2025 sonbaharında dünyanın dört bir yanında liderler kriz açıklamaları yaparken, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan masasında sessizce oturuyordu. Arka planda Zemfira çalıyordu. Kameraya bakıyordu. Kalp yapıyordu. O video 16 milyon kez izlendi. Sonra videolara bir de girdi. Sonra bir grup kurdu. Resmi bir yemekte piyanodaki Macron’a davulla eşlik etti. Seçim şarkısının sözlerini kendi yazdı. Ve şimdi 7 Haziran’da seçim sandıkları açılıyor.
Bu biraz müzik yazısı. Ama biraz da başka bir şey.
Nikol Paşinyan, 1975’te Ermenistan’ın Tavush bölgesinin merkezi Ijevan’da doğar. Azerbaycan sınırına yakın bu bölge, 90’lı yıllarda çatışma atmosferinin yoğun hissedildiği bir yerdir. Babası Paşinyan spor antrenörü ve beden eğitimi öğretmenidir. Anne Paşinyan ise Nikol henüz on iki yaşındayken vefat eder.
Evde müzisyen bir büyükbaba yok, radyodaki türkülere eşlik eden neşeli aile üyeleri yok, piyano yok, altı yaşında kendi kendine nota öğrenen bir çocuk yok.
Devamında müzik ile ilişkilendireceğimiz Nikol Paşinyan’a ait bu giriş paragrafı alıştığımız türden başlamıyor. Alıştığımız gibi de devam etmeyecek zaten…
Öncelikle şunu not düşmek isterim: Dünya liderlerinin müzikle ilişkisi genellikle bellidir. Bill Clinton, 1992 seçim kampanyasında Arsenio Hall Show’a çıkıp Ray-Ban takarak saksafonda Elvis’in “Heartbreak Hotel”ini çalmıştı; analistler o performansın seçimi etkilediğini hâlâ tartışır. Putin, Pekin’de Xi Jinping’i beklerken bir piyanoya oturdu, Sovyet döneminden iki parça çaldı; “Çaldım diyemem, sadece parmağımla tuşlara dokundum” dedi sonra. Macron gençliğinde Amiens Konservatuarı’nda piyano ödülü almış. İngiltere Başbakanı Keir Starmer ise Guildhall’da flüt eğitimi görmüş. Hepsinin ortak noktası şu; müzik, o an için orada. Fotoğraf çekiliyor, alkış geliyor, lider gidiyor.
Siyasetçiler müzikle bir şekilde ilişki kurar zaten. Mesela “seçim müziği” belirlemek, ülkenin sevilen sanatçılarıyla poz vermek, başarılı yerel sanatçılarına tebrik mesajları yayınlamak gibi… Elbette Ermenistan başbakanının da böyle “gibi”leri olmuştur. Ancak şimdi bahsedeceğimiz konu biraz daha insani ve gündelik yerden… (Belki de değil! )
Şimdi çok gerilere uzanmadan Ekim 2025’e gidelim.
Zemfira, 16 Milyon İzleyici ve “Üzgün Paşinyan Dönemi”
Videoda Ermenistan Başbakanı masasında oturuyor. Bir yıl önce, tıraş ettiği o devrim sakalı artık yok. (2018’de Gyumri’den Yerevan’a yürürken bıraktığı sakal, altı yılın ardından sessizce gitmişti) Önünde hiçbir şey yok, ne dosya ne telefon. Kameraya doğrudan bakmıyor, ileriye bakıyor. Yüzündeki ifade yorgunluk mu, yılgınlık mı, üzüntü mü; net değil. Sonra kısa süreliğine kameraya dönüyor.
Arka planda Zemfira’nın “П.М.М.Л.” (Prosti Menya Moya Lyubov, yani Beni Affet Aşkım) çalıyor. Zemfira, asıl adıyla Zemfira Ramazanova, Ural Dağları’nın eteğindeki Ufa’dan çıkıp 90’ların sonunda Post-Sovyet gençliğinin sesine dönüşen Rus alternatif rock müzisyeni. Gitar, piyano, davul çalıyor, şarkılarını kendisi yazıyor. Sesi kırılgan ama inatçı; şarkı sözlerinde bütün bir hikâye yok, bir ruh hali var. Paşinyan’ın fonunda çalan parçası 2000 yılında çıkan ilk ve efsane albümünden. Deniz, kum, batmak, teslim olmak imgelerinden kurulu; “beni affet aşkım” nakaratı bir özür gibi değil de bir teslimiyet gibi… Uzak bir melankolinin, tükenmenin eşiğindeki bir sakinliğin şarkısı. Boşlukları izleyici dolduruyor.
Paşinyan o şarkıyla yayınladığı videonun izlenme sayısı 16 milyonu geçti. TikTok’ta binlerce parodi türedi. İşletmeler bu memi reklam kampanyalarına taşıdı. İnternet ahalisi bu görüntüye bir isim verdi: “Üzgün Paşinyan Dönemi”. Sonbahar hüznünün, pazartesi sabahlarının, “her şey zor ama devam ediyorum” haletiruhiyesinin simgesi oldu.
Ama bu tek bir video kazası değildi. Üstelik fikir tamamen Paşinyan’ın kendisine ait; basın sözcüsü Bağdasaryan’ın açıkladığına göre müzik seçimlerini de kendisi yapıyor, hiçbir PR şirketi ya da danışman bu sürece dahil değil. O video bir kıvılcımdı. Ama alev çoktan hazırdı.
Ermenistan başbakanı bu videolarına bugün de devam ediyor. Belirsiz, ciddi bir yüz ifadesiyle ekrana bakıyor, fonda her zaman başka bir müzik ve videonun sonunda ağzı kulaklarına varan bir gülümsemeyle ellerini göğsünde birleştirerek kalp yapıyor. Bu paylaşımlarının altında da her zaman aynı basit not: “Günaydın, hayırlı günler, hepinizi seviyorum.”
Müzik listesi ise oldukça geniş. Zemfira’dan Adele’e, John Lennon’dan Fransız rap’e uzanıyor. DDT de var aralarında; Yuri Şevçuk’un 1980’lerde kurduğu, onlarca yıldır Rus rock sahnesinin siyasi vicdanı sayılan grup. Vladimir Vysotsky de; 70’lerin Sovyet Rusyasında şiirleri ve şarkıları sansürlenen, ama yine de elle ele dolaşan kasetlerle bir nesle ulaşan şair, aktör ve gitarist. Ermeni chanson ve halk şarkıları da var listede, barok parçalar da. Pink Floyd’un “The Dark Side of the Moon” plağını bir gün kaldırdı, sessizce kameraya tuttu, bıraktı. “The lunatic is on the grass” diye açılan o albüm. Paşinyan bunu seçerken ne düşündü bilmiyoruz, ama gören herkes gülümsedi. Başka bir sabah Taylor Swift, başka bir gün Travis Scott ve A$AP Rocky.
Bu repertuar bir imaj danışmanının çizeceği profil değil. Orası çok dağınık, çok kişisel, çok gerçek. Ya da en azından öyle hissettiriyor; siyasette bu ikisi arasındaki fark zaman zaman kapanıyor.
Peki bir devlet başkanı neden Zemfira’nın önünde üzgün oturduğunu paylaşır? Neden kalp yapıp gider?
Belki cevap, müziğin kelimelerin yetmediği yerde imdada koşan tek ortak dil olmasıdır. Her adımın yorumlandığı, her kelimenin hesaplandığı bir iklimde, bir şarkıyla oturup sadece dinlemek; açıklanmayı reddeden bir jest… Kim olduğun değil, o an ne hissettiğin…Ya da en azından, ne hissettiğini göstermek istediğin…
Kim Ne Yapsın Bu Haberle? Bir Başbakan Davul Öğreniyor
Ağustos 2025. Ermeni basınında kısa bir haber çıkar: Başbakan Nikol Paşinyan ve otuz yıllık hayat arkadaşı Anna Hakobyan müzik aleti öğrenmeye başlamışlardır. Paşinyan davul, Anna gitar. Kim ne yapsın bu haberle? Bir başbakan davul öğreniyor. Tamam.
Bu sefer öyle olmadı.
Aralık 2025’ten itibaren Paşinyan sosyal medyada davul çalarken videolar yayınlamaya başladı. Teknik açıdan acemi, elleri tutuk, ritim zaman zaman kaçıyor. İşte bu acemilik videoları daha az değil daha çok ilgi çekici yaptı. Mükemmeliyetten uzak olan her şey insani hissettiriyor çünkü.
Davul, enstrümanlar arasında ilginç bir seçim. Gitar romantik, piyano entelektüel bir hava katarken davul bambaşka bir yerde; kolektif ve gürültülü… Kalabalığı bir arada tutan, marşları mümkün kılan, törenleri şekillendiren şey… Tarih boyunca davul hem savaş duyurusu hem kutlama, hem çağrı hem cevap oldu.
Disko Ruhlu Orkestra: Varchaband
16 Ocak’ta Paşinyan bir konser tarihi duyurdu: 30 Ocak, Yerevan. Duyuruyla birlikte slogan geldi: “We play, you dance” (Biz çalarız, siz dans edersiniz). Konsere kayıt yaptıranlar girebilecekti. Kayıt birkaç gün içinde kapandı. Sold-out.
Üç gün sonra, 19 Ocak’ta prova videosu geldi. Piyanist, gitarist, saksofoncu, iki kadın vokalist. Davulda Paşinyan. Grubun adı, Ermenicede “başbakan” anlamına gelen varchapet kelimesinin ilk iki hecesiyle İngilizce band’in birleşiminden geliyor: Varchaband. Gençlere yönelik, disko ruhlu bir grup.
Konser akşamı sahne açılmadan önce Meclis Başkanı birkaç söz söyledi, DJ setleri başladı, sonra Varchaband çıktı. Orijinal parçalar, cover’lar. Paşinyan’ın bizzat kaleme aldığı “İrakan Hayastan, Hayastani Hanrapetutyun” (Gerçek Ermenistan, Ermenistan Cumhuriyeti) da çalındı; Ermenistan’a doğrudan seslenen, “seni mutlu görmek istiyoruz ama bunun için önce seni görmemiz gerek” diyen bir şarkı. Nakaratta tekrarlanan “eski yurdum, kadim devletim” satırı, kimilerine Karabağ’ı hatırlattı. Aynı şarkı iktidar partisinin seçim kampanya videosuna da girdi; arka planda Paşinyan davul çalarken öndeki gençler breakdance yapıyordu. Ve konser tavandan dökülen pembe balonlarla kapandı.
“Biz çalarız, siz dans edersiniz”. Bir siyasetçinin ağzından çıktığında bu cümle aynı anda iki şey söylüyor. Birincisi zarif bir davet. İkincisi ise tam da o zarafetin altında ince bir iktidar haritası. Kim çalıyor, kim dans ediyor? Müzik dünyasında bu sorunun cevabı belli. Siyaset dünyasında hiçbir zaman o kadar belli değil.
Macron’la La Bohème Gecesi
4 Mayıs 2026, Yerevan. O gün 48 ülkeden liderler 8. Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi için Yerevan’daydı; Von der Leyen, Zelensky ve diğerleri. Hem bölge politikasının hem de Ermenistan-AB ilişkilerinin dönüm noktası sayılabilecek bir gün. Resmi gündem ağırdı. Akşam Ermenistan Cumhurbaşkanlığı Rezidansı’nda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron onuruna devlet yemeği düzenlendi.
Yemeğin sonunda başka bir şey oldu.
Macron mikrofon aldı, piyano başına geçti. Paşinyan davula oturdu. Caz müzisyeni Vahagn Hayrapetyan da piyanonun başındaydı. Ve o ses yükseldi: “Je me souviens de ces années folles…” Charles Aznavour’un “La Bohème”i. 1965 tarihli şarkı, Paris’in çatı katlarında aç ama tutkulu yaşayan genç bir ressamın gençliğini anlatıyor. Yoksulluğun içinde kıpkırmızı bir yaşam, geride kalan güzel şeyler için derin bir özlem. Macron söylerken Paşinyan vuruyordu. Ardından Yves Montand’ın “Les Feuilles Mortes” geldi, Türkçesiyle “Solmuş Yapraklar”. Sonbahar, geçip gidenler, geri dönmeyenler.
Görüntü hızla dünyaya yayıldı.
Aznavour, “Dilim doğduğumdan beri Ermenice” demiş. Oysa Paris’te Ermeni göçmen bir ailede doğdu ve tüm sanat dili Fransızcaydı. İki kimliği, iki dili, iki ülkesi vardı.
O gece Macron’un Aznavour seçmesi rastlantı değildi. 2023’te Paris’te de aynı şarkıyı söylemişti, ama Yerevan’da bambaşka bir anlam taşıyordu. “Les Feuilles Mortes”i eklemesi de. Paşinyan ise seyirci kalmadı; davulun başına geçti. Anlık, spontane. Diplomasi o an müziğe dönüştü; ortak bir hafıza üzerinden…
Paşinyan Ritmi Başbakanlıkta Devam Edecek mi?
7 Haziran’da sandıklar açılacak…
Paşinyan üçüncü dönemi için yarışıyor. Ama 2018’in o sarhoş coşkusundan çok şey değişti. Anketler desteğinin yüzde 32’ye gerilediğini söylüyor. Kampanya sert geçiyor; Azerbaycan’la varılan kırılgan barış anlaşması ve büyük jeopolitik seçim! Ermenistan Rusya’nın mı, Avrupa’nın mı yanında duracak?
Seçim kampanyası 8 Mayıs’ta, La Bohème gecesinden üç gün sonra resmen başladı.
Ve şimdi geriye dönüp bakıldığında; Varchaband’a, o kalp videolarına, acemi davul çalışmalarına, sabah sabah paylaşılan şarkılara… soru kaçınılmaz hale geliyor. Tüm bu müzik bir imaj yenilemesi miydi? “Üzgün Paşinyan” fenomeni hesaplanmış bir yakınlık stratejisi miydi? Seçim kampanyasının yumuşak bir uzantısı mıydı bütün bunlar? Olabilir. Siyaset böyle çalışır.
Ama şunu da biliyoruz.
On iki yaşında annesini kaybetti. Müzisyen ailesi yoktu, konservatuar hayali yoktu. Ijevan’ın o sert kasabasından çıkıp dünyanın gergin diplomatik gündemlerinden birinin tam ortasına düştü. Ve o ortamda plak kaldırıp kameraya tuttu. Zemfira fonunda üzgün oturdu. Disko ruhlu bir orkestra kurup konser verdi. Macron söylerken davula vurdu.
Onun karmaşık müzik seçimi, acemi ritimleri başbakanlık konutunda yankılanmaya devam edecek mi?
Henüz kimse bilmiyor.


