Jukebox Söyleşileri: Second – Özgün Semerci

Ahmethan VuralDoğa Hanoğlu
Okuma Süresi: 14 Dakika

Jukebox’ın 3. bölümüne geçtiğimiz hafta ani bir şekilde kaybettiğimiz Peyk grubunun solisti ve kalbi güzel insan İrfan Alış’ı anarak başlamak istiyoruz.

Beatsommelier’in kurulduğu ilk günden bu yana desteklerini bizden esirgemeyen İrfan bu dünyadan silinemeyecek izler bırakarak ayrıldı. Onun sesi hep kulaklarımızda kendisi de kalbimizin en derin yerinde yer alacak.

İrfan Alış

Doğa:
Jukebox’ın 3. bölümüne tekrardan hoş geldiniz. Küçük bir ara vermiştik. O aradan sonra bugün konuğumuz olan Second’ın da vokalisti olarak bildiğimiz Özgün Semerci. Hoş geldin.

Özgün Semerci:
Hoş bulduk. Çok iyi hissediyorum,

Doğa:
İlk soru ile başlayayım Özgün. Second’ın ve senin gündemleriniz nelerdir? Senin şu anki gündemin önceliklerin nelerdir? Son tekliniz Zombi’yi çok beğendik. Özellikle şarkı sözleri oldukça derinlikli geldi bana. Bu şarkıyı yazarken neler düşündün, neler etkiledi seni?

Second

Özgün Semerci:
Eyvallah, teşekkür ederim. Second olarak her 6-7 şarkımızda bir ska-punk şarkı yaparız. Bunun da sebebi aslında şu: The Offspring’in Smash albümünü ilk elime aldığımda standart bir punk rock akışın içerisinde bir tane şarkı keşfettim, What Happened To You şarkısı. Arka plan direkt  ska-puunk’tı ve çok hoşuma gitmişti. Offspring fanlığım devam ettikçe Americana albümünün de elime geçmesi zaman almadı. O albümde de standart punk-rock giden şarkı dizisinin içine tek bir şarkı olarak ska-punk yedirilmişti. Aynı şekilde X-Nine’da da Ixnay On The Hombre albümünde Me & My Old Lady şarkısının da bu şekilde olduğunu anlayınca bunun rastlantıdan ziyade bilinçli bir tercih olduğunu anladım.

Ben de bu fikri satın aldım. Zombi’nin ska-punk arka planı biraz da buna dayanıyor. Bir de ben kendi alternatif evrenini yaratmış ska şarkılarını da çok seviyorum örneğin The Aquabats gibi. Tamamen dünyadan kopuk, çılgın profesörler, uzaylılar, konuşan kediler vb. Olan evrenleri çok seviyorum. Zombiler teklisi de öyle. Kendi evreni var. Bu evrende normal insanlar var düz, bizim gibi fakat zombiler de var ve hakları çok daha iyi savunuluyor çünkü bir sendikaları var. Normal insanlar da hızlıca ölmeye çalışıyorlar ki hakları daha iyi savunulsun.

Ahmethan:
Second çok güzel yıllanıyor Özgün, elinize sağlık.

Özgün Semerci:
Eyvallah, çok teşekkürler. Tabi prodüktör Taner Yücel’in de adını analım. Şarkının arka planının bu kadar güçlü tınlamasında büyük emeği var.

Taner Yücel

Doğa:
Second nasıl bir araya geldi Özgün?

Özgün Semerci:

Bu soruya hangi second diye karşı bir soruyla cevap veriyorum (gülüşmeler). Grubu ilk kurduğumda Yalova’dan Yıldız Teknik Üniversitesine gelmiş bir mühendislik öğrencisiydim. Çamaşırları kuruttuğumuz odada kuruldu Second. Eylül – Ekim 1999’da kuruldu diyebiliriz. Sonrasında da hiç bir grubum olmadı. Second’a dahil olan müzisyenler değişti ama dahil olan herkes büyük bir şevkle ve bağlılıkla yaptı işini. Öyle çok fazla da değişikliğe uğramadık açıkçası.

Doğa:
Peki isim nereden geliyor? Bir dönem ara da verdiniz bir de onu sormak isterim. O ara neden verildi?

Özgün Semerci:
İsimden başlayacak olursak anı , saniyeyi temsil etsin istedim. Öyle çok da düşünmedim üstüne.

Ara verme işi ise biraz kendi kişisel müzik heveslerim yüzünden aslında. Bir de grup elemanlarının yurt dışına dağılma süreci oldu. Kayıt süreçleri de keyifli olmuyor, belirli bir acı var; aynı şekilde disiplin de. Bu acı ve discipline katlanılması gerekiyor ama insanız bazen katlanamıyoruz.

Bir de  grup elemanlarının yurt dışına dağılma süreci oldu. Sözün özü bir mental güç gerekiyor. Ön taraf oldukça keyifli o ayrı ama arka taraf bazen büyük çaba gerektiriyor.

İşin bir diğer boyutu da bazen ara vermek iyi geliyor. Fikirlerin, düşüncelerin üstüne yatıyorsun. Bazı şeyleri çok hızlı uygulamaya aldığında aslında o fikre, işe zarar da vermis oluyorsun. Dolayısıyla bana iyi geldi, tam zamanında da geri döndük.

Doğa:
Peki punk rock macerası ilk nasıl başladı? Seni ilk etkileyen isimler hangileriydi?

Özgün Semerci:
Valla Türkiye’de punk rock’ın bize benzer tarafını bizim görebileceğimiz şekilde yapan yoktu. Ufak tefek gruplar vardı. Daha çok yabancı gruplardan etkilendik diyebilirim.

Nirvana sonrası oluşan boşluğu dolduran 94 yılında çıkmış bir sürü favori albümüm var mesela. Bu bir tesadüf değil. Nisan’da işte Nirvana dağıldıktan sonra Haziran, Mayıs, Temmuz, Ağustos… En sevdiğim gruplar, hep o aralıkta albüm çıkartmışlar.

Sonrasında 2000 yılının yeni bir pop-punk akımı var. Orayı da satın aldık biz. Yani içselleştirdik. Yine bir 2007’de tekrar bir pop-punk çıkışı var. Biz orayı da içselleştirdik. O dönem daha çok pop ve emo ile biraz daha bütünleşmiştir. 2010’larda yeni gruplar tekrar var. İngiltere grupları var daha çok. Orayı tam satın almadım. Yani orası tam bana geçmedi ama onlar da çok iyi gruplar.

Ahmethan (Arkada çalan şarkı: Tears For Fears- Everybody Wants To Rule The World)
80’ler pop hakkında ne düşünüyorsun Özgün? Ya da pop demeyelim de hani Tears for Fears duyuyorsun bir yerde, ne hissettiriyor?

Özgün Semerci:

Aklıma hep yanlış anlaşılmalar geliyor. Tears for Fears, The Cure bu grupları mesela benden 5 yaş büyük halamın kızı bunların hepsini pop diye dinlediler (gülüşmeler). Baktığında pop tarafı var tabi, ama Bon Jovi pop olarak dinlenmedi mesela, rock olarak dinlendi. Tabi The Cure’u direkt olarak burdan ayrıştırabiliriz de, ülkemize gelişi ilginç oldu.

Ahmethan: (Arkada çalan şarkı: The Beach Boys: Wouldn’t It be Nice?)

Seni biraz geçmişe alayım Özgün. Ben Beach Boys’u hep punk’ın atası olarak gördüm. Tamamen öznel bir değerlendirme tabi ama surf rock janrası bende o vibe’ı uyandırıyor.

The Beach Boys

Özgün Semerci:

Bence doğru bir yerden bakıyorsun. Mesela Blink 182’nin vokal harmonikleri ve aranjmanları The Beach Boys’a çok benzer. Bence The Beach Boys çok başka bir pop kimliği ortaya koydu, çok severim. Hatta Beatles’dan daha çok severim. Ne diye kıyasladım bir anda bilmiyorum ama kıyaslayasım geldi demek ki (gülüşmeler)

Doğa:

Beatles hassas noktamdır benim (gülüşmeler). Bu aralar çok gömülüyor The Beatles.

Özgün Semerci:
Yani Beatles hakkında ileri geri konuşmak popüler olduysa ben çekileyim oradan.

Doğa:
Şunu sormak istiyorum. Punk yapıyorsunuz, peki senin en sevdiğin tür punk mı?

Özgün Semerci:
Tabii, Punk türüne bayılırım. Fakat folk’u da bir o kadar severim.
İyi bir folk dinleyicisiyim. Kıta ya da ülke ayırt etmem bu arada. Amerikan folk, Güney Amerika, Avrupa, Türkiye hepsini çok severim.

Hatta 1990’lar Türkçe pop’un altını deştiğinizde çok fazla Latin Amerika folk örneklerinden görürsünüz. Tabi hiç kredi vb. vermemişler ama dinledikçe ortaya çıkıyor.

Özgün Semerci

Banjo da çalıyorum. Banjo ilgim ise Amerikan İç Savaşı öncesi siyah kültürde yer alan tarafına kayıyor. O dönem banjo ile yapılan siyah müziği çok çok iyi.

Doğa:

Son dönem ilginizi çeken gruplar hangileri peki? Özellikle Türkçe Punk sahnesinde ilgini çeken isimler var mı?

Özgün:
Takip ettiklerim var ancak ilgimi çeken yok. Ama bu demek değil ki sevmiyorum ve öylesine takip ediyorum. O çocukların yapmak zorunda kaldıkları hızlı üretimin ne olduğunu anlıyorum ama daha yavaş üretmeleri lazım bence. Bu hızlı üretim dünyasında yapabileceklerinin en iyisini yapıyorlar bence.

Özellikleri şarkılarına biraz zaman tanımaları ve hikaye noktasında daha güçlü olmaları gerekiyor.

Doğa:
Hikaye kısmı sanırım punk’ın tür olarak politika olarak da iç içe geçmesi ile ilintili değil mi?

Özgün Semerci:
Aslında ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Hani öyle olmak zorunda da değil. Dünyanın bütün politik yükünü gariban punk janrasının üstüne atmak bana doğru gelmiyor.

Doğa:

Yani aslında türün politize oldurulmaya çalışılması türün kendisinden mi yiyor diyorsun?

Özgün:

Aslında bu durumun dışarıdan yüklenen bir misyondan ziyade biraz da punk ile ilgilenen sanatçılardan kaynaklandığını düşünüyorum. Kötü müzik yapıp bunu politik ambalaj ile paketlemek gibi geliyor. Bence bir şarkı ya da bir müzik ya da bir albüm müziği dışında çok fazla ambalajlara ihtiyaç duymamalı bence. Sanatçıların ve türlerin üstüne böyle sorumluluklar yıkılmamalı bence. Punk rock şöyle olmalı, böyle olmalı gibi. Türün gelişimi bence buradan geçmiyor.

Tabi bu demek değil ki politikadan azade edilmiş cansız bir tür olarak yola devam edilsin. Mesela Moğollar kadar kaliteli müzik yapıp bir o kadar da politik olmak kısmından bahsediyorum ben. Bazı şeyleri abartmamak lazım. Abartıp da güzel müzik yapanını pek görmedim inan.

Doğa:
Peki kurgusal bir soru sorayım. Bir albüm tamamen senin elinden çıkacak. Şu ana kadar müzik tarihindeki herhangi bir albüm. O hangi albüm olurdu?

Özgün Semerci:
Zor soru, çok var. Büyüklerden başlayayım. Nirvana Nevermind isterdim. Weezer  Blue albümünü çok isterdim. Bush Razorblade Romance mesela. Smashing Pumpkins – Adore de çok iyi. R.E.M. – Out Of Time mesela. Müthiş albüm.

Nirvana, Nevermind

Doğa:
Peki böyle etnik çalgıların modern müziğe dahil edilmesi ne kadar dahil edilmesi hoşuna gider? Punk olabilir, Metal olabilir. Cümbüş mesela?

Özgün Semerci:

Her sanatçı için coğrafya kader aslında. Kaderini sevmelisin, bağlama mesela ya da cümbüş bence çok iyi gidiyor. Aklıma ilk Led Zeppelin’den Kashmir geliyor. En son David Gilmour örneği var önümüzde. Bir de mesela bazı Nordik Metal grupları var, aslında power metal soundu ama Nordik folk tınılarını da çok iyi yediriyorlar. Amon Amarth geliyor aklıma.

Ahmethan (Çalan Şarkı: The Cure: Lovecats):
Bu şarkıyı sever misin Özgün? Ben çok seviyorum.

Özgün Semerci:

Cure hep radarımdadır. Şu söyleyeceğimi süper bilgi sahibi olduğum için değil ama bazı gruplar var ki şarkı şarkı değil bütün diskografisinin bölünmeden shuffle’a alınıp dinlenmesi gerekiyor. O zaman hikayeyi tam olarak anlıyorsun. Mesela aynısını şu sıralar The Police grubuna yapıyorum. Police benim için çok önemli bir grup. Aranjmanlar, akış hepsi muhteşem. Aslında bir punk grubu bu arada. İlk çıktıkları zaman ki söyleşilerinde %100 punk grubu muamelesi görüyorlar.

Doğa (Çalan Şarkı: Linkin Park: The Emptiness Machine):

Linkin Park’ın tekrardan bir kadın vokal ile geri gelmesi hakkında ne düşünüyorsun?

Özgün Semerci:

Çok iyi şeyler düşünüyorum.

Doğa:

Ben mesela çok iyi düşünemiyorum. Hani önceden kült mertebesine gelen bir Linkin Park var ya kafamızda idealize ettiğimiz. Sanki o Chester ile birlikte bitmeliydi. İlk şarkılarını dinledim asla kötü değil bu arada. Fakat dediğim gibi Linkin Park v2 gibi mi çıksalardı acaba?

Chester Bennington

Özgün Semerci:

Linkin Park ile ilgili şöyle düşünüyorum. Bir Beatles muamelesi çekilmesini bir kere yanlış buluyorum. Linkin Park 2000’lerin başında çıkan bir Nu Metal grubu, o dönem turntable ve scratch kültürü ile metali birleştirmiş gruplardan bir tanesi ama kültleştirilecek grup mertebesinde midir düşünmek lazım. Yeni hareketleri de bence gayet cesaretli bir hamle. Erkek vokalin bıraktığı mirası kadın vokalin taşıması fikri takdir edilesi.

Ahmethan (Çalan şarkı: Fontaines D.C. – Starbuster):

Yeni seslerden açtım bir tane. Ne düşünürsün Özgün?

Özgün Semerci:

Yani konuyu şuraya çekeyim. Aksan ve Türk dinleyicisine olumlu & olumsuz etkisi. Biraz burayı deşelim mi?

Şöyle düşünüyorum. Amerikalı punk grupları var bambaşka bir kültürden geliyorlar, bambaşka stüdyolar, yaşayış, doğaları gereği farklı bir aksan. Bir de İngiliz punk grupları var farklı bir damardan beslenen ve yine aksanı başka olan. Bence Türkiye’de İngiliz aksanlı rock ve punk gruplarına daha fazla ciddi muamele yapılıyor. Yani bir İngiliz grubu çok yüksek sosyete konumlanırken iş bir Amerikan puınk ya da rock grubuna geldiğinde alt sınıf ya da orta sınıf olarak konumlanıp sanki kocaman bir alışveriş merkezinin yanındaki büyük otoparkta takılan gelip geçici gruplar olarak niteleniyorlar.

Gelmek istediğim yer evet İngiliz aksanı daha çok hitap ediyor olabilir ya da Amerikan aksanı ama yerleşik yapı direkt İngiliz aksanına oynuyor Türkiye’de. Fontaines D.C. iyidir severim ama ben işe bu taraftan da bakıyorum.

 Ahmethan:

Çok iyi!!

Doğa:
En unutamadığın konserlerin hangisiydi?

Özgün Semerci:
Zorlu PSM’de verdiğimiz ilk konser çok iyiydi, müthişti. 22 Kasım’da tekrardan sahnedeyiz bu arada. Ankara konserlerimiz de süper geçiyor. Bir de 2010 civarları bir Antalya konserimiz var, efsaneydi. Ağustos’ta öğleden sonra 4:00 civarları, açık hava. Çok kendine özgü ve keyifli bir konserdi.

Ahmethan:
Son sorularımı sorayım. Şu sırada son 3 şarkı söyler misin? Neler dinliyorsun?

Özgün Semerci:
Barış Manço, Ayı’yı çok dinliyoruz şu sıralar çocukla (gülüşmeler).

Doğa:

Bu şahane sohbet için çok teşekkür ederiz Özgün. 22 Kasım’da Zorlu PSM’deyiz, iple çekiyoruz.

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir