Suede’in Altın Çağı

Ant Arın Şermet
Okuma Süresi: 7 Dakika

Kuruluş ve Justine Frieschmann sonrası

Fanatiklik seviyesinde Franz Liszt hayranı orta sınıfa mensup bir babayla sanat aşkını çocuklarına yansıtmış bir annenin oğlu olarak dünyaya gelen Brett Anderson’ın, Top of the Pops’ta gördüğü hair metal gruplarından birinden daha iyi müzik yapacağını iddia edip bu iddianın altını doldurmasıyla kurulan Suede, doksanlar İngiltere’sini tanımlayan en özel gruplardan biriydi. Okul arkadaşı Mat Osman ile güçlerini birleştirip hem havalı olmayı hem de yırtmayı amaçlayan Anderson’ın hayatını değiştiren aslında bir kadın oldu. Bu kadın, britpop’u da şekillendirdi yıllar içinde. Birçok insanın Elastica’dan tanıdığı Justine Frieschmann, ekonomik anlamda iyi bir aileden gelen ve sanatla fazlasıyla iç içe biriydi. Justine ile tanışana kadar, üst zümrenin konuştuğu İngilizce’yi duymadığını anılarında itiraf eden Brett Anderson için Suede’in kuruluşuyla, aşkı buluşu aynı günlere denk geliyordu. Bu süre zarfında başta Bernard Butler olmak üzere grubun diğer üyeleri de bulunduktan sonra, dikkat çekmeye çalıştıkları bir döneme girdiler. Günümüzde herkesin komedyen olarak tanıdığı Ricky Gervais, Suede’in o günlerdeki menajeriydi. Dış görünüşü David Bowie’ye benzetilen Gervais’in çok iyi bir arkadaş ve müzik dinleyicisi ama berbat bir menajer olduğunu yıllar sonra şakayla karışık itiraf eden grup, aralarındaki profesyonel bağı kopardı. O günlerde takvimler 1991’i gösteriyordu. 

Brett ile Justine, 3 yıllık ilişkilerini sürdürürken bir yandan Suede’in ilk albümü için uğraşıyorlardı ve birlikteliklerinde kırılmalar oluşmaya başlamıştı. Tam da bu dönemde Justine Frieschmann’ı karşısına Blur ile yeni patlama yapmış Damon Albarn çıktı. Brett Anderson’a, Damon Albarn ile tanıştığını söyleyen Justine, ayrılık kararını da paylaştı. Bunun üzerine hayatının en karanlık dönemine girdiğini, yazdığı kitapta açıklayan Brett Anderson, intikam duygusunun verdiği motivasyonla müziğe tamamen odaklandı. Ancak bu günlerde Justine hala grubun bir parçasıydı. Grubun adını taşıyan ilk albümlerindeki çoğu şarkının ortaya çıktığı bu dönemde stüdyda ölüm sessizliğinin olduğu yıllar içinde ortaya çıktı. Albümde yer alması planlanan bir şarkıyı beğenmediğini söyleyen Justine Frieschmann, Brett Anderson’dan “kendi grubunu kur o zaman, bu benim grubum” cevabını alarak 1991’in sonlarında Suede’den ayrıldı. Brett Anderson için artık geri dönüş yoktu ve grubu 1992 yılında stüdyoya soktu. Sonrasındaki 4 seneye damga vuracakları ilk üç albümün ilki için her şey hazırdı.

Hit makinesi

Justine Frieschmann’ın ayrılığından önce grunge esintili bir grup olduğu söylenen Suede, bu ayrılıktan sonra adeta kendini buldu. Türün, en keskin ve karakteristik gitar sound’una ulaşan grup, henüz Britpop diye bir şey ortada yokken bunu yapmaya başladı. Blur’ün “Leisure” albümünden sonra Suede’in “Suede”ini söyleyebiliriz. Peki, Suede’i özel kılan şey neydi? Brett Anderson’ın İngiliz şairleri kıskandırırcasına yazdığı sözleri, androjen görünümü, sahneyi bir tiyatro sahnesi gibi dolu dolu kullanışı en önemli noktaydı. Ancak tek başına yeterli değildi. Bernard Butler’ın oluşturduğu gitar tonları öylesine karakteristikti ki aradan geçen 34 senede hala hiçbir şey değişmedi. Prodüktör Ed Buller ile kariyerleri boyunca birkaç albüm haricinde aralıksız sürecek ortaklığın da başlangıcı bu albümdü. Bu kaydın en önemli yanıysa, Birleşik Krallık listelerine bir numaradan girerek o döneme kadar bir ilk albüm için görülen en hızlı satışı yapmasıydı. Bir günde altın plak almaya hak kazanmıştı grup. ‘Animal Nitrate’, ‘The Drowners’, ‘So Young’ ve ‘Metal Mickey’ gibi şarkılarla birlikte Suede bir anda İngiliz basınının gözbebeği haline geldi.

İlk albümün getirdiği devasa başarının ardından Suede neredeyse hiç soluklanmadan ikinci albümü “Dog Man Star” için çalışmaya başladı ve 1994’ün Mart ile Temmuz ayları arasında Londra’daki Master Rock stüdyosuna kapanarak kayıtları tamamladı. Albümdeki şarkılar büyük ölçüde gitarist Bernard Butler ile frontman Brett Anderson’ın ortaklığıyla ortaya çıktı. İlk albüme göre oldukça karanlık bir atmosfere sahip albümün kayıtları çok zor tamamlandı. Bernard Butler ile Brett Anderson beraber bir şeyler üretebilmeyi başarmış ve hit makinesi gibi bir iş ortaya çıkarmışlardı. Ancak aralarındaki iletişim tamamen kopmuştu. İkili, stüdyoda birbirlerini öldürmek isteyecek seviyede bir nefreti paylaşıyorlardı… Tam bu dönem babasının ölüm haberiyle sarsılan Bernard Butler, daha fazla bu stresle başa çıkamayacağını söyleyerek 1994’te Suede’den ayrıldı. Veda etti diyemiyoruz çünkü birkaç sene önceye kadar ikili, birbirleri hakkında çok sert şeyler söylüyorlardı. Yine de tüm bu kaotik sürece rağmen ‘We Are the Pigs’, ‘The Asphalt World’, ‘New Generation’ ve gelmiş geçmiş en başarılı Suede şarkılarından ‘The Wild Ones’ dinleyiciyle buluşmuştu. Ancak yavaş yavaş bir dönemin kapanacağı hissediliyordu. Çünkü Blur ile Suede’in öne çıktığı Britpop evreninin yeni gözbebeği Manchester’dan gelen iki kardeşti.

Bir dönemin kapanışı

Suede, ikinci albüm “Dog Man Star”ın karanlık ve kaotik sürecinden sonra adeta yeniden doğmuş bir grup gibi üçüncü albümü “Coming Up” için çalışmaya başladı. Bernard Butler sonrasında Suede’in gitarları genç gitarist Richard Oakes’a emanet edilmişti. 1995’in sonundan 1996’nın ortasına kadar süren kayıtlarda grup çok daha direkt şarkılarla ilerledi. Britpop’un, pop kısmını kucaklarken güçlü gitarlarını muhafaza eden Suede, T. Rex doksanlarda müzik yapsa nasıl olurdu dedirtti müzikseverlere. Albümün görsel dünyası da en az müziği kadar dikkat çekiciydi. Kapak tasarımı Anderson’ın da direktifleriyle efsanevi tasarımcı Peter Saville ve fotoğrafçı Nick Knight tarafından hazırlandı. Parlak renkli, zarar verilmiş fotoğraflarla kurgulanan görsel, albümü yansıtıyordu. 

Albüm çıktığında tıpkı 1993’te olduğu gibi İngiltere’deki herkesin dikkatini çekti ve bir numaraya yükseldi. ‘Trash’, ‘Beautiful Ones’, ‘Lazy’, ‘Filmstar’ ve ‘The Chemistry Between Us’ gibi klasiklerin olduğu albüm, grubun kariyerindeki en büyük ticari başarıyı getirdi. Lakin gel gör ki, bu albüm aynı zamanda Suede’in altın döneminin de sonu anlamına geliyordu. Grup uzun yıllar birlikte çalıştığı prodüktör Ed Buller’la yıllar sonra tekrar yolu kesişene kadar bu dönemden sonra yollarını ayırdı. Bir noktada müzikal yönünü kaybeden Suede, doksanların en özel gruplarından biriyken 2000’lerin başında kimsenin dönüp bakmadığı bir bilinmeze girdi. Bu bilinmezden çıkamayan grup, 2003’te “bize müsaade” diyerek grubu dağıttı. 10 yıl boyunca gruptan haber gelmedi. Sonrasında bir gün anne ve babasını kanserden kaybeden Brett Anderson’a, kanserli hastalara destek amacıyla Suede’i bir araya getirip getiremeyeceği soruldu. Suede, yıllar sonra bu yardım konserinde sahneye çıktı ve o güne kadar verdikleri en iyi konseri verdi. Bunun üzerine yola devam kararı alan grup, 2010’ları deneye yanıla geçirse de özünü 2020’lerde hatırladı. 2022’de çıkardıkları “Autofiction” ile punk ve karanlık suları, 2025’te gelen “Antidepressants” ile de melankoliyi hatırladılar. 17 Temmuz’da İstanbul’a dönecek grup, melankoliyi bize de hatırlatmayı amaçlarken doksanlardaki altın dönemindeki klasik şarkılarıyla bir duygu rollercoaster’ına da davet ediyor bizi. Davete icabet etmemek olmaz. 17 Temmuz’da görüşürüz.

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir