Eski Beyoğlu Mekanları: Gizli Bahçe 2.Bölüm 

Murat Beşer
Yazar:
Okuma Süresi: 6 Dakika

Nilgün sokağın gözünde uzaylı gibiydi, mekânın bir tabelası yoktu. Tabela bir yana, hiçbir yerde reklamı, afişi, flyer’ı bile yoktu. Bu nedenle biraz bulunması güçtü, belki de o nedenle gizliydi. Soranlara “Nevizade’de Akdeniz’in hemen solundaki kapı” diyorlardı. Gizli Bahçe, ta ki açıldıktan 20 yıl sonra kapı girişine mütevazı büyüklükte, renksiz ve gösterişsiz bir tabela asmış, sokağa da komşusu Akdeniz’e ödünç verdiği yeri alarak yedi adet masa koymuştu.

Nilgün fotoğraf çekilmesine de kıllanıyordu. Bu yasak yaklaşık 20 yıl sürdü. Sebep tercih edilenin dışında bir kitlenin gelmemesi, bilmemesi isteğiydi. Dil, din, cinsiyet, ırk farkının olmadığı bu yere insanlar sadece müzik dinlemeye gelmeliydi. Zira Serdar Ortaç isteme cesaretini gösteren birileri bile olmuştu bir ara burada. Ama buna rağmen bir baktılar ki mekân “in” olmuş, kapı baca yıkılıyor, dışarıda kapıda kuyruk… Sabaha kadar da hıncahınç dolu oluyor dükkân. Hadi gidin diyor Nilgün ama kimsenin kılı bile kıpırdamıyor. Çünkü herkes burada evinde gibi hissediyor. Çok para kazanıyorlar bir dönem ama bir türlü sevemiyorlardı parayı. 

Doksanlı yılların kendine has zorlukları vardı ki; bireysellik pompalanmış, ego tavan yapmış, herkes kendini başka bir sınıfa ait hissediyordu. Ancak bu mekân bunlara prim vermiyor, kapıdan çeviriyor ya da dışarı çıkarıyordu bu tipleri. Yine de kendini ince ince işleyen bir kültür söz konusuydu. Gece hayatının insanları bir kültürün parçası olarak yaşıyordu. Müzik için dışarıya çıkan bir kitle vardı. Kaynıyordu piyasa, çok güzel albümler çıkıyordu. Doksanlarda müzik endüstrisinin ana-akımları iş yapıyordu, grunge’ından hip-hop’una kadar; 2000’lerde son ana-akım clubber müziği tekno oldu. Barış günde 12 saat çalıyordu, önce süpürge yapıyor, sonra kabine geçiyordu, Sonic Youth’lardan, brit-pop’lardan girip oradan trip-hop’lar, arkasından gece funky diskoyla bitiyordu. Bazı geceler Hüseyin, noise hatta endüstriyel müzikler çalıyordu… Üst katta Indie-alternatif rock çalarken, 1997 yılında alt katı biteviye maviye boyamışlar, drum’n bass çalıyorlardı. 

Fatih Akın burada İstanbul’un gece hayatını ve alternatif müziklerini ele alan “Crossing the Bridge” filminin senaryosunu yazmıştı. Ancak Nilgün ile aralarında geçen bir tartışma sonrasında Nilgün tarafından kovulunca Gizli Bahçe filmde yer almamıştı. Aysel Gürel her mutat Beyoğlu turunda yanında eşi dostuyla gelir, balkona çıkıp kahkahalar arasında rakısını içer ve beraberinde geldikleriyle çıkar giderdi.    

Bir konser sonrası Noir Desir’in Manu Chao dışında tüm elemanları mekâna gelmiş, Nilgün’ü dinlemiş, hayran olmuşlardı. Önünde diz çökerek “lütfen devam et” demişlerdi. Yine bir başka gece özellikle Tufan Demir ile birlikte mekâna gelenlerden biri Larry Heard idi. İstanbul’un yabancı müzisyenler tarafından da en çok merak edilen yerlerinden biri olmaya başlamıştı Gizli Bahçe. Konsere gelenler muhakkak buraya uğruyor, promoter, menajer ya da mihmandarlar tarafından şehrin iyi müzik çalan mekanlarından biri olarak gösteriliyordu. Stereolab, Tinderstick, Osunlade elemanı Richard Davis, Bugge Wesstoft, Mixmaster Morris, Richard Dorfmeister’a kadar pek çok isim burada kabinine girmişti. Hayko Cepkin, Haluk Levent, Teoman, Emrah Ablak, Mor ve Ötesi’nden Kerem Kabadayı, DJ Sarıyılan (Kaan Sezyum), Gökhan Dabak, Fuat; hepsinin burasıyla bir ilişkisi ve derin gönül bağı vardı. 

Gizli Bahçe 2000’li yılları bir kırılmayla geçirmişti. Beyoğlu kitlesi clubber kültürünün etkisi altına girince Hüseyin ile Nilgün ortak Büyükparmakkapı Sokak’ta (yine bina sahibi Orhan Amca) Filter adlı yeri açmışlardı. Hüseyin, Filter’a geçtikten sonra Barış K.’da ayrılarak Godet’ye katılmıştı. Hüseyin ardından 2004’te Cambaz’ı işletti Cengiz ve Şenol’la. Sonra Şenol fotoğraf işine girince Cengiz Indigo’ya geçti, Hüseyin da Gizli Bahçe’ye döndü.

Nilgün Gizli Bahçe’de yalnızken yeniliklere yönelmiş, yeni insanlara kapı açmıştı. Onlardan biri Tufan Demir, diğeri sonradan işletme ortaklığı olan Oğuz Demirtürk. Oğuz önce müdavimdi. 2001 yılında plak şirketi Universal Türkiye’de çalışırken, Kerim Selçuk tarafından “iyi müzik biliyor” diye tavsiye edilince burada DJ’liğe başlamıştı. 2001 haziranından itibaren her pazartesi kabine geçmiş, askere gidene kadar çalmıştı. 2006 yılında ortak olmuş, öte yandan da Indigo’da çalan Tufan Demir’i Gizli Bahçe’ye transfer etmişti. Oğuz askerlik dönüşü FG’ye geçerek Chill-Out Festivali için çalışmaya başlamıştı. 

Orhan Amca 2010 yılında Gizli Bahçe’nin bulunduğu binayı satmaya karar verince, ön cepheyi yukarıdan aşağı kaplayan devasa bir ilan asmıştı: 

“Sahibinden Satılık Bina”…

Zaman hızla geçiyor, bombalar patlıyor, Gezi olayları yaşanıyordu. İnsanlar başka yerlere kaçıyor, yerine yabancılar geliyordu. Avrupalı turistin ayağı kesiliyor, hosteller teker teker kapanıyordu. Bir kültür ölüyor, memleket değişiyor, üretimin yerini tüketim alıyordu. Toplumsal, politik ve ekonomik bozulmaya karşın Gizli Bahçe halen direniyor. Popüler yozlaşmaya davetiye çıkarmıyor, para kazanmak uğruna modaya ve kötü müziğe itibar etmiyor. Birçok bar buranın güçlü ambiyansını zamanında örnek almışken, aradan geçen uzun zamana karşı doksanlı yılların ruhunu temsil edecek orijinalliği koruyor. Nilgün ve Hüseyin, asla yeni bir şube ya da yer açmayı düşünmüyor. Her şeye rağmen burayı biraz da insanların gidecek yeri yok diye ayakta tutuyor, Beyoğlu’nun toparlayacağına inanıyorlar. O yüzden halen buradalar. 

(Bitti)

Murat Beşer (muratbeser034@gmail.com)

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir