Radiohead – “The King of Limbs” Albüm İncelemesi

Ant Arın Şermet
Okuma Süresi: 4 Dakika

Farklı bir yol

“The King of Limbs”in yazım ve kayıt süreci, Radiohead’in önceki albümlerine kıyasla tamamen farklılıklar içeriyordu.Grup, “In Rainbows” dönemindeki uzun ve canlı çalınarak şekillenen kayıt yaklaşımını terk ederek 2009 yılının Mayıs ayından 2011’in Ocak’ına kadar adım adım deneysel bir yolculuğa çıktı. Bir nevi kimya laboratuvarında elinde beherglasla gezer gibi sample’lar ve loop’larla dolandı. Thom Yorke’un yenilik ihtiyacıyla şekillenen bu süreçte şarkılar, alışılan tarzda yazılıp prova edilmek yerine, stüdyoda doğaçlama olarak kaydedilen ses parçalarının kesilip biçilmesiyle oluştu. Özellikle Los Angeles’ta geçirilen dönemde DJ kültürüne duyulan ilginin de etkisi albümde hissedildi.

Bu noktada Nigel Godrich’in rolü yalnızca prodüktörlükle sınırlı kalmadı. Godrich’in önerdiği deneysel yöntemle grup, gitar temelli yazım alışkanlıklarını bilinçli olarak geri plana itti ve parçaları, kendi çaldıkları materyallerin sample’larını loop’layarak inşa etti. Jonny Greenwood’un geliştirdiği yazılımlar aracılığıyla bu sesler kesilip yeniden düzenlenirken, ortaya çıkan yapı geleneksel davul-gitar etkileşiminin yerini alan döngüsel ritim katmanlarına dönüştü. Yorke’un vokalleri ise bu hibrit altyapının üzerine adeta sonradan monte edildi. Godrich’in ifadesiyle ortaya çıkan materyal “devasa bir karmaşa”ydı ve bu karmaşayı nihai forma sokmak yaklaşık bir buçuk yıl sürdü. 

Pazarla(ma)ma

Grup, albümü 14 Şubat 2011’de kendi web sitesi üzerinden duyurdu ve yalnızca dört gün sonra, planlanandan bile erken bir tarihte dijital olarak yayınladı. Bu ani ve neredeyse habersiz çıkış, geleneksel plak şirketi kampanyalarının tamamen dışında konumlanırken, albümün düşük fiyatlı dijital versiyonu ve daha sonra gelen lüks “newspaper edition” gibi fiziksel formatlarla desteklendi. Bu strateji, bir yandan hayranlar arasında güçlü bir aidiyet hissi yaratırken diğer yandan “anti-tüketim” yaklaşımı ile ticari gerçeklik arasındaki gerilimi de görünür kıldı. Çoğu eleştirmen bu sürpriz hamleyi dahiyane bir heyecan yaratma yöntemi olarak gördü.

Albümün tanıtımında asıl kırılma ise, grubun bilinçli biçimde geri çekilmesiydi. Ne klasik single stratejileri ne de yoğun bir basın turu söz konusuydu. Bunun yerine, albümün yayınlandığı gün servis edilen ‘Lotus Flower’ albümün tek büyük görsel hamlesi haline geldi ve organik biçimde viral bir etki yarattı. Bu yaklaşım, Radiohead’in müziği “açıklamadan” sunma isteğinin bir uzantısıydı. Albüm, klasik tanıtım döngüsünden çok, dinleyicinin kendi başına keşfedeceği kapalı bir evren gibi konumlandı. 

Ayrık otu

“The King of Limbs”, Radiohead diskografisinde bugün geriye dönüp bakıldığında bir geçiş albümü gibi duruyor. Ne “In Rainbows”un çeşitliliğine ve heyecan yaratan fikirlerine ne de A Moon Shaped Pool’un orkestral derinliğine sahip olan bu arada kalmış albüm, grubun ritim ve döngü odaklı deneyselliğinin yansıması oldu. Özellikle Thom Yorke ve Jonny Greenwood’un minimal groove’lara yaslanan besteleri, şarkıdan çok atmosfer kurmaya odaklandı. Gelgelelim bu tercih, dinleyici açısından sorun yarattı. Çünkü bağ kurmanın pek ihtimal dahili olmadığı bir çalışmaydı. Radiohead standartlarında kısa bir albüm olması, ‘Lotus Flower’ dışında net bir Radiohead şarkısı barındırmaması ve sınırları pek zorlamaması, grubun en az ilgi gören işi haline getirdi. Buna bir de “OK Computer” ve “Kid A” gibi devrimsel albümlerin gölgesi eklenince, “The King of Limbs” uzay boşluğunda Thom Yorke’un ‘Lotus Flower’ dansı gibi kaybolup gitti… 

Puan: 7/10

Tür: Electronica

Yayın: 2011

Süre: 37 dakika

Label: XL Recordings

2025 BeatSommelier

Yazıyı Paylaşın
Yorum Yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir