Kabul edersiniz ki Beyoğlu’nun kaderini etkileyen en önemli mekanlardan biriydi Roxy, birkaç amiral gemisinden biri…
Doksanlı yılların başındaki Beyoğlu’nun gece hayatının o itiş-kakış dolu havasını değiştiren, alaturka bir pejmürdelikten çıkarmak yolunda ilk adımları atan, eğlence anlayışımızdaki modernleşmenin başını çeken kulüplerden biri olan bu kulübün fikri temellerinin Bilecik’te, bir jandarma taburunda atıldığını hiç tahmin eder miydiniz?
Mümkün değil!
Bakın anlatayım…
Cem Selcen’in Gençlik Yılları ve Hayata Atılışı

Roxy’nin kurucusu Cem Selcen, İstanbul doğumlu ama anne-baba ayrılınca çocukluğunu Bursa’da anneannesinin yanında geçirmiş. 7-8 yaşlarında sokaklarda simit satmış, liseyi okurken de arada bir kaçmış İstanbul’a klasik müzik konserleri izlemek amacıyla. Sonrasında İstanbul’a üniversite okumak için gelmiş, Yıldız Teknik’e…
Okurken garsonluğu da öğrenmiş, holding patronlarıyla arkadaş olmayı da becermiş. Daha doğrusu sokaktan gelerek yükselmenin, ama geldiği yerin değerlerini unutmamayı öğrenmiş.
Askerlik Yılları ve Hayal Kahvesi’nin Doğuşu

Mezuniyetten sonra askerlik gelmiş, çatmış. Daha sonra askerlik dönüşü Hayal Kahvesi’ni açacak olan sinemacı Fehmi Yaşar ile asker arkadaşı olmuş.
Sekiz ay boyunca koğuşta akşamları hep hayal kurarlarmış; bir yer açalım içinde çaydan kahveye her şey olsun, insanlar gelsin gitsin diye… Askerlik bitince iki arkadaş Sıraselviler’de 1882 adlı binanın giriş katını ortaklaşa tutmuş, parasını da vermişler. O sıralar oralarda hiç kimsecikler yok, Kemancı bile henüz Köprüaltı’nda. İstiklal Caddesi trafiğe açık. Fakat mal sahipleri olan kardeşlerin arasında sorun çıkınca yeri bunlara veremiyorlar. İki kafadar ellerinde kalan parayı Afrika Han’ın altındaki dükkanları kiralamayı düşünüyor. Burası 1000 metrekareye yakın küçük küçük dükkanlardan oluşan bir yer; sonradan Hayal Kahvesi olacak yerin altı. Hanın üzerinde de bir meyhane vardı köşede. Meyhane sahibine parayı veriyorlar ama aksilik bu ya, basiretleri bağlanmış orası da bir türlü olmuyor. Cem o sıralar mühendislik yaptığı için işleri Fehmi kovalıyor. O esnada parayı iade edemeyen meyhaneci Fehmi’ye kendi dükkanını teklif edince işler değişiyor ve böylece Hayal Kahvesi açılmış oluyor, tarih Haziran 1992.
Sefahathane’nin Açılışı

Bunun üzerine Cem kendini dışarıda bırakılmış hissediyor. O hislerle Atlas Pasajı’nın girişinde hemen sağda Sefahathane’yi açıyor. Tarih Temmuz 1992.
Ortağı (aynı zamanda Beyoğlu Sineması’nın da ortağı olan) Kadir Albaş ile o kadar hızlı organize olmuştu ki, Sefahathane’yi müzik festivalinin açılışına yetiştirmişlerdi. Burayı Cem mühendislik işleriyle birlikte yürütmeye gayret ediyordu ama daha çok yazı yazmak istediği için ne mühendislik ne de mekân pek izin vermiyordu buna. Cem’in babası da oyunlar yazan bir adamdı, ondan miras kalmıştı yazma sevgisi ve bir de antika yazı masası.
Sefahathane çok sevilmiş, ilk yılından sonra kült bir mekânı haline gelmişti. İstanbul’un her yerinden bu küçücük 70 metrekare mekânın müşterisi vardı. Ancak potansiyeli karşılayamadığı için Cem daha büyük bir yere ihtiyaç duymuştu. Zaten mühendisliği de bırakacak, hepten bu işle ilgilenecekti bir de yazmayla.
Roxy’nin Açılışı ve İlk Yılları

Cem’in bu süreçte takıldığı bir iki bar vardı. Biri Ceneviz Cafe, diğeri Sekiz Buçuk. Orada iki kardeş Tolga ve Kaan Yüceil kardeşler DJ’lik yapıyordu. Onlara teklif etmişti, gelin burada müzik yapın diye, Tolga gelip uzun süre çalmıştı. Şimdi de yeni bir mekân bakmak için Kaan’a teklifte bulunmuştu.
Baktıkları yerlerden biri Mention adında bir gay kulüptü. Taksim meydanına 4-5 dakika yürüme mesafesinde, Arslan Yatağı Sokak’ta 3 numara… İçerisi çok karanlıktı, bir takım garip dekorlarla bezenmişti. İçeri girdiklerinde beş dakika zor kalabildiler, hızlıca birbirlerine bakarak konuşmayı kısa kestiler:
– “Burası olur mu?”
– “Olur.”
Ardından hızla çıktılar ve arkalarına bakmadan ne yapacaklarını planlamak için Sefahathane’ye kadar koşar adım yürüdüler, kapının yanındaki masaya çökerek, kâğıdı kalemi çıkarıp notlar almaya başladılar, iki de bira söylediler… Tarih Nisan 1994…
İsmi birlikte bulmuşlardı, Los Angeles’taki Roxy’den esinlenerek. Her şeyi dünyaya açık bir pencereden bakarak bir konsept çerçevesinde kurmak istiyorlardı. O kadar hızlı hareket etmişlerdi ki, o iki birayı bitirdikten tam 15 gün sonra Roxy kapısını açmıştı.
Devraldıkları kişiler kömür işleri yapan, bu işlere hasbelkader girmiş eski solculardı. İlk sene o kadar başarılı oldular ki, kiraya verenler bunları çıkarıp mekânı kendileri işletmek istediler.
Bunun üzerine Cem de gidip yerin sahiplerini buldu ve burayı satın aldı. Ancak tuhaf bir durum oluşmuştu; yerin sahibi olarak kiracının kiracısı konumunda kalmışlardı. Kiracılar gelişmeleri anlayışla karşılayınca mekânı bırakmak zorunda kaldılar.
Roxy’nin İşleyişi ve Ortaklık Sistemi
Geldiklerinde sokak pek tekin bir yer değildi, özellikle Roxy’den sonra aşağı inince daralan sokak ve devamında birtakım güçlükler yaşanıyordu. Otoparkçısı, evsizi, hatta yankesicisi; başlangıçta değil ama Roxy yükselince bunlarla uzaktan da olsa uğraşmak zorunda kalmışlardı. Bir şeyler koparmak amacıyla yapışanlar olmuyor değildi. Ancak yine de onlarla çok fazla içli dışlı olmadan, büyük bir çatışma yaşamadan sorunları çözmeyi başarmışlardı. Biraz da sahip oldukları kalite münasebetiyle o kesim içlerine giremiyordu.

Sosyalist görüşlü Cem burayı her zaman çalışanların ortak olduğu kolektif bir yer olarak planladı. Kendisi en büyük ortak, ikinci büyük ortak Kaan Yüceil oldu. Barmeninden aşçısına kadar yedi kişilik bir ortaklık kurmuşlardı, hepsi farklı bir yüzdeyle… Oysa ortada Cem dışında kimsenin parası yoktu. Küçük ortakları piyasadan Kaan toplamıştı ancak zaman içinde düşenler oldu. Bu işi yürütemeyeceğini düşünenler payını aldı ve ayrıldı. Önce beş ortağa düştüler, uzun bir süre sonra da Kaan ayrılınca dört kişi kaldılar.
Devam edecek…


