90’lı Yıllarda Beyoğlu Mekanları – Sefahathane 1. Bölüm

Murat Beşer
Yazar:
Okuma Süresi: 5 Dakika
Sefahathane zamanı Atlas Pasajı

İstiklal Caddesi’ndeki Atlas Pasajı’na girince 30 metre kadar sonra sağınızda kalan fantastik mekânın adıydı Sefahathane. Atlas Sineması’nın yukarı tırmanan giriş merdivenleriyle kapı komşuydu. Buranın ömrü Beyoğlu’ndaki diğer mekanların ortalama ömürlerinin çok üzerinde olmuştu. Maymun iştahlı gece hayatı insanlarının vazgeçemediği yerlerden biri olmaya mütemadiyen her sezon devam ediyorlardı. Küllerinden doğan bir Anka Kuşu gibiydi. Bir değil, iki değil; defalarca yeniden doğmuştu, adeta dokuz canlıydı. 

Ses bombardımanı altındaki cadde üzerinde duyabileceğiniz en iyi müzikler buradaydı. Ne de olsa pasajda mekânın DJ’lerini besleyen Kod Müzik, Karga Müzik gibi dönemin en iyi plaklarını CD’lerini getirip satan dükkanlar bulunuyordu. Müdavimleri arasında bolca selebriti vardı, tiyatrocusundan dizi oyuncusuna, ressamından felsefecisine: Yetkin Dikiciler, Sarp Apak, Hasibe Eren, Nejat İşler, Şener Şen, Oruç Aruoba neredeyse her hafta birkaç gün burada oluyordu. Bu nedenle de Cihangirliler buraya “Beyoğlu’ndaki Nişantaşı” adını takmışlardı ama Sefahathane, geleneksel Beyoğlu eğlence hayatının son kalesiydi. 

Cem Selcen, Sefahathane

Sefahathane iki ortak tarafından açılmıştı; biri aynı zamanda Beyoğlu Sineması’nın da ortağı olan Kadir Albaş, diğeri ise kısa bir süre Roxy’yi açacak olan Cem Selcen. 1992 yılında mekânı kiralık olarak bulan Kadir olmuş, iki ortak yıllarca birlikte dostane biçimde mekânı işletmişlerdi. Sefahathane ile birlikte Cem mühendisliği bırakmış, kendini buraya, ardından Roxy’ye ve yazmaya adamıştı.

Dükkânın bir önceki kiracısı burada bir atari salonu işletiyordu. Tarihçesi ise biraz ilginçti. İkinci Mahmud’un üst katta sefahathanesi varmış zamanında, yani bir çeşit garsoniyer. Sefahathane’nin olduğu yere de at arabalarını bağlarlarmış. Tarihi bir sefahat mekanı olduğu için adını Sefahathane koymuşlardı. 

Sefahathane öncesi Atari salonu

Cem’in kız arkadaşı mimardı. Sütunlar arasındaki bu 70 metrekare ince uzun yeri devralır almaz özel masa ve sandalyeler yaptırmışlar, yukarıda tavandaki resimlerden bir ikisini aşağıya kopya ederek eklemişler, ilk defa patine boyalar kullanmışlardı. Tüm dekoru özel yaptırmışlardı, lambalarına varana kadar.

Duvarına Nietzsche’nin “Böyle Buyurdu Zerdüşt” kitabından bir alıntı nakşetmişlerdi: “Yürümeyi öğrendim; o zamandan beri bırakıyorum kendimi ki koşayım. Uçmayı öğrendim; o zamandan beri itilmem gerekmiyor, harekete geçmem için. Şimdi hafifim. Şimdi uçuyorum, şimdi kendimi kendi altımda görüyorum, şimdi bir tanrı dans edip geçiyor içimden.”

Ömer Madra

Tahmin ettiklerinden çok daha güzel bir yer haline gelmişti. Hatta tasarım dergisi çıkaran Ömer Madra, mekân başka bir dergide Home Dergisi’nde konu edilince “nasıl olurda bizim dergide çıkmaz” diye hafiften darılmıştı. 

Cem’in Sefahathane öncesinde takıldığı bir iki bar vardı: biri Ceneviz Kahvesi, diğeri Sekiz Buçuk. Orada iki kardeş Kaan ve Tolga DJ’lik yapıyordu. Onlara teklif etmişti, “gelin burada müzik yapın” diye. Tolga gelip uzun süre çalmıştı. Kapıyı açtıklarında doğru dürüst bir DJ setup yoktu, mikser bile yoktu, amfinin içinden geçirerek ses yapıyorlardı. Aynı zamanda Ceneviz Kahvesi’nden yetişmiş Burak ve Zenci lakaplı Tolga ilk dönem bardaydı, yıllar sonra Amerika’ya New York’a göçtüler. 

Sefahathane’de bir parti

İçerisi taş çatlasın 60 kişilik bir yerdi. Mermer sütunlar buraya gizemli ve tarihi bir hava veriyordu. Gündüz kafeydi, akşam bar; Atlas Pasajı’nın içindeki koridoru da kullanıyorlar, saat 22:00’de pasajın kapanışından sonra burayı yüksek tavanlı bir kulübe çeviriyorlardı. O saatten sonra kapıları sadece Sefahathane müdavimlerine açıyorlardı. Böylelikle küçücük mekânı istedikleri kadar rahat ve özgürce kullanabiliyorlardı. 

Gaste Dergisi

Mekânın kültürü içinde yaşananlarla ilintiliydi. Çeşitliliği arttırmak amacıyla alabildiğine farklı isimlere, hatta bazen müşterilere DJ kabinini açıyorlardı. Burada olduğu üzere, başka konularda da müdavimlerin önerilerine açıklardı. Bazı şeylere birlikte, onların görüşleri doğrultusunda karar veriyorlardı, çünkü mekânın gerçek sahiplerinin içinde yaşayan ve orayı evi belleyen müdavimler olduğunun bilincindeydiler. Örneğin müdavimlerden gelen “Sefahat Hikayeleri” adlı köşeyi Gaste Dergisi’nde 17 sayı boyunca yayınlamışlardı. 

Güven Orman

Ellerini kullanmadan içki içebilir misin iddiası üzerine koli bandıyla sarıp sarmalanan kafası kıyak bir müşterinin, ancak durumu tuvalete gittiğinde çövdürememesiyle kavraması; ailecek bar üzeri eğlencelerine dahil olan bir müşterinin babasını barın üzerinde dans ederken görmesi; DJ (ve müzik direktörü) Güven Orman’ın bir kızın ısrarları üzerine her geldiğinde Gorillaz’tan “Dare” parçasını düzenli olarak çalması; bir kadının evlendiği gün nikah salonundan eşini koluna takarak gelinlikle çıkıp eğlenmeye gelmesi; barda uyuyakalan bir kızcağızın üzerine battaniye örtülmesi… Bunların tamamı “Sefahat Hikayeleri”nde yer alan insanların mekana karşı duyduğu aidiyet hissinin göstergeleriydi. 

Devam edecek…

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir