Kayıt dönemi
Nick Drake, ikinci albümü “Bryter Layter”dan sonra ciddi bir kırılma yaşıyordu. O albümde denediği daha zengin, orkestrasyonlu yapı hem beklediği karşılığı bulmuyor hem de zarar ettiriyordu. Bu noktadan sonra iyice kabuğuna çekilen müzisyen, çevresinden de yavaş yavaş kopmaya başlamıştı. Aklındaki tek şey üçüncü albümüydü. Daha sade bir müzikal çizgiye gitmeye karar veren Drake, duygularını korkutucu derecede dürüstçe müzikle birleştirme kararını almıştı. Bu tercih aslında estetik bir karardan çok, içinde bulunduğu ruh halinin bir yansıması gibiydi. İçine kapalı, yalnız ve kimseye bir şey açıklama hali yok gibiydi. Bu yüzden her şeyi “Pink Moon”a akıtacaktı.
Kayıt süreci de tam olarak bu ruh haline denk düşüyordu. 1971’de Londra’da stüdyoya giren Nick Drake, “Pink Moon”u sadece iki gece içinde kaydetmeyi başarmıştı. Yanındaysa sadece albümün prodüktörü John Wood vardı. Şarkıların çoğu ya tek take’le ya da iki take’le kaydedilirken hiçbir şeyi kusursuz hale getirmek için hamle yapılmıyordu. Kusurdan zerafet çıkarmak istiyordu diyebiliriz Nick Drake’e tam da bu sebeple. Sadece albüme adını veren şarkı bu durumun aksini oluşturuyordu. Şarkının ortasında yer alan piyano kısmının kusursuz olmasını isteyen Drake, bu şarkıyı birkaç take’ten uzun sürecek şekilde kaydetti. Sadece 28 dakikada tüylerimizi diken diken eden bir sadeliğe ve tekinsizliğe sahip “Pink Moon”u ortaya çıkan şey de tam olarak bu içe dönük yaklaşım. Filtresiz, çıplak, çiğ ve ürkütücü derecede samimi bir kayıt…

Kapağı ve görsel dünyası
Başlangıçta Nick Drake’in portresini çekmesi için görevlendirilen Keith Morris’in fotoğrafları, Drake’in giderek içine kapanan, kamburlaşmış bedeni ve donuk bakışları nedeniyle rafa kaldırılmak durumunda kaldı. Bu kareler albümün kırılgan ruhunu yansıtsa da Island Records tarafından pazarlanabilir bulunmadı. Bunun yerine, plak şirketinin yaratıcı direktörü Annie Sullivan’ın yönlendirmesiyle, Drake’in yalnızca “pembe bir ay” fikrini zar zor ifade edebildiği o sessiz iletişim anından yola çıkıldı. Michael Trevithick imzalı Dali’yi andıran sürrealist bir illüstrasyon albümün kapağına taşındı edilir. Bu kapak, Drake’in zihninin dışavurumu gibiydi. Gerçeklikten kopmuş, zamansız ve tekinsizdi. Albümün içe dönük tarafıyla örtüşen bu görsel dil, sanatçının giderek silikleşen varlığına karşılık, hayal gücünün hala canlı kaldığının göstergesiydi.
Ölümü ve mirası
Nick Drake’in hikâyesi 25 Kasım 1974’ün erken saatlerinde, kimse tam olarak anlamadan bitmişti. O gece aslında her şey onun için oldukça sıradan ilerlemişti. Yine geç saatlere kadar uyanık kalmış, sabaha karşı mutfağa inip bir şeyler atıştırmıştı. Ailesi bu duruma alışkındı, o yüzden kimse üstünde durmamıştı. Kısa bir süre sonra odasına geri dönmüş ama işte o noktadan sonra her şey değişmişti. Öğlene doğru annesi odaya girdiğinde onu yatağın üstünde hareketsiz bulmuştu. Sonradan ortaya çıkan bilgilere göre, Amitriptyline adlı antidepresandan yüksek doz almıştı. Ortada bir not yoktu, net bir açıklama da yoktu. Yapılan inceleme bunun depresyonla bağlantılı bir intihar olduğunu gösterse de hiçbir zaman tam olarak neyin olduğu öğrenilememişti. Bilinen bir şey varsa 26 yaşında ve “Pink Moon” gibi bir folk klasiğini birkaç sene önce dünyayla buluşturmuş bir insanın dünyayla mesaisi sona ermişti.
“Pink Moon” aslında çıktığı dönemde hak ettiği ilgiyi görmeyen bir albüm olarak ele alınsa da 1999’da işler değişti. Volkswagen’in “Milky Way” adlı reklamında ‘Pink Moon’ çalmaya başladığında, insanlar 27 yaşındaki bu şarkıyla bağ kurmaya başladı. Reklamın sade, gece sürüşü hissiyle birleşen atmosferi şarkıyı bambaşka bir yere taşımış ve sonuç hemen kendini göstermişti. Hem albüm hem de araba satışları artmıştı. Dahası bu sadece kısa süreli bir hype değildi. Reklam o kadar iyi işliyordu ki şarkıyı, birçok insan Nick Drake’in varlığını keşfetmişti. Tüm bu hikayenin en tatlı yanıysa Volkswagen, 2001’de yeni Cabrio alanlara içinde “Pink Moon” olan bir CD vermesiydi.
Puan: 9/10
Tür: Folk
Yayın: 1972
Süre: 28 dakika
Label: Island


