Alman yazar Franz Hessel, 1929 yılında yazdığı “Berlin’de Gezinirken” kitabında, “Biz sadece bize bakanı görürüz. Elimizden ancak bu gelir ve bu konuda elimizden hiçbir şey gelmez” diye tanımlar flanör olmayı.

Bir şehri bilmek mümkün değildir. Değil oraya turist olarak gitmek, yerlisi olsanız bile çok iddialı bir şeydir bildiğini söylemek. Sadece gördüğümüz ve duyduğumuz kadarına hakimiz. Berlin, bilme şansına sahip olmadığınız ama keşfettikçe daha da hayran kaldığınız, müziğin ve sanatın her türlüsünün 7/24 canlı olduğu bir şehir.
Böylesi bir sanat geçmişine ve yüz yıllara varan birikimine üstünkörü bakmaktansa, spesifik bir dönemine odaklanmanın en sağlıklısı olduğunu düşünüyoruz. Bunun için de Berlin Duvarı’ndan sonraki 10 yıldan başlayıp günümüze gelelim ve rap ile rock müziğin bu dünya başkentinden nasıl etkilendiğine bakalım diyoruz. 1970’lerdeyiz, başlıyoruz.
Duvar Öncesi Hayat: 1970 – 1989
Berlin için 1945 sonrasındaki hayatın zorluğu ve yıkımı sebebiyle sıra müziğe kolay kolay gelmiyordu. Şehirde süregelen güçlü bir sinema ve tiyatro damarı bulunduğu için genç nesillerin asıl ilgisini çeken bu oluyordu.

1961’de inşa edilen Berlin Duvarı’ndan sonra özgürlüğe olan tutku, ayrımcılığa duyulan öfke arttı ve bunu bir şekilde müziğe kanalize etmeye çalıştı şehirliler. Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya tarafından Can, NEU!, Kraftwerk gibi çağ değiştiren gruplar çıkarken Berlin, bu dengeye üretici taraftan çok tüketici olarak katıldı.
Şehirde büyük bir gece hayatı gücü ve çok popüler gece kulüpleri yer alsa da David Bowie ve Iggy Pop’un birlikte Berlin’e taşınıp burada birbirinden değerli 5 albüm çıkarması –‘Low’, ‘Heroes’, ‘Lodger’, ‘The Idiot’, ‘Lust For Life’- Avrupa ve ABD’deki birçok insanın gözünün Berlin’e çevrilmesini sağladı.

Lou Reed’in de bu dönemden kısa bir süre önce, 1973’te “Berlin” albümünü çıkararak bu şehri işaret ettiğini söyleyebiliriz.
Kreuzberg ve Punk Kültürü
Şehrin içine indiğimizde bazı semtler büyük bir atılım yaptı. Onların başında Türkiye’den gelen göçmenlerin çoğunluğunu oluşturduğu Kreuzberg geliyordu. Kreuzberg’e yürüme mesafesindeki Potsdamer Platz’ta bulunan Hansa Studios, Berlin’e gelen yabancı grupların madebi olacaktı.

Depeche Mode, R.E.M ve Berlin’e adanmış “Achtung Baby” ile U2. Kreuzberg, birçok sanatçının ve 1976 itibarıyla şehirdeki punk kültürünün evine dönüştü. Berlin’in punk mabedlerinden SO36, 1978 yılının Ağustos ayında şehre gelecek grupları ağırlamak için açıldı.
Bu sene itibarıyla 47. Yaşını kutlayan mekan hala bunu başarmaya devam ediyor. Buna ek olarak günümüzde hala açık olan Clash isimli mekanda bulunma şansına eriştiyseniz içerdeki ortamı, hayatınız boyunca kolay kolay unutmayacağınızı söyleyebiliriz…
Doğu Almanya’da Rock Müzik ve Sansür
Lakin o zamanlarda Berlin, sadece Batı’dan oluşmuyordu. Bunun bir de Doğu ayağı vardı. Doğu Almanya’da rock müzik, devlet kontrolü altında “izinli” bir şekilde var olabiliyordu. Doğu Almanya politikalarını eleştiren, kapitalist Batı Almanya’yı ya da ABD’ye olumlu yaklaşan şarkılar yapıyorsanız sadece grubunuz sansürlenmiyor, hiçbir şekilde Doğu Almanya’dan çıkamamanız için pasaportunuza bile el konuyordu…
Yine de, Puhdys ve Karat gibi Doğu Alman grupları, gençliğin ruhunu yansıtan şarkılar üretiyordu. Bu grupların şarkıları, özgürlük özlemini ve sistem eleştirisini dolaylı yollardan ifade ediyordu. O yüzden Doğu Almanya hükümeti sansürleyebileceği kesin bir nokta bulamadığı için sessiz kalıyordu.
Duvarın Yıkılışı ve Rap Müziğin Ortaya Çıkışı: 1990 – Günümüz

Lakin 9 Kasım 1989’a geldiğimizde ortada bir duvar yoktu. O duvar yıkılmış, on binlerce insan yıllardır göremedikleri ailelerine ve hepsinden önemlisi özgürlüğe kavuşmuştu. Ha sonrasında Doğu Almanya tarafında kalan bölgelerde büyük rant döndü… Ama konumuz müzik diyerek devam ediyoruz.
1990’larda, Almanya’daki göçmenlerin kimliklerini bulduğu bir platform olarak Almanca hip hop ortaya çıktı. Kreuzberg, özellikle Türkiye’den ve Arap ülkelerinden gelen göçmenlerin yoğun olduğu bir bölge olarak, bu sahnenin kalbi haline geldi. Aslında 15-20 sene önce punk müzikteki durumun bir benzeri rap ve hip hop müzikte yaşandı diyebiliriz.

Rap, ötekileştirilenler için hem bir ifade aracı hem de bir direniş biçimi oldu. Bu dönemde, Berlin rap sahnesi sadece Almanca değil, çok dilli bir şekilde gelişti. Cartel‘in 1995’te kendi yayınladığı “Cartel” albümü, Türkçe rap’in uluslararası arenada ses getiren ilk örneği oldu. Aynı zamanda, Aggro Berlin gibi plak şirketleri, Sido ve Bushido gibi rapçilerin kariyerlerini başlatarak Almanca rap sahnesini şekillendirdi.

Rap Müziğin Evrimi
Milenyumla birlikte şehirdeki yönelim rap müzikti. Çünkü Berlin’in rap sahnesi, hem çeşitlilik hem de yenilik anlamında büyük bir sıçrama yaşadı. Almanca rap, yeraltından ana akıma doğru yükselirken, Capital Bra, Apache 207 ve Samra gibi isimler, şehrin multi kültürel yapısını ve sokak kültürünü yansıtan çalışmalarla büyük bir kitleye ulaştı. Hatta Almanya sınırlarını aşıp Avrupa’da da ilgi topladı.

Berlin, artık sadece Almanca rap için değil, aynı zamanda çok dilli ve farklı tarzlara sahip sanatçıların buluşma noktası haline geldi. Trap, drill ve elektronik etkiler, Berlin rap sahnesine yeni bir soluk getirdi. Şöyle bir örnek verelim isteriz, Berlin’in gece hayatı ve açık hava festivalleri, rap müziği daha geniş kitlelere taşıyan platformlar sundu. Berlin’in riskli diye tanımlanabilecek arka sokaklarından stadyumlara uzandı bu yolculuk. Bu da şehirdeki rap sahnesinin ne kadar kapsayıcı ve yenilikçi olduğunu gözler önüne serdi. Ama bizim için ayrı bir anlamı var günümüzde Berlin’in.
Ezhel ve Berlin’in Türkçe Rap Sahnesi

Sadece günümüzün değil, Türkçe rap’in gelmiş geçmiş en önemli birkaç isminden biri olan Ezhel, Berlin’deki rap sahnesinin bir parçası haline gelerek uluslararası bir etki yarattı. Türkiye’den gitmek zorunda bırakılmasına ve evinden ayrı kalmasına kederlenmektense bu kederini, hasretle birleştirdi ve ortaya harika işler çıkardı. Özellikle 2024’ün sonlarında çıkan “Derdo” bu konuda bizim anlatabileceğimizden çok daha fazlasıydı. Yine de mecburen de olsa taşındığı Berlin’de hem Türkçe hem de İngilizce üretimler yapıp birçok önemli isimle işbirliği yapınca yerel bir müzik figürü değil, uluslararası bir yıldız haline geldi. Berlin’in müzik dünyasına şimdilik son armağanı da diyebiliriz. Ancak yeni böylesi bir şehirde hayat hiçbir zaman durmaz ve bolca yeni isimle yakında tanışırız diye tahmin ediyoruz. Kapatırken R.E.M.’in veda albümü “Collapse Into Now”da yer alan ‘Überlin’i dinlemenizi öneriyor ve Michael Stipe’a bırakıyoruz sözü.
“Hey now, take the U-Bahn
Five stops, change the station
Hey now, don’t forget that change will save you
Hey now, count a thousand-million people, that’s astounding
Chasing through the city with their stars on bright
I know, I know, I know what I am chasing
I know, I know, I know that this is changing me”


