Beat Talks- MAVİSAKAL: “MAVİSAKAL’dır Ne Yapsa Yeridir!”

Murat Beşer
Yazar:
Okuma Süresi: 15 Dakika

Memleketin rock tarihi sayfalarında altı kalın çizilmesi gereken belli başlı isimler arasında MAVİSAKAL’ın muhakkak çok havalı bir yeri var. İcra ettikleri türün ruhunu tüm liyakatiyle yaşamış ve dinleyicisine hissettirmiş nadir topluluklardan biri MAVİSAKAL. Aktif olduğu dönemde rock’n roll’a karşı duydukları sadakatten piyasa uğruna ödün vermemiş, aşılmamış bazı şarkıların sahibi olarak, rock müzik tarihimizde asırlar sonra bile dinlenecekler. Biz de geçenlerde bir Rainbow45 eylemi olarak ilk defa plak olarak basılan “İki Yol” single’ı ile “Kan Kokusu” albümünü fırsat bildik, topluluğun davulcusu Murat Tümer ile eski defterleri açtık.  

Tarsus Amerikan Lisesi günlerinde Echo 83 adıyla yarışmalara katılıyor beste çalıyordunuz? Ne zaman ki cover çalmaya başladınız ve ödüller geldi. Bu coverlar nelerdi ve sizlere ne kattı?

– Bak bu konu enteresandır. Bizim liselerarası müzik yarışmalarına katıldığımız yıllarda beste kategorisi yoktu ama biz sadece beste çalıyorduk. İlk 2 sene sonunda çok sevdiğimiz 2 şarkıyı da coverlamaya karar verdik. Böylece 1 beste, 1 de cover yapacaktık. Lise 2’de Whitesnake’den “Come And Get It”, lise sonda da Ben E. King’den “Stand By Me” çaldık. Hatırlıyorum, her iki sene de Adana Kapalı Spor Salonu tezahürattan yıkılıyordu. Ancak biz jüriden hiçbir zaman ödül almadık. Ödül yıllar sonra dinleyiciden geldi. 

Hangi kriterlerle Charles Perrault’un kitabındaki seri katili isim olarak seçtiniz?

– Tarsus Amerikan Lisesi yıllarında, Echo’83 olarak okulda yapılan bir yetenek yarışmasına katılmıştık. Kısa bir skeç yazdık: “Ve Tanrı Echo’yu Yarattı!” Skeç müziğin doğuşu, gelişmesi ve Echo’83’ün yeryüzüne inmesi üzerine eğlenceli bir hikayeydi. Alternatif dünya tarihimizde punk çağına geldiğimizde “Amcam ve Mavi Sakalları” adında bir punk grubu yaratmıştık. Şimdi düşününce bugünlerdeki grupların ismine benziyor sanki… Neyse, o yetenek yarışmasında ikinci olduk. Yıllar geçti, Tarsus’tan mezun olup İstanbul’a geldik. Echo dönemi bitmişti doğal olarak. O sene ben Amerika’daydım, bir gece telefon çaldı. Arayan Kaan Altan ve Emin Ersoy’du. Grubun ismini “Amcam ve mavi sakalları” koyalım mı dediler. Ben de çok beğendiğimi ama uzun olduğunu söyledim. Kısalttık. Adımız MAVİSAKAL oldu.

İsmail Uzelli ile nasıl tanıştınız? Ve daha sonra neden Raks’a geçtiniz?

İsmail Uzelli ve Murat Tumer

– Yanlış hatırlamıyorsam Tibet Ağırtan’ın bir arkadaşı vasıtasıyla oldu. İsmail son derece beyefendi ve müzik için iyi bir şeyler yapmaya çalışan birisi olarak kaldı hep aklımda. İlk albümümüz “Çektir Git”i İsmail ile, hemen ardından “MAVİSAKAL 2”yi ise Metin Uzelli ile yaptık. Her ikisi de bize inandı, kendilerince risk aldı ve sağ olsunlar Yürütücü Yapımcı olarak albümlerde yer aldılar. 1994’te MAVİSAKAL 2 sonrası solistimiz Tibet Ağırtan Avusturalya’ya yerleşme kararı aldı. Kaan eğitimi için Almanya’ya, ardından Finlandiya’ya gitti. Ben İstanbul’daydım ve kendi şirketimle uğraşıyordum. Araya bir süre sessizlik girdi.

1997’de yeniden Kaan’la bir araya geldiğimizde, bu sefer albümü kendimiz yapmaya ve sadece dağıtımcıyla ilerlemeye karar verdik. Zira ilk iki albümden o güne kadar geçen 5 yıl içerisinde bize hiçbir hak ediş ödemesi yapılmamıştı. Bu, bugün de hala aynıdır. Biz başka yapımcılardan yayınlanan hiçbir eserimizden bir hak ediş alamadık. Kendi yapımımız olan “KAN KOKUSU” ve “İKİ YOL” bu resmin dışında kalıyor. Uzun lafın kısası; Raks’a geçmedik, kendi yapımımızı sene ve adet kısıtlamasıyla Raks’a lisanslayarak bastırıp dağıtımı yaptırdık. Yapım hakları hep bizde kaldı.

Sen bir kaza geçirdin ve kolunu kaybetme riski yaşadın. Bu nasıl oldu? Davula nasıl döndün?

– 1992’de ilk albümün kayıtları sırasında oldu. Albümü Boğaziçi Üniversitesi Stüdyoları’nda kaydediyorduk. Ben o dönem kardeşimle birlikte yeni kurduğumuz şirketimle kongre organizasyonları yapıyordum. İkili bir hayatım vardı; sabahları işe gidiyor, çıkışta ekiple buluşup sabahın ilk saatlerine kadar müzik konuşuyor, yapıyor, yaşıyorduk. Albümün yarısı bitmişti ve Nevşehir’e bir kongreye giderken o yorgunlukla direksiyonda uyuya kaldım. Akıl alır gibi değil ama oldu. Ben solağım ve kazada sol kolum paramparça oldu. Oldukça sıkıntılı bir süreçti. Dört operasyon geçirdim. Ardından 8 ay fizik tedavi sürdü. Kolda ve sol omuzda hareket kısıtlaması kaldığından davulu yeni baştan, çok daha kısıtlı bir şekilde çalmayı öğrendim diyebilirim. O süreçte grup elemanları büyük destek verdiler ve ben ayağa kalkana kadar gitarlarını duvara astılar.

İlk kasette programlama kullanmamıştınız, ritimde çekmeler vardı. Şimdi bu albümü yeniden kaydetseniz neleri değiştirmek isterdin?

–  Hmmm…. Ben aslında koşmamla meşhurumdur, çektiysem iyi bir şey yapmaya çalışmışım demektir. Şaka bir yana, bu tam olarak öyle değil. Yukarıda anlattığım kaza sonrası aslında ilk kasette bazı şarkılarda programlama kullanmak zorunda kaldık. Albüm kayıtlarının ortasında ben kolumu parçaladım ve Tibet Ağırtan sağ olsun, tüm konser kayıtlarımızı dinleyerek benim çaldığım partisyonları notasını değiştirmeden programladı. Tam deli işiydi o yıllarda yaptığı şey. Şimdi ilk albümü kaydetsek, şehirlerarası yolda direksiyonda uyumamayı isterdim.

Sanırım bu ülkede ilk olarak sağlam manada (Camel ile) sponsor bulan rock topluluğu siz oldunuz? Bu nasıl gerçekleşti?

– Bir akşam Beyoğlu’nda bir barda çalarken Camel’ın o yıllardaki Pazarlama Direktörü Murat Aktaş seyircilerimiz arasındaydı. Konser sonrası bizimle konuşmak istediğini söyledi ve olaylar gelişti. İlk etapta Ortaköy’de 1 konserlik bir teklif istediler. Biz de onlara 2 hafta sonra bir sunum yaparak tasarladığımız Türkiye Turnesi’ni sunduk ve bize sponsor oldular. Uzelli ilk Türk rock CD’sini (MAVİSAKAL 2) bastı. Çektir Git ve Şaşkın radyoların yanı sıra televizyon programlarının da dikkatini çekti. Barış abi (Manço) bizi ilk TV programımıza davet etti. Ardından Star TV Şaşkın’ın klibini yayınladı ve şarkılar bir anda TOP 20 listelerine girdi. 1993 senesinde MAVİSAKAL ikinci albümüyle uçuşa geçti.

1997 yılında Status Quo’nun konuğu olarak Londra Wembley Arena’da sahne almanız nasıl gerçekleşti?

– 97 yılında İKİ YOL ve KAN KOKUSU’nu kaydederken Status Quo ve Moody Blues’un prodüktörü Pip Williams ile çalışmıştık. Pip bizi Status Quo’nun menajeri ile Londra’da bir araya getirdi. Hayattan, müzikten konuşurken kayıtları dinledi ve birlikte çalma hayalimizden bahsettim. Oldukça cömert bir teklifle geldi: “Britanya ve Almanya turnelerinde çalmak ister misiniz? Sonra da Japonya pazarına bakabiliriz” dedi. Tabii havalara uçtum ben. Hemen Universal Türkiye ile irtibata geçtik, dış pazarlara müzik dinletildi ve iki konu gündeme geldi.

Birincisi, şarkıları İngilizce yapmak gerekiyordu. Buna “bakalım ama olabilir herhalde” dedik. Zaten İki Yol ve Balta’yı İngilizce kaydetmiştik. Diğerleri de denemeye değerdi.

İkincisi ise tası tarağı toplayıp Londra’ya yerleşmemizdi. Kaan zaten Almanya/Finlandiya’dan yıllar sonra yeni dönmüştü, Genç yıllarca yaşadığı İsviçre’den İstanbul’a koşarak gelmiş ve yeni evlenmişti, Andy Amerika’dan tabir uygunsa kaçmış tüm Avrupa’yı gezmiş, İstanbul’da karar kılmıştı, benim de işim ve eşim İstanbul’daydı…. Kimse kalkıp gitmeye ve en baştan başlamaya gönüllü değildi açıkçası. Açılış grubu olarak, bu iki madde olmadan ancak kendi imkanlarımızla bu turnelere katılabilirdik, zira uluslararası bir kontratın olmadan majör yapım şirketleri bunu finanse etmiyorlar. Elbette böyle bir bütçemiz yoktu. Zaten her 2 albüme de kendi cebimizden inanılmaz bir bütçe koymuştuk. Dolayısı ile biz bunu pas geçmek zorunda kaldık. Ben Londra’ya gidip, bunu yapamayacağımızı ama eğer uygun görürlerse Wembley Arena’da 2 gün ön gruplardan birisi olmak istediğimizi söyledim utana sıkıla. Gülerek “İnanılmaz! Ama elbette ok” dediler. Turnenin afişlerine “Special Guest At Wembley Arena” ibaresi ekleyerek MAVİSAKAL logosunu bastılar. Çok duygulanmıştık Londra sokakları ve 1997 Ağustos-Aralık yabancı müzik dergilerinde ilanları gördüğümüzde.

Ben de bu hikâyeyi ilk defa detaylarıyla sana anlatmış oldum.

Bu toplulukta herkesin sevdiği isimler listesinin ortak topluluğu Status Quo’mu? Öyleyse neden?

– Bak sana bir hikâye daha anlatayım o zaman. Ben Tarsus Amerikan Lisesi’ne Orta 2’de yatılı transfer oldum Ankara TED’den. Okulda ikinci hafta İngilizce dersinde expert (uzman) kelimesi ile cümleler kuruluyor. Arka sıralarda oturan çelimsiz, çok sessiz ama arada acayip gitar solosu sesleri çıkartan bir tip oturuyor. Sıra ona gelince “I’m an expert in Status Quo” dedi. O yaz okul başlamadan önce İngiltere’de okuyan kuzenlerim İskenderun’a gelmiş ve bir sürü plak getirmişti. Deep Purple, Status Quo vs, ne ararsan var. Ve ben tüm yaz o plakları incelemiş, hayaller kurmuş ve kendimce bir Quo hayranı olmuştum. Ders çıkışı hemen koşup o çocuğu buldum. “Merhaba, ben Murat, yeni geldim okula” dedim. “Biliyorum, seni yatakhanede gördüm, ben de Kaan” dedi. Başladık konuşmaya. O keman çalıyor ama gitara başlayacak, ben de piyano çalıyorum ama davula geçmek istiyorum. Bir grup kuralım o zaman dedik. O gün grubu kurduk, adını da Benefit koyduk. Çocukluk işte, her yere grubun adını yazıyoruz, akşam etütlerde konser afişleri yapıyoruz, StatusQuo ile Wembley’de ortak konser afişleri. Ama daha birlikte bir nota çalmışlığımız yok. Etütteki monitör abiler afişleri görünce “Oğlum ödevlerinizi yapsanıza, adam olmayacaksınız siz” diye bize takılıyorlar. Bu böyle 1 sene devam etti. 1979 yılının sonunda diğer şubelerden birinde olan Tibet yanımıza geldi “bir yetenek yarışması yapılacak, sizin de grubunuz varmış, beraber katılalım mı?” dedi. “İyi de aletimiz yok ki, ne çalacağız” dedik. “O kolay, okulda Ayhan Sicimoğlu ve Olcayto Ahmet Tuğsuz dönemi Echo’68 ‘in enstrümanları varmış depoda, ben öğrendim. Onları kullanabiliriz” dedi. Ve işte bu şekilde MAVİSAKAL’ın ilk temelleri atılmış oldu. Evet o yıllarda, 14-15 yaşında, ortak sevdiğimiz grup Status Quo idi. Nedeni için Rockin’ All Over The World dinlerseniz anlarsanız. Bu arada bir dipnot düşmek isterim: az önce bahsettiğim etüt monitörü abiler biz Wembley Arena’da çalınca bizden habersiz bilet alıp Londra’ya uçmuş ve sahne arkasında bizi bulup “Oğlum adam olamadınız ama şu konsere çıktınız. Aferin lan size!” diye abiliklerini de yapmışlardır.

1993 yılında çıkan “MAVİSAKAL 2”nin ülkemizde yayımlanan ilk Türkçe rock CD’si olmasının hikayesi nedir?

MAVİSAKAL 2

– Bir akşam Tibet’le benim evde oturuyorduk. Tibet Ağırtan bana “Oğlum senin de yazdığın bir şarkın olsun” dedi. Ben de ona “Aklımda şöyle bir şey var” diye Şaşkın’ı mırıldandım. Tibet “Bak orasını şöyle yapsan daha iyi olur vs” diye diye bana şarkıyı yazdırdı. Sabah da Metin Uzelli ile randevum vardı. Geceyi daha uzatmadan ben yattım. Sabah kalktığımda salonda üzerinde “ŞAŞKIN” yazan bir kaset vardı. Tibet sabaha kadar 4 kanallı aletle kaydetmiş şarkıyı. Aldım Uzelli’ye gittim. Metin dinledi “Abi hemen bunun kasetini çıkaralım” dedi. O yıllarda bir rock grubuna CD basmak söz konusu bile değildi. O sırada CAMEL turnesi için görüşmeler başlamıştı. CAMEL’a gittim, “Biz ilk Türk Rock Cd’sini basıyoruz. Bizi destekler misiniz?” dedim. “Elbette” dediler. Oradan uçarak Uzelli’ye gittim “CAMEL bize sponsor oluyor ama bizim bunu CD basmamız lazım dedim. Metin “Tamamdır!” dedi. Kasetlerin yanı sıra CD’yi de basmayı kabul etti. Yıl 1993; hem ilk Türk Rock CD’si basıldı, hem de ilk defa bir Türk Rock grubu böyle büyük bir sponsor ile turne yaptı. 1998’de de ikinci büyük turne yine bize nasip oldu. Bu sefer de Doritos’la önce Wembley Arena’ya, ardından da Türkiye çapında gerçekleşen “KAN KOKUSU” turnesine çıktık.

Çok rağbet gören ve konser veren bir toplulukken, 2000’lere girildiğinde neden sessizliğe büründünüz?

– 1999 depremi hem memleketi hem de grubu vurdu diyelim. Moraller bozuk, hepimiz bir yerlere dağıldık ve tutunamadık birbirimize.

2006 ve 2007 yılındaki çalışmalardan sonraki albüm 2015 yılında gelmişti. Neden bu kadar ara vermiştiniz?

– Kaan, Karapaks ile, ben de Foma ile meşguldüm. Her ikimiz de yeni ekip arkadaşlarımızı yarı yolda bırakmak istemedik. O projeler 2013’e kadar sürdü. Ardından yeniden bir araya geldik.

20’ye yakın müzisyen, neden bu kadar çok isim gelip geçti MAVİSAKAL’dan?

– Bu sorunun cevabını sana uzun analizlerle anlatmaya çalışırım ama doğrusu ben de bilmiyorum. Hayat öyle gelişti diyelim. Garip bir 45 yıllık yolculuk oldu. Ama çekirdek kurucular ve aramızdaki kardeşlik anlaşması belli: Kaan Altan, Tibet Ağırtan ve Murat Tümer. Bu 3 isimden 2’si bir araya geldiğinde MAVİSAKAL ismi ile yola çıkabilirler. Yayınlanmış tüm MAVİSAKAL albümlerinde bu 3 isimden 2’sini bir arada görebilirsin.

Senin bir iş insanı olman müzik yapmana engel oldu mu, yoksa bunun avantajlarını mı yaşadın?

– Her ikisi de oldu Murat. Dönem dönem iş ile müziği ve hatta aile hayatını bir arada yürütmek çok zorlayıcı oldu. Her tarafa yetişmeye çalışıyorsun ama olamıyor. Ben çok şanslıyım, her zaman beni destekleyen partnerlerim oldu iş hayatımda da, özel hayatımda da. Burada bahsettiğim şey onların beklentilerine yetişememek değil, benim içsel hissim. Diğer taraftan iş hayatındaki kazanımlarım gerek maddi gerek de manevi olarak MAVİSAKAL’a büyük katkıda bulunmuştur. Bugün yeniden başlıyor olsam, zorlayıcı da olsa, hiçbir şeyi değiştirmezdim bu denklemde.

Topluluğun adını neden büyük harflerle ve bitişik yazıyorsunuz?

MAVİSAKAL bizim türettiğimiz bir özel isim. Bitişik yazıldığında daha etkili ve güçlü durduğunu düşünüyorum. Albümlerden önceki yıllardaki konserlerde ilk logomuz ayrı ve iki satırdı, görsel olarak zayıftı. Bunun üzerine tek kelime yaptık. Tercihan büyük harflerle yazıyoruz ama küçük harflerle de kullanılıyor. Yeter ki bitişik yazılsın…

“Kan Kokusu” ve “İki Yol”un plak olarak basılması sizi yeniden bir araya gelmek ve albüm yapmak, konser vermek konusunda gaza getirebilir mi?  

İki Yol

Bu yönde çok talep geliyor. Artık gaza gelecek yaşı geçtik diye düşünüyorum. Şu anda bu değerli kayıtların kaybolmadan yeniden ortaya çıkışının ve böyle coşkuyla kucaklanmasının mutluluğunu yaşıyoruz. Kim bilir yarının ne getireceğini? MAVİSAKAL’dır, ne yapsa yeridir!

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir