Kuruluş
Garbage’ın hikâyesi aslında klasik bir “bir araya geldiler ve grup kurdular” anlatısından biraz daha karmaşık ve ilginç. 80’lerin sonu ve 90’ların başında Butch Vig, Duke Erikson ve Steve Marker zaten müzik dünyasının içinde, özellikle prodüksiyon tarafında ciddi deneyim kazanmış isimlerdi. Madison’daki Smart Studios etrafında dönen bu üçlü, Sonic Youth, The Smashing Pumpkins, Nirvana, U2, Depeche Mode gibi isimlerle çalışıyordu. Özellikle grubun davulcusu Butch Vig’in, Nirvana’nın “Nevermind” albümünün prodüktörlüğünü üstlenmesiyle ‘grunge müziğin arkasındaki beyin’ olarak anılarak global ölçekte bir tanınırlığa ulaştı. Tam o dönemlere denk gelen 1993 civarında başlayan bu süreçte, stüdyoda yaptıkları denemeler aslında bir nevi kimya laboratuvarı gibi işliyordu. Garbage’ın müziğini bir türe indirgemenin imkansızlığını yaşamamıza neden olacak grunge, shoegaze, elektronik, punk ve avangard ögeler, tek potada eritilip ortaya başka hiçkimseden duyamayacağımız bir sound çıkıyordu. Hatta grubun adı bile bu dönemden geliyor. Yaptıkları bir demo için yapılan “this sounds like garbage” yorumu, ölümsüzlüğe kavuşuyordu.

Garbage’ı “süper grup” yapan asıl kırılma noktası, vokal arayışlarıydı. Üçlü, başlangıçta kendi içlerinden vokal denese de, bunun işlemediğini fark edip güçlü bir kadın vokal aramaya başladı. Tam bu sırada Shirley Manson şans eseri karşılarına çıktı. Steve Marker’ın MTV’deki bir programda Angelfish grubuna denk gelmesi her şeyi değiştirdi. Angelfish’in vokali olan Shirley Manson, üçlünün aradığı sesti. Bunun üzerine harekete geçen Marker, Manson’ın performansını kasete kaydedip diğerlerine izletti. Manson’ın karanlık ama bir o kadar çekici vokali, grubun özgün sound’una tam oturdu ve Garbage bir anda “proje” olmaktan çıkıp kimliği olan bir gruba dönüştü. 1994’ten 1995’e kadar geçen süreçte Smart Studios’ta adeta ince ince işlenen şarkılar, 1995’in 15 Ağustos’unda meyvesini verdi. Hem alternatif rock’ın karanlığını taşıyan hem de radyoya girecek kadar akılda kalıcı şarkılarla örülü bir albümdü. İşin alışılmadık tarafı, başta fazla garip bulunabilecek bu yaklaşım, kısa sürede milyonlar satan bir çıkışa dönüşerek Garbage’ı 90’ların en kendine has “süper gruplarından” biri haline getirdi.
İlk iki albüm ve büyük patlama
Garbage’ın kendi adını verdiği çıkış albümünün patlamasını ‘Only Happy When It Rains’ resmen tek başına başardı. Albümde ‘Queer’, ‘Stupid Girl’ ve ‘Milk’ gibi doksanlar klasikleri yer alsa da ‘Only Happen When It Rains’ bambaşka bir etki yarattı. Şarkı aslında doksanlardaki alternatif rock’ın karanlık, melankolik dilini mizahi bir yerden eleştirdi. Mutsuzluktan beslenen doksanlar ruhunu hem sahiplenip hem de İskoç mizahını araya kattı. Bu ikilik, şarkıyı sıradan bir hit parçadan fazlası yaptı.Kısa sürede radyoların değişmezine dönüştü ama asıl kırılma noktası MTV oldu. MTV’nin MTV olduğu yıllarda, Kurt Cobain sonrası boşluğu doldurma gayesindeki kanalın gözüne kestirdiği isme dönüştüler ve her gün onlarca kez yayınlandılar. Shirley Manson’ın dokunulmaz görünüşü, Garbage’ı çok daha güçlü bir noktaya taşıdı.

Bu ivme, grubun ikinci albümü “Version 2.0”da iyice hızlandı. İlk albümle yakaladıkları türler arasındaki işitsel denge, bu albümde çok daha rafine ve iddialı bir hale geldi. Prodüksiyon aşaması ilk albüme göre çok daha yoğun ve sound daha katmanlıydı. Lakin Garbage’ın hit yazma becerisi hiç güç kaybetmedi. Kendini bir grunge prodüktörü olarak görmeyen ve gençliğinden beri pop müzik sevdiğini anlatan Butch Vig, Garbage’ın hit yazma ve yazılan şarkıyı mükemmelleştirme konusundaki beyniydi. ‘Push It’ ve ‘I Think I’m Paranoid’ gibi şarkılarla grup, ilk albümün başarısının tesadüf olmadığını kanıtladı ve uluslararası listelerde ciddi bir karşılık buldu. Hatta “Version 2.0”, Grammy’de “Yılın Albümü” dahil büyük kategorilere aday olacak kadar yankı uyandırdı.
Düşüş ve tekrar yükseliş
Garbage, ilk iki albümün yakaladığı büyük ilginin ağırlığını zamanla taşımakta zorlanmaya başlamıştı. Sürekli turneler, artan beklenti ve her adımlarının mercek altına alınması, grup içinde ufak gerilimlerin büyümesine neden olmuştu. Özellikle yaratım sürecinde zaten detaycı ve takıntılı çalışan Butch Vig, Shirley Manson, Duke Erikson ve Steve Marker arasında iletişim zamanla sertleşmiş, küçük fikir ayrılıkları bile büyüyerek grubun iç dinamiklerini zorlayan çatlaklara dönüşmüştü. Buna rağmen dağılmak yerine üretmeye tutunmayı seçmişler, stüdyoyu bir tür sığınak gibi görerek bu gerilimi müziğe kanalize etmişlerdi. Yani dışarıdan bakıldığında başarı hikâyesi devam ederken, içeride daha kırılgan ve karmaşık bir denge kurulmaya çalışılmıştı. Tabii bu şekilde çok da uzun sürmeyecekti yolculuk.

2001’de çıkardıkları “Beautiful Garbage” özünde fena bir albüm değildi. Hatta Garbage’ın değil de yeni bir grubun albümü olsa daha fazla takdir de görebilirdi. Çünkü pop, elektronik ve alternatif rock arasında daha cesur bir oyun alanı kurmuşlardı. Ama bu yaratıcı açılım beraberinde daha kırılgan bir denge de getirmişti. 2005’te gelen “Bleed Like Me” ise düz bir albümdü. İyi veya kötü değildi. Gitarın merkezde olduğu, sıradan bir albümdü. Artık perde arkasında işlerin yolunda gitmediği daha net anlaşılınca grup, kendi fişini çekip turneyi erken bitirdi. Sonra da 2005 yılında süresiz ara verme kararını açıkladı. Garbage 2007’de kısa süreli bir geri dönüşle yeniden bir araya gelip bir toplama albüm olan “Absolute Garbage”ı çıkarmıştı. Ama tam bir dönüş değildi. Asıl kırılma, 2010’da geldi. 5 yıl sonra doksanlardaki gibi bir araya gelen grup, yarım kalmış bir hikâyesi olduğunu fark ederek bu kez daha bilinçli ve dengeli bir şekilde geri dönme noktasında karar kılmıştı. Sonrasında yayınladıkları albümlerle ilk dönemlerinin gölgesinde kalmadan, ama o kimliği de tamamen kaybetmeden hiç de fena sayılmayacak ikinci bir kariyer inşa ettiler. Hele ki bunun son halkası olan 2025 çıkışlı “Let All That We Imagine Be The Light”, doksanlardaki Garbage’a en yakın işleri oldu. Tabii o albümlerin çok daha elektronik müzikle harmanlanmış haliydi. 3 Temmuz’da 30 yıldan uzun süredir alternatif müziğin yıldızlarından olan Garbage’ı izlemek ve kendimize bir ziyafet hediye etmek için Zorlu PSM’de olacağız.


