Hilal Bakkaloğlu, müzik ve yoganın iç içe geçtiği yazı dizisiyle bize müziğin ve yoganın paralel yolculuğunu anlatıyor.
İlk ibadet müzikti. İlk ibadet bir sanattı ve tapınmak ise sanatçının yoluydu. En eski kutsal metinler olan Vedalar -en azından bilinen- binlerce ilahinin yazıya dökülmüş halidir diyebiliriz. Milattan önce 1500’lere kadar uzanan Vedalar’da ilahiler söylenir, binlerce beyit vardır. Şu sıralar malumunuz yoga çok popüler. Yüz yogası, keçi yogası, şu yogası, bu yogası derken yoga, etrafında 108 milyar dolarlık bir paranın döndüğü hisseli harikalar kumpanyasından hallice. En dibine kadar kazıyıp bakarsanız böylesi çekici bir meta olmadan binlerce yıl önce ilk yoga, bir kurban töreni hazırlığı idi. Kurban deyince aklınıza kanlar, deli deli danslar, sökülen kalpler, kesilen kafalar gelmesin. Bu kurban soluğun ta kendisi idi.
Sanatçı-insan aynı zamanda bir jiva-atman, ama jiva-atmanlıktan jiva-muktalığa doğru arayış içindeki insan demek. Ne demek jiva- atman, ölümden korkan her türlü canlı diyebiliriz ona; ölümden korktuğu için sürekli kendini muhafaza etme, kendini çoğaltma faaliyeti içindeyken çevresine oldukça duyarlı bu canlı. Bu duyarlılık jiva-atman’ın kolayca tetiklenmesine, hızla kendini savunmaya almasına, kendisini savunma hattında tutarken zihninin her şeyi eğip bükmesine sebep olur, çünkü hayatta kalma ve o hayata anlam verme çabası içinde… Tavuklar ve yumurtalar denklemi… Ve bir tavuk da laboratuarda yumurta ve spermden embriyo yapan akademisyen de bir jiva atmandır. Bu bağlamda aralarında fark yoktur.
Atman (kendi başına oluş) soluk ile başlar.

Tam da jiva-atmanlık’tan jiva muktalığa giden rotada sanatçının yolu başlıyor, müzik başlıyor, ilahiler başlıyor. Peki nereye gidiyor bu yol? Jiva mukta aydınlanmış; içinden o sürekli tetikte olmaktan, hayatta kalmaya ve onu muhafaza etmeye dönük çabadan arınmış; o çabayı aşmış varlık demek. Bir çeşit tanrıya yakın olma çabası hatta tanrı olmak, tabi mümkünse.. E bir tanrıyla ancak tanrılar arkadaşlık edebilir. Sürekli hayatta kalmaya çalışan bu ürkek varoluştan özgürleşmek istediğinde ise, en kaba tabiri ile bir parça huzur için, bunu ona bahşedebilecek varoluşu bu aşış, ölümsüz olduğu için ölümden korkmayan, hayatı doğarak kazanmadığı için kaybetme korkusu ile uyarılmamış, sonu gelmez kaygılardan muaf tanrılara yakarmaya başlıyor. Farklı vezinlerde ona ilahiler söylüyor. Atman’ın anlamlarından birinin yine nefes olduğunu hızlı bir not ile buraya düşeyim.
Sokak müzisyenlerinin ilk ataları Vratyalar

Yoga ilk kez Vedaların ilki en eski yazılı metin olduğu iddia olunan Rigveda’da geçer. Birtakım ilahi ve mantralardan oluşan bu kitap yogayı “birleşmek” “disiplin” olarak tanımlasa da bunu inşa edecek, eyleme dökecek herhangi bir pratik ya da metottan bahsetmez. 4. kitap Atharva Veda’da yoga, “boyunduruk takmak” anlamında, bu sefer kontrol edilmesi gereken nefes olarak yeniden karşımıza çıkar. Vratya denen, o zamanların rüzgar tanrısı Rudra’ya tapan, toplumdan dışlanmış hırpani bir grup insandan bahis olunur. İlk betimlenen müzisyenler topluluğu olması bizi şaşırtmaz. Sokak müzisyenlerinin en has ataları belki de bu vratyalar Şarkılar ve melodiler, besteler yapıp söylerlerdi. Eğer nefes kontrol çalışmaları (pranayama) yaparlarsa şarkıları daha güzel söyleyebileceklerini, notaları daha uzun tutabileceklerini bulmuşlardı. Diyebiliriz ki yoga ilk kez fiziksel bir edim olarak bu şekilde Vedalar’da yerini aldı, yani bir nefes çalışması olarak.
Mantra söylemek Hindistan dinleri için böyle merkezi bir ibadet olması bu yüzden sizi şaşırtmasın. Hiçbir şey yokken bile soluk vardı. Yaşam başladığı an, soluk ile başlıyor. Bebek annesinden kopup yeryüzüne fırlatıldığında, hem içinde yüzer halde hem de beslendiği sıvılardan çekilip havaya ve yerçekimine savrulduğunda uğruna ilk mücadelesini verdiği ve ilk sahip olduğu şey soluk/ soluğu. Tam bu noktada atman yani tanrıdan bir parçayı dünyaya taşıyan, yaşayan kendisi oluveriyor. Ancak sahip olduğunuz şeyi feda edebilirsiniz, ilk alınan şey soluk ise ilk verilen şey de o’dur. Soluk verildiğinde ses’e dönüşür, soluk verildiğinde söz’e dönüşür, soluk verildiğinde müziğe dönüşür, soluk verildiğinde ninni olur, ıslık olur, şarkı olur, ilahi olur. Şimdi durun, sessizleşin ve sadece minicik bir melodi mırıldanın ve kendi sesinizi dinleyin.. Nasıl? Aynı anda hem kutsal ve hem de güzel değil mi?
Müzik birleştirir, keza Yoga da
Binlerce insanı stat konserlerinde bir araya getiren, albümlere milyonlar sattıran, dijital platformlarda milyarca kez dinlettiren, birbirlerini hiç tanımayan insanlara bir anda bir ağızdan aynı melodi ile aynı sözcükleri söyleten, marşlarla, tezahüratlarla, sloganlar ile yükselten, cesaretlendiren, ürküten, mutlu eden, ağlatan, esinler telkin eden ve hatta savaştıran, öyle ya da böyle
bir şekilde “birleştiren” müziğin ilk hali işte bu ilahiler. Yoganın ilk fiziksel ifadesi olarak nefes çalışmaları da ilahi müziği yapmak uğruna kurban edilen nefeslere bir hazırlık… İlk ibadet biçimi olarak karşımıza arz-ı endam ediyor.
Dizinin bir sonraki yazısı: Bırak Güneş Işığı İçeri Girsin
Tüm bir hayatı sevgi ile yaşar, nefes alıp verdiği sürece ibadet halindedir, kim ki her işinde Krişna’yı anar o kişi cennetle müjdelenir. Krişna’yı nerden mi tanıyorsunuz? En sevdiğim filmlerden biri olan Hair’den, Hare Krişna Hare Hare Hare’yi bir kulak kurdu olarak buraya bırakıyorum. Bir sonraki yazıda Krişna’ya müzik eşliğinde, aşk ve ekstaz içinde ve -mutlaka- birlikte dua edilen ve mantralar ile anan Kirtan’dan bahsetmek üzere…


