Bakınız burada bizden başkası yok ki zaten: ZeN Bakırköy Akıl Hastanesi’nde

Batıkan Baksı
Okuma Süresi: 11 Dakika

Batıkan Baksı, çok özel bir albümün izini sürüyor: ZeN Bakırköy Akıl Hastanesi’nde.

Toplumun benimsediği, herkesin ayak uydurduğu, görece popülerleşmiş bir türün dışında müzik yapanlara genelde çılgın gözüyle bakılır. Bu yalnızca Türkiye’de böyle değildir elbette, koskoca bir endüstriden bahsediyoruz. Ama Türkiye’de popülerin dışına çıktığınız andan itibaren artık görünmez bir sanatçı ya da grupsunuzdur. Çünkü sistemi elinizin tersiyle itmişsinizdir ve elinizin tersiyle ittiğiniz taraf da sizi görmezden gelir. Gerçekten inandığını yapan müzisyenler için bunun çok da önemi yoktur gerçi. Neticede onların bir derdi vardır ve bu derdi anlatmak için ellerinden geleni yaparlar. Bu bağlamayla olur; belki elektrik gitarlarla, belki sadece bir davulla, bazense bir akapella vokal ile. Müzisyenin yaratıcılığına kalmıştır sonrası.

Peki ya doğaçlama yapmayı kendisine şiar edinen ve gerçek sanatın içten geldiği gibi çıkacağını düşünenler ne yapar? İşte bugün tam olarak bu misyona sahip bir grubun kısa tarihine giriş yapıp, ortaya koydukları belki en saykodelik işe göz atacağız. Şimdi karşınızda ZeN!

Toplu meditasyon için bir araya gelen bir grup…

Yukarıda söylemiştim ya, hiçbir kalıba bağlı kalmadan içlerinden geldiği gibi müzik yapan sanatçılar, sistemin de dışında kalmayı tercih ederler. Zaten sistem onları kendisine dahil etmese bile onlar bilinçli bir tercihle bu çemberin dışına çıkarlar. 1988 yılında temelleri atılan ZeN de bu vizyonla yola çıkmıştı. Yapacakları müziğe ‘o anın müziği’ adını veren ZeN, müzikal faaliyetlerini bir tür toplu meditasyon olarak görüyordu. Grubun tüm üyeleri birbirinden farklı tarzlara sahipti; rocker da vardı, punkçı da, blues aşığı da. Hepsinin ortak noktası ise hem müziğe aşık olmaları hem de müziği içten geldiği gibi yansıtmaktı.

1970’lerin saykodelik rock müziğinden etkilenen ZeN, Osmanlıca “kadın” anlamına gelen kelime ve kelime sonlarına eklendiğinde o enstrümanı çalan kişi anlamı veren ekten almıştı adını. Boğaziçi Üniversitesi’nin koridorlarında kurulduğunda, nereye kadar varacaklarını kendileri de bilmiyordu elbette. Zira Türkiye’de çok da rastlanmamış bir müzik türü yapacaklardı ve bir süredir Arabesk ve pop müziğin etkisinde olan dinleyicilerin tepkisini kestirmek güçtü. Ancak ZeN’in kendisine edindiği bir şiar vardı: O da tek dinleyicileri kalana kadar müzik yapmaktı.

ZeN, yavaş yavaş büyümeye başlıyor…

Başta adı bile olmayan bir gruptan yavaş yavaş kitlesi olan bir topluluğa evrilen ZeN, vokal olarak Merih Öztaylan’ın katılmasıyla 4 kişilik bir ekip olmuştu. Davulda Bozkurt Coşkunoğlu’nun görülmeye başladığı kadroyla grup, ilk konserini Boğaziçi Üniversitesi Taş Oda’da vermişti. İlk konserden sonra bas gitara Mustafa Bahar’ın geçmesiyle kadrosunda bir değişiklik daha olan ZeN, Boğaziçi Üniversitesi’nin yanında birçok farklı mekanda konserler veriyordu. Zaten Murat Ertel’in de anlattığı üzere tüm üyelerinin aynı evde yaşadığı bir gruptu. Bu da gün boyu müziğin ve komün üretimin hiç durmadığı bir müzikal yaşantı demekti. Grup üyeleri bu kadar yakın temasta olduğu için adeta birbirlerini gözlerinden tanıyorlardı, bu da doğaçlama için harika bir fırsattı.

ZeN, ilk yılında ilk albümü “Uzay”ı da kaydetmişti ve konserlerde artık yavaş yavaş görsel oyunlar kullanıp dinleyicilerinin zihnini de karıştırıyordu. Burak Aktay, Orhan Ertürk ve Levent Akman’ın da katılmasıyla epey geniş bir kadroya sahip olan ZeN, Tolga Acar’ı gitarcı olarak ekibe dahil etmiş ardından 1991 yılında “Ku Ku Ku” albümünü yayınlamıştı. Ardından Bülent Taygan ve Serhat Ersöz de ZeN’in üyelerinden olmuş, hep birlikte 1992 yılında “Cemal” adını verdikleri live albümü dinleyicilerle buluşturmuştu. ZeN, gün geçtikçe müzikte alternatif tatlar arayan dinleyicilerin radarına daha fazla giriyor, bu da grubun çalışmalarının daha fazla kişiye ulaşmasına yardımcı oluyordu. 1993 yılında Murat Ertel’in Süreyya Plajı’nda açtığı “Plaj Stüdyosu”, ZeN’in karargâhlarından biri olmuştu. Bu arada Ertel başta olmak üzere, grup üyeleri başka projelerde de yer alıyor, farklı müzik tarzlarında da üretimler yapıyorlardı.

Bakırköy Akıl Hastanesi’ne giden süreç hızlanıyor…

ZeN, bilhassa Peyote’de büyükçe bir kitle yakalamıştı ve hatta daha sonra grupça buranın müzik direktörü de olmuşlardı. (Buraya biraz sonra tekrar geleceğiz) Grup o zamana kadar yayınladığı demo albümlerin ardından 1994 yılına geldiklerinde Tolga Acar, Adil Sadak, Remzi Coşkun Sel, Nazım Hikmet Richard Dikbaş ve Burak Aktay’ın eklendiği kadrosuyla “Suda Balık” albümünü çıkarmıştı ve Türkiye’nin saykodelik müzik tarihi için epey önemli bir mihenk taşı da olmuştu bu albüm.

1996 yılında çıkan ikinci albüm “Derya”, ZeN’in uluslararası ölçekte çıkardığı ilk albümdü ve ABD’de Sonic Youth’tan Thurston Moore’un şirketi Ecstatic Peace & Father Yod şirketleri tarafından yayınlanmıştı. New York Times’tan Spin dergisine kadar farklı birçok yayın organından da ödüller kazanmıştı Derya. Tabii bu arada grubun içinde bazı anlaşmazlıklar yaşanmaya başlamıştı. Derviş Zaim, o sıralar kült filmlerinden “Tabutta Rövaşata”yı çekiyordu ve buna bir müzik yapılmasını istiyordu. Teklif tabii ki ZeN’e gelmişti ancak; Murat Ertel, Levent Akman ve Emre Onel dışındaki üyeler bunu kabul etmemişti. Aslında tek proje için bir araya gelen ve daha sonra dağılacak olan BaBa ZuLa da tam olarak böyle kurulmuştu.

“Tabutta Rövaşata”nın ardından ZeN müzikal faaliyetlerine devam etse de daha çok bu toprakların müziğine yönelen BaBa ZuLa’nın heyecanı ZeN’in işleyişini de iyiden iyiye yavaşlatmıştı. Bu yavaşlamanın içinde 1998 yılında “Tanbul” ve ardından 1999’da bu yazıya da konu olan “ZeN Bakırköy Akıl Hastanesinde” albümlerini çıkaran grup, daha sonra epey uzun bir ABD turnesine çıkmaya hazırlanırken Murat Ertel’in babası Mengü Ertel’in rahatsızlığı sonucu bu turne iptal olmuş yine 2000 yılında Mengü Ertel’in hayatını kaybetmesi sonucunda ZeN dağılmıştı.

Tarihlerden 23 Haziran ’98, saat 13.45, yer Mazhar Osman Uzman Salonu…

Yukarıda ZeN’in Peyote’nin müzik direktörlüğüne kadar vardığını anlatmıştım. ZeN’in önderliğinde bir dönüşüme uğrayan yeni Peyote’nin açılışından sonra konser öncesi gruba bir haber gelir. Sibel ve Nurten adındaki iki hemşire grupla görüşmek istemektedir. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde (ya da albümün adında olduğu gibi Bakırköy Akıl Hastanesi’nde) çalışan bu iki hemşirenin ZeN’den bir talebi vardır: Hastane içinde gerçekleşecek bir ZeN konseri. Geliri hastalara bağış olarak harcanacak bu konserin talebini duyan ZeN, teklifi hiç düşünmeden kabul ederken hemşirelerin küçük bir ricası da olmuştu: “Burada olduğu gibi çok karanlık ve depresif şarkılar çalmayın” diyen hemşireler “hastanede öyle hastalar var ki sizin gezindiğiniz yerlere giderler de geri dönemezler” diye de eklemişlerdi. 

Konser 1998’in 23 Haziran’ında saat 13.45’te Mazhar Osman Uzman Salonu’nda  dönemin parasıyla 250.000 TL’lik bilet ücretiyle gerçekleşecekti. Grup, konserin gerçekleşeceği salona ulaştığında tepede onları Dilek Tunca’nın hemşire fotoğrafı karşılamıştı ve çocukluklarından beri gördükleri bu görseli canlı kanlı görmek grup üyelerini çok etkilemişti ki Murat Ertel, konser ücreti olarak sadece bu çerçeveyi istemişti. Daha sonra da bu fotoğraf, bahsi geçen bu konser albümünün kapağı olarak belirlenecekti.

Burada ilginç bir parantez açmak da gerekiyor. Dilek Tunca’nın bu fotoğrafı neredeyse 1970’lerden itibaren hastanelerde karşımıza çıkmış bir fotoğraf. Mutlaka herkesin gördüğü bu fotoğrafın günümüzdeki kullanımı ise ZeN’in “Bakırköy Akıl Hastanesi’nde” albümünün kapağı. “Nasıl ya” diyebilirsiniz ancak Kenan Doğulu’nun 12 yıl önce İskender Paydaş ile birlikte yaptığı ‘Doktor’ şarkısının klibinde, LÖSEV’in kamu spotunda ve son olarak Özgür Özel’in 2021 yılında grup başkanvekiliyken mecliste yaptığı bir konuşmada gösterdiği “sus” yapan hemşire görselinde hep bu albüm kapağını görmüştük. (Arkasını ZeN logosunun kapladığı Dilek Tunca fotoğrafı) Hâl böyle olunca herkes ZeN’den haberdar olmasa bile bu albüm kapağını medya aracılığıyla sık sık görür olmuştu. 

23 Haziran 1998’e dönecek olursak; konser tam da ZeN’in alışık olunan doğaçlama sisteminden ilerleyecekti. Ne şarkı sözü vardı, ne de bir şarkı listesi. Ekip, konser öncesi defalarca hastaneyi ziyaret etmiş; hastalarla, doktorlarla, psikiyatristlerle ve hemşirelerle bol bol sohbet etmiş adeta hastaneyi dolu dolu yaşamıştı. Hastanenin fotoğrafçısından orada çekilen fotoğrafları konserde yayınlamak için istemiş olsalar da işe yaramamış, gizli fotoğraf oldukları için dışarı çıkarılmasının yasak olduğu söylenmişti. Ancak burada Gökhan Akçura da grubun imdadına koşmuş ve hastanenin tarihini anlatan verilerin ışığında konserde kullanılacak materyaller toparlanmıştı.  Aynı zamanda Mazhar Osman’ın “Keyf Veren Zehirler” ve “Yüksek Dejenereler” çalışmaları ile “Bakırköyünde İlk On Sene” kitabından yararlanılacaktı. Konser, tam manasıyla hastanenin ruhunu yansıtmalıydı. Tüm ekip hasta, doktor ve hasta bakıcı gibi önlükler giymiş; sahnede yatak, komidin, dolap gibi hastane odası eşyaları yerini almıştı. Konserin asıl konukları doktorlar ve hastane personeli olsa da hasta bakıcıların eşliğinde alana gelen hastalar, konserin atmosferini çok farklı bir yere evirmişti. Müzik zihin açıcı olunca, alandaki hastalar kendilerini müziğin akışına bırakmış grubu etkileyecek kadar büyüleyici bir hareket döngüsüne girmişlerdi. Tabii ki böyle bir konser kayıtsız geçemezdi nitekim tüm konser Raşit Serdengeçti tarafından makara bantlara analog olarak kaydedilmişti ki akabinde kaset ve CD olarak dinleyiciyle buluşmuştu. Ta ki 2023 yılında Ada Müzik etiketiyle plak olarak yeniden basılana kadar. Mix’i William Macbeath tarafından San Francisco’daki Ivy Room’da yapılan albümün ilk master’ını Ender Akay gerçekleştirmiş, plağın master’ını ise Ronan Chris Murphy yapmıştı.

54 dakikalık 7 şarkıdan oluşan albümde;

  • Bu Dünya Benim Dünyam
  • Mazhar, Neyzen ve Köpeği
  • Burda Bizden Başkası Yok
  • Arkadaşım Ateş
  • Dut Ali
  • Bakırköy Havası (Başta bu şarkı mix’lenmemişti ancak Murat Ertel’in ısrarı sonucunda bu kayıt da albüme girmişti)
  • Birozdan şarkıları yer alıyordu.

Tabii burada performans sırasında ve dolayısıyla albümde yer alan kadroyu da anmadan geçmek olmaz:

Osman Murat Ertel – Vokal, Elektrikli Saz ve Elektrikli Gitar

Sadri Emre Onel – Darbuka, Çalpara, Portatif Sampler, Vurmalılar

William Macbeath – Kontrbas, Bas, Çeşitli Sampler’lar

Mehmet Levent Akman – Def, Zilli Maşa, Vurmalılar, Küçük Sampler

Fahreddin Fahri Aykut – Davul

Merih Nafi Öztaylan – Vokal, Büyük Sampler, Konuşan Davul ve Vurmalılar

İşte ZeN’in hem kendi tarihine hem de Türkiye’nin müzik tarihine armağan ettiği “Bakırköy Akıl Hastanesi’nde” albümünün hikayesi benim anlatımımla bu kadar. Ama haberler güzel zira bugünlerde Ertel cephesi heyecanlı bir hazırlığın içinde. ZeN’in eski video kayıtlarından bir ZeN belgeseli hazırlanıyor. Kim bilir belki de şimdiye kadar duymadığımız neler duyacak, neler göreceğiz. Heyecanla beklemeye devam!

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
1 Yorum
  • Ben bu konseri canlı olarak izledim. O zamanlar oturduğumuz ev Çocuk Sitesi ile Bakırköy Akıl Hastanesi’nin arasında bir yerdeydi. Ben de zaman zaman Bakırköy’e gitmek için Akıl Hastanesi’nin bahçesinden geçiyordum. Üniversite ikinci sınıftaydım. O zamanlar Nekropsi, Zen dinliyordum. Bahçeden geçerken konser afişlerini gördüm. Birkaç arkadaşımla beraber bilet aldık. Ve konseri dinlemeye gittik. Yaşadığım en sıradışı şeylerden biriydi. Hastanenin konukları bazen ritimle salonun perdeleriyle oynuyorlar, bazen salonun ortasında ritim tutuyorlardı. Umarım videoları da çıkar tekrar izleyebiliriz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir