“Er ya da geç kuyrukluyıldızlar gezegenlerle çarpışacaklardır. Yerküremiz ve onun yakın dostu Ay, kometlerle küçük asteroitlerin bombardımanı altında kalabilirler. Bunlar Güneş sisteminin oluşumundan arta kalan döküntülerdir.”
Carl Sagan – Kozmos
Elektronik Müziğin Fransız Yıldızları: Air’ın Doğuşu

Fransa’nın elektronik müziğe kattıklarını düşününce şu an dinlediğimiz çoğu müzikte ne kadar büyük bir yere sahip olduklarını görüyoruz. Disco’dan IDM’e, onlarca alt türe dokunan Fransa’nın 1990’ların ikinci yarısına en büyük armağanlarından biri Air’dı. Uzak gezegenlerin büyülü sesini kulaklarımıza ulaştıran Nicolas Godin – Jean-Benoît Dunckel ikilisi, 1995 yılında bir araya gelerek kurdukları grupla başaracaklarını pek de bilmiyorlardı. Birçok türün adını geçirebileceğimiz müziklerinin özgün yanı, türler ötesinde bir dokuya sahip olmalarından geliyor. İlk albümlerinin ismine dönüşecek ayda safari yapma düşü, Air’ın melankolik melodilerinin Retro-fütürist estetik anlayışıyla buluşmasından süregeliyor. Birazdan detaylıca ele alacağımız “Moon Safari”nin de yer aldığı diskografilerindeki albümlerin tamamında sundukları işitsel dünyalar, farklılık gösterirken bir yandan bağdaşlık da kuruyor.
Moon Safari: Ayda Melankolik Bir Yolculuk

1997 tarihli “Premiers Symptômes”, gerçekten de adı gibi grubun ilk semptomları olan bir derleme albümdü. Bu derlemenin önemli yanıysa Air’ın sadece 1 sene sonra sunacağı başyapıta dair fikir oluşturmasıydı. Anında Fransa’daki elektronik müzik sahnesinin en dikkat çeken isimlerinden biri olmaya başladıklarını söylememize gerek yok diye düşünüyoruz. O dönemde Air’ın yanı sıra Fransa’nın elektronik müzik sahnesindeki bir diğer yıldızının Daft Punk olduğunu hatırlatmak fayda var. Ancak onları Fransa’nın ötesine taşıyıp küresel çapta tanınır hale getiren albüm, 1998 tarihli ilk stüdyo albümleri “Moon Safari”ydi. Bu albüm sadece 90’ların elektronik müzik anlayışına yön vermekle kalmadı, aynı zamanda dinleyicilere müziğin ne kadar görsel ve atmosferik olabileceğini de gösterdi. Adeta bir film izler gibiydi dinleyiciler. Ayda nefes almaya çalışıyordu da diyebiliriz.

“Moon Safari”, yalnızca Air için değil, elektronik müzik tarihi için de çok önemli bir albüm. Şarkıların teknik detaylarına girip müzisyen dostlarımızın alanına girmek istememekle birlikte, içe dönük synth’ler, melankolik olduğu kadar hayal kurmaya teşne melodiler ve lo-fi vokal dokunuşlarıyla bu albüm, 90’lara veda ederken kucaklamaya hazırlanılan yeni bin yıla adaptasyonun bir tezahürüydü. Elektronik müzikle krautrock’ın kesişim kümesinde yer alan Kraftwerk ile Brian Eno’dan oldukça ilham alan albüm, 1998’de çıksa da dinlerken 1970’leri yaşıyor ve yaşatıyordu. Nitekim hala da yaşatıyor. Ancak az önce de bahsettiğimiz gibi modern dünya ve milenyumun getireceği yeniliklere de hazırlıklı, hatta onları uygulamaya da başlamıştı. Albümün 7 dakikalık açılışı ‘La Femme d’Argent’ başlı başına yazıyı hak eden bir eser olurken ‘Kelly Watch The Stars’, ‘Talisman’ ve ‘Le Voyage de Penelope’, albümün daha düşsel ve 70’ler tarafını tanımlarken ‘Sexy Boy’, ‘You Make It Easy’, ‘New Star In The Sky’ ise milenyuma adım atmaya hazırlanan dünyada kendine yer bulan Air’ın modern anlatımları olarak dikkat çekiyor. Albümün en dikkat çeken özelliklerinden biri diğeriyse organik ve dijital sesler arasındaki kusursuz ahenk. Analog synth’lerin katmanlı yapısına eşlik ederken bizi bir rüya alemine davet eden, canlı bas gitarlar ve programlanmış ritimlerin bir araya gelişi, albümün organik bir deneyim sunmasını sağlıyor. Hatta organikten ziyade, yakın bir dostunuzla yediğiniz samimi bir akşam yemeğindeki sohbetin ve duyguların insani tarafı, “Moon Safari” ile dinleyicilerin bağının da benzeri. Albümdeki her saniye fon müziği olabilecek kadar dingin olsa da kulaklıkla ya da iyi bir ses sistemiyle derinlemesine keşfedilecek kadar zengin dokulara sahip.
Müzikte Görsellik: Air ve Sinema Arasındaki Bağ

Air’ın “Moon Safari” sonrasındaki yolculuğunun ilk durağı Sofia Coppola’nın “The Virgin Suicides”ı oldu. ‘Playground Love’, ‘Highschool Lover’ ve ‘Clouds Up’ gibi klasik Air şarkılarının yer aldığı bu soundtrack albümü, “Moon Safari”de fark edilen Air’ın sinematik yönünün arşa çıktığı eserdi. Jean-Benoît Dunckel, teklifi kabul ettiklerinde ciddi bir gerginlik hissettiklerini söylese de stüdyoya girdiklerinde sürecin çok hızlı ilerlediğini ve çoğu şarkıyı tekte bitirdiklerini aktarmıştı.
Deneyselliğin İzinde: Air’ın Değişen Ses Haritaları

“The Virgin Suicides” sonrasında Air, farklı işitsel yollar bulmaya çalıştı. Bunların ilki 2001 tarihli “10 000 Hz Legend” olmuştu. Onu 2004’te “Talkie Walkie”, 2007’de “Pocket Symphony” (2007) ve 2009’da “Love 2” takip etti. Bu albümlerin hiçbiri ne “Moon Safari”nin etki gücüne ne de “The Virgin Suicides”ın benzersiz yönüne sahip değildi. Ancak sahip oldukları şey Air’ın deneyselliğiydi. Denemekten vazgeçmeyen grup, en iyi bildiği şeyi yapıp sürekli yeniliklerin peşinde koştu. Dinleyicileri de onları böyle kabul etti. Bu esnada turlamaya ve hayranlarıyla buluşmaya da özen gösteren grubun kariyerinin belki de en büyük turnesi “Moon Safari”nin 25. yılı için yaptıkları özel sahneyle çıktıkları turneydi. Bu turneye giden Air hayranları, sadece gruba değil müziğe karşı yaklaşımlarında değişiklikler olduğunu söylemekten geri durmamışlardı.
Bugünden Geçmişe Bir Köprü: İstanbul Konseri

Biz de o turne kapsamında bu yaz kendileriyle İstanbul’da buluşacağız. Belki o özel sahnelerini İstanbul’da göremeyeceğiz ancak birkaç saatliğine kendimizi bambaşka bir evrende sanma rüyasıyla -yanımızda sevdiklerimizle- baş başa kalacağız.
Carl Sagan’la başladığımız ay yolculuğumuzu Nazım Hikmet’le bitirebiliriz. Zifiri karanlıkta değil, hoş bir akşamda melankolik melodilerle yuvarlanma umuduyla.
“Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.”


