Andaç Üzel, müzik tarihinin en önemli dönüm noktalarından birinin, ücretsiz müzik döneminin çıktılarına odaklanan belgesel How Music Got Free’yi inceliyor.
“Napster’in Napster olduğu yıllar”ı hatırlamıyorum. Fakat müziğin “ücretsiz” olageldiği dönemi pekala hatırlıyorum. Şu an 32 yaşındayım ve benim ilk gençliğimin ve lise dönemimin tamamında müzik “ücretsiz” bir şeydi. Hatta öyle ki, lisenin son senesinde TRT’de staj yaparken Harbiye Radyosu’ndan bana verilen stajyer maaşıyla İstiklal Caddesi’ne inip yasalından müzik CD’si almak aslında gerçek bir özen tezahürüydü. Kendimi “doğrusunu” yapmış hissediyordum. Fakat o “doğru”yu beğendiğim ve dinlemek istediğim her albüm için yapabilecek kadar da param yoktu.
Blog sitelerinden, Torrent platformlarından ve forumlardan çılgınlar gibi albüm indiriyordum. Sanki masada zor duran beyaz, minibar boyutundakii bilgisayarım ve ona bağlı kıytırık iki hoparlör tüm bunları çok güzel dinlememe fırsat verecekmiş gibi FLAC formatında indiriyordum hatta. Böyle dinliyordum çoğunlukla. Böyle dinliyorduk. Hiç kendinizi benden ayırmaya çalışmayın. Bu yazı benim için bir itiraf ya da kendini aklama yazısı değil. Bu yazıyı hep birlikte yazıyoruz. Hepimiz yaptık. O dönem öyleydi. O dönem metalcisinden rapcisine, hepimiz aynı şeyleri yapıyorduk. Oyunun kuralı buydu.

Streaming platformları oyuna yeni kurallar ekleyene ve endüstriye bir takla daha attırana kadar durum böyleydi. Bunları anlatıyorum çünkü Eminem ve Lebron James’in yapımcılığını üstlendiği iki bölümlük belgesel “How Music Got Free”yi izledim. Bu belgesel, Stephen Witt’in aynı adlı kitabının uyarlaması. Bir işportacıdan aldığınız kıytırık kulaklıklarınızı ve ucuz MP3 çalarlarınızı hazırladıysanız biraz bedava müzik konuşalım bugün.
Erişilebilir, bedava, kayıtsız şartsız müzik

Aslında herkes farkındaydı. Ücretsiz müzik yasa dışıydı. Üzerine konuşuluyordu, tartışılıyordu, yazılıyordu. Fakat bir şekilde bu çark kesintisiz dönüyordu.
O dönem aklımızın basmadığı bazı konular vardı. Yahu, bir albüm nasıl oluyordu da yayınlanmasından günler önce ya da yayınlandıktan birkaç saat sonra hemen bu malum mecralara düşüyordu? Müzik şirketleri nasıl önlem alamıyordu?
“How Music Got Free”yi ilginç bir çalışma yapan şey tepe başlığı değil. Bu konuda daha önce de belgeseller izledik. Fakat bu belgeselin farklı bir iki yönü var. En önemlisi de ABD’nin Kuzey Carolina eyaletine bağlı Shelby isimli bir kasabaya odaklanması. Çünkü bu kasabada, irisinden bir CD basma fabrikası var.
“How Music Got Free”, müziğin gerçekte nasıl ücretsiz olduğuna cevap veren bir belgesel öncelikle. Başından itibaren, Karşımıza, o dönem CD’lerden müziklerin sızmasını sağlayan önemli bir ismi oturtuyor: Dell Glover. Onun dışında, internet korsanları ve çok daha fazlası da tanıklıklarını anlatıyor. O korsanlar da aslında dönemin yeniyetme ergenleri.
Bir çağ yangınına tanıklık

Araba teyplerine “YABANCI KARIŞIK” CD’lerle, MP3 çalarlara karmaşık isimli dosyalar olarak giren ücretsiz müzik, müziğin erişilebilirliğine dair akışı bütünüyle değiştirdi. iPod’lar devreye girince “erişebilen için telifi ödenen müzik” dönemini açtı mesela. Aksi iddia edilebilir olsa bile iPod’ların ortaya çıkışı yasadışı müzikle doğrudan ilişkili. O olmasa, bu olmazdı.
Sonra işler biraz daha değişti. Radiohead, 2007 yılında In Rainbows’u müzisyenlerin en fakirleştiği dönemde dinleyicisine “istediğiniz fiyatı ödeyerek satın alın” mottosuyla sundu. İsterseniz sıfır liraya indirebiliyordunuz. Radiohead öyle bir gruptu! Türkiye’den hatırladığım örnek ise Demirhan Baylan’ın o güne kadarki tüm solo kayıtlarını internet sitesinden ücretsiz indirmeye açık hale getirmesiydi. Müzisyenler kendi yollarını deniyordu. Hayatta kalmak için. Myspace gibi platformlar da vardı. Ancak bunlara daha sonra geleceğim. Belki de başka bir yazıyla.
Belgeselin eksikleri de var

“How Music Got Free” özel bir döneme odaklanan bir belgesel olarak fena durmuyor. Fakat en önemli eksiği, uzman isimlerin azlığı. Eminem gibi isimler tanıklıklarını ve olan bitenleri anlatıyor. Fakat eksikleri çok. Gerçekten bu konuyu derinlemesine inceleyecek tanıklar ve akademisyenler noktasında eksik kaldığını düşünüyorum.
Ancak bunlar, bir müzik dinleyicisinin en acilinden bu belgeseli izlemesine engel eksikler değil.
Son olarak ortaya bir soru bırakıp sizi belgesele emanet edeyim: Siz o dönemlerde müziğe nasıl erişiyordunuz? Müziğin ücretsiz olması üzerine düşünüyor muydunuz?

