluk çekmediklerini söyleyebiliriz.

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir