Bıyıkları henüz terlemiş bir delikanlı olarak Barış Baş, Süslü Saksı Sokak’taki Çingenem Bar’da garsonluk yaparak adım atmıştı Beyoğlu’nun gece hayatına. Ardından CD’lerin yeni yeni piyasaya çıktığı günlerde Mis Sokak’taki Barcelona’da DJ olmuştu. Etrafta eski solcu bohem tayfa popülasyonuyla birlikte kapı önlerinde ucuz bira satan mekanlar artmıştı.
Mekân aidiyeti diye kavram vardı, insanlar takıldıkları yere göre de şekil alıyordu. Mekânın tüketim kalıbı ve çaldığı müzikler etkiliydi. Çello’da oturup satranç oynarlar, içeceklerse Sokak Bar’a geçerlerdi. Seksenlerin ablukasından çıkmaya çalışan genç kuşaklar kendine konforlu alternatif bir yaşam alanı yaratma peşindeydi. Giderek toplumun her kesiminin buluştuğu yer oluyordu Beyoğlu, bilhassa da yeni alan arayan marjinallerin. Komünist ile barmen, şair ile travesti komşu olurken, birbirine yakın yargılardan birlikte uzaklaşıyorlardı. İş yapmayan pavyonların ruhsatları hızla rock bara dönüşürken, bu devinime en yakından tanık olanlardan biriydi Barış.

Neredeyse her gün yeni bir mekân açılıyordu semtte. İpek Sokak’taki Çalıntı’da çalarken bir şeylerin çok hızlı değişeceğini hissetmişti Barış. Natasha Atlas, Fundemental, Goran Bregovic gibi isimler çalarken insanlar coşuyordu. World Music gümbür gümbür geliyordu. Çaldığı setleri de iyice etnik müziklere dönüştürmüştü Barış. Hatta araya bizden Neşet Ertaş, Orhan Gencebay gibi şeyler atınca millet kendini kaybediyordu. Ancak bar ortamlarında etnik müziğin yükseldiği anlar, Barış’ın Eski Beyrut günlerine denk gelmiş, iyiden iyiye ivme kazanması da 2000 yılında Shaman’da çaldığı dönem olmuştu.
Barış kısa bir süre çalıştığı Shaman’dan Barcelona’dan gelen işletmecilik teklifiyle ayrılmış, ardından da benzer görevle Melek’e geçmişti. Dönemin önde gelen ünlü sinemacıları, tiyatrocuları, gazetecileri ve yazarları buranın devamlı müşterileriydi, ki mekânın aynı zamanda DJ’liğini de yapan Barış ile Radikal Gazetesi röportaj yapmıştı.

Her şey yolundayken işletmesine hisseli olduğu Melek’ten tatsız bir biçimde ayrılmış, bir daha bu işlere girmeme kararı almıştı. 18 yaşından beri bu işerle uğraşmış, yıpranmıştı. Hayali bir pansiyon işletmekti. Biraz tecrübesi de vardı bu konuda. Kuşadası’nda bir pansiyonda çalışmıştı. Bunu sonradan ortağı olan Gökhan’a söyleyince, Gökova’da buldukları bir yere bakmaya karar verdiler. Otobüs bileti almaya giderken yolda Gökhan aradı:
“Bir bar varmış, bakalım mı?”
“Beni sokma bu işlere be moruk!!!”
“Yahu en azından gel fikrini söyle…”
Mis Sokak’ın bir altında bir binanın ikinci katıydı baktıkları yer, Barış’ın gözü tutmamıştı. Bunun üzerine emlakçı, Balo Sokak’ta daha büyük bir yere götürdü onları. Sonradan Araf olarak açacakları yerdi burası. Barış “burası olur” deyince birdenbire planlar değişmiş, Gökova seyahati rafa kalkmıştı. Kanına girmişler, aslında kendinin de kopacağına dair çok inancı olmadığı Beyoğlu’na yeniden prangalanmıştı.
Mekânın fiziki zorlukları vardı ama Servet’le birlikte üç ortak kolları sıvayınca yolu kısaltmışlardı. En büyük sorun ruhsat olmuştu. Paraya ihtiyaçları olduğundan Ercan’ı ortak almışlardı. Ortaklar: Barış Baş Ercan Erdoğan, Servet Bayram ve erken yaşta hayata veda eden (aslen profesyonel bir fotoğrafçı olan) Gökhan Keptiğ idi. Birbirlerini tamamlayan bir kare as olmuşlardı. Ercan ile Servet akil adamlardı, Gökhan ve Barış ise çılgın ve pratik insanlardı.

Açtıkları mekânın adını Araf olarak koyan Barış olmuştu. Ancak ilhan kaynağı Dante’nin İlahi Komedya’sının ikinci cildi değil. Barış, Melek’te girişteki barı işletirken, binanın sahibi kendisine en üst kattaki barın işletmesini önermişti. “Burayı işletsem adını ne koyarım” diye düşünmüş, “altta Melek var (adı Melek ama aslında bir çeşit cehennem), üstümde de gökyüzü, burası olsa olsa Araf olur” diye aklından geçirmişti. Sonra da bir çatı katında mekân açınca bu isim buraya nasip olmuştu. Araf’ı açtıklarında ruhsat alıp alamayacakları konusu belirsizdi. Çünkü önce mekân açılıyor ruhsat başvurusu sonradan yapılıyordu. Şayet bir aksilik olması halinde ruhsatı bu isimle alabilmek için Araştırmacı Fotoğrafçılar Derneği diye bir isim uydurup, dernek kurmayı bile düşünmüşlerdi.
Devam edecek…


